Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
ANADOLU YAZILARI

Mardin'den Savur İlçesine...

     Savur... Mardin Kentinin minyatürü anımsatan nesneleri bir bir geride bırakan ve dağların arasına uzanan, yumuşak kıvrımlı keyifli bir yol... Kavakçılık, ve hayvancılığın yapıldığı Mardin'e bağlı Savur ilçesi ..

Yakın bir tanıdığımın Savur ilçesine öğretmen olarak tayını çıkmıştı. Onu görmek amacıyla yaptığım gezi sırasında Savur ve çevresini tanıma fırsatını buldum. İzmir'den ilk defa Türkiye'nin doğusuna gelen Elvan öğretmen Savur'u sevmişti, sevgisine bende hak verdim. E24 karayolundan Kızıltepe ilçesinden geçip Mardin'e, oradan Midyat- Batman yoluna saptın mı bir yan yol, alır götürür seni Savur yol ayrımına, inçe iki arabanın zor geçebileceği asfalttan devam edilir. Mardin'den 50 km.den sonra... Bu yörede çevreyi bilmeden çıkılan bir yolculukta kaybolma ihtimali bir hayli fazla olsa da benim hedefim belli, Savur ilçesi. İlk kez konukları olmuştum Savurluların. Bir sokak gezisi sırasında tanıştığım "Erkan kahvehane"yi çalıştıran Memoş buyur etmişti beni. Pazar günüydü kahve kalabalıktı. Kalabalık olmasına rağmen misafir için çabucak hazırlanan bir çay, o yorgunluk durumda damakta uzun süre kalan çayın tazeliği unutamadıklarımdandı. Bunun da ötesinde, o güzel yeşil bahçeler, Ulu kavaklar, tarihi taş evleri ve anlamlı gözlerle bütünleşen yumuşak bakışlar ve tebessümler beni duygulandırmıştı.

Eskiden Mardin-Midyat - Cizre kervan yolları üzerinde bulunması nedeniyle ticaretin yoğun olduğu Savur'da günümüzde bu hareketlilik kaybolmuştur. İlçenin tek caddesinden yukarılara yürüdüğümde caddenin üzerinde yer alan dükkanlar, halka şeklindeki yuvarlak pide çıkaran fırınlar, tarihi yapılar içinde yer alan berber dükkanları ve kahvehaneler kolaylıkla görülebil ilenler. Eskiden bir dokumacılık merkezi olan Savur'da şimdi bu sanatın izleri sadece kişisel ihtiyaçların giderilmesi ile sınırlanmış. Güneyinde Mardin il merkezi ile Ömerli ilçesi, doğusunda Gerçüş ve Midyat, kuzeyinde Diyarbakır'ın Çınar ilçesi, batısında da Mazıdağı ilçesi ile komşuluk yapar Savur... Dağlık bir arazide kurulan ve 1300 metre yüksekliği olan İçören köyü yakınındaki kefibbet tepesi. Derin bir vadiden doğan İlçenin başlıca akarsuları olan Savur çayı ve Sürgücü deresi, Zoni, Yeşilalan, Şatılı, Elfan, Gengi, ve Deresu ile sulanarak güçlenen Savur çayı Başkavak, Karapozreş, Derbent ve Mir bahçelerini suladıktan sonra Dicle nehrine karışır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kurak olmasına rağmen akarsularının bolluğu yüzünden yazları ılık ve serin, kışları ise oldukça sert geçer. Yeşilliği ve suları nedeniyle su sorunu olmayan Savur oldukça şanslıdır. Savur'da geniş düzlükler olmamasına rağmen ilçe toprakları 750 - 1200 metreye kadar yükselen yaylalardan oluşmaktadır. Mardin merkezine girmeden ikinci dörtyolda Batman, Midyat tabelasını görürsünüz. Sola dönüp biraz yol almaya başladığınızda kentten koptuğunuzu hissedeceksiniz. Her geçen kilometrede yeşillikler ve dağlık nesneler artacak, yolda sadece minibüsler, çay kenarında çalışan yaşlı, genç çilekeş insanlar ve boşaltılmış harabe köyler gözünüze çarpacaktır. Dik yükselip alçalan arazi yapısıyla, yumuşak kıvrımlarıyla oldukça keyiflidir Savur yolu. Yol boyu geçilen kavak ağaçları , tarım arazileri ve dağ yamaçlara serpilmiş otlayan koyunlar... pencereleriniz kapalı olsa dahi dağ havasını size taşır...

Mardin yönündeki tepe ile, kuzey tarafındaki doğal kale arasında deve boynu şeklini alan sırtın üst ve yanlarında kurulu olan ilçe, iki yüksek tepenin (kambuze ve kale ) ortasındaki ense anlamına gelen Arapça, Farsça ve Süryanice dillerin karışımı olarak almıştır Savur adını... Elvan öğretmenin komşusu olan sohbet ettiğim sağlık emeklisi Şehmus "Mardin ilçelerinden en fazla okuma oranı burada. Halkı hem kazanmasını bilir, hem de yemesini. Çok çalışkan, namuslu ve medenidir"diyor. Ve ekliyor, " Savur kırk köy ve dört mezradan oluşmaktadır. Terör bizi geri bıraktı, eskiden nüfus fazla olmasına rağmen Savur'un zenginleri ilçeyi terk ettiler ve yaklaşık yirmi köy boşaltıldı daha çok Hıristiyan ve Süryaniler göç ettiler... " Önümüzde ilerleyen koyunlar biraz yavaşlatıyor bizi. Sürünün başında yürüyen küçük çoban, pencereye doğru eğiliyor, gözüne vuran güneşe eliyle gölge ederken "Hoşgeldiniz" diyerek karşılıyor bizi. Bu yemyeşil vadide askerler çıkıyor karşımıza köprü girişinde ilçeye girerken... Komando yazısı bulunan yamacın yanından geçerek tırmanıyor yol ilçe merkezine.. "Savur ilçesine hoş geldiniz" tabelasından sola, dağ tarafına şehir merkezine doğru yöneliyorum. Kavak ağaçların arasındaki köprüden geçince dinlenme çay bahçesinde demli çayı yudumlarken akan suyun sesine ve karşıdaki kaleye bakarak dalıyorum... İlçenin sırtını dayadığı yüksek tepenin üstüne tek beden halinde inşa edilmiş Savur kalesi. Sasaniler ve Bizanslılar arasında büyük çatışmalara sahne olmuş ve kervan yollarının korunmasında büyük yararı olmuştur. Ayakbastı parası alındığı ve ziyaretçilerin büyük bir kapıdan gözlendikten sonra kabul edildiği kalenin surlarından bir bölüm halen harabe halinde ayakta durmaktadır. Yığma taştan kalenin Romalılar tarafından yapıldığı ve gizli yollarla Savur çayına inildiği saptanmıştır. Kaleyi gezerken dört adet su birikintisini depolayan ve çoğu toprakla dolmuş sarnıçlar görülür.

Savur'un tarihi 3.000 sene evveline kadar uzanır. Yöre önce Mezopotamya'ya hakim olan kavimlerin daha sonra ise Elcezire'yi fetheden Müslüman Arapların hakimiyetleri altına girmiştir. 1041 tarihinde Türk akıncıların eline geçmiştir. Sonradan Artukoğulları eğemenliğine girmiş ve bu devlet M.S. 1490 tarihinde Karakoyunlular tarafından yıkılınca Akkoyunluların eline geçen Savur'a Azerbaycan'dan getirilen Türk boyları yerleştirilmiştir. Tarihi bilgilere göre Savur'un Kumuk Türkleri tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. 1507 tarihinde Akkoyunlu devleti Safeviler tarafından yıkılınca Savur da Safevi devletine bağlanmıştır. 1516 tarihinde Yavuz Selim'in Mısır seferi sırasında Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Savur ilçesi eskiden Sürgücü ( Avine bucağı ) adı ile anılıp hükümet merkezi Savur'a bağlı 'Tizyan ( Elmabahçe)' köyünde idi. Diyarbakır valisi Sami Paşa 1884 yılında hükümet merkezini Savur'a naklettirdi ve Savur ilçe oldu. Caddenin sonunda evlerin arasından kaleye doğru giderken, göze çarpan Eski Caminin Milattan sonra 369 tarihinde Melik Şeydal tarafından yapıldığını, daha önceleri kilise olarak kullanıldığını öğreniyorum. Yanındaki medrese ile birlikte külliye olarak anılması daha sonra 668 yılında manastırı yöneten metropolit Mergabriyel Elbakistani'ye 11.yüzyılda ise yönetime hakim olan Artuklular tarafından camiye çevrilmiştir ve halen cami olarak kullanılmaktadır. Savur'un tarihi evleri insanı büyülemekte. Taş işçiliğinin ve süslemenin yanında ilginç ahşap işlemeli pencereli, eyvanlı köşkleri mutlaka görülmeye değer... İlçenin çevresinde kayalık tepelerin yamaçlarında çok miktarda kaya evleri bulunmakta, bu kaya evlerin iç kısmında üç duvarında birer divan şeklinde bölümlerin olduğu küçük odalardan ibarettir. Halk arasında söylentiye göre Savur'un adını veren Kral Şapor ya da Staor'un kızının evleri olan bu kaya evlerinin gizli geçitleri bulunmaktadır... Akşam kahvehanede gençlerin maç izlemesi ile şenleniyor Savur caddesi... Galatasayar-Fenerbahçe maçında tanıştığım beni gezdiren İsrafil Yüksel anlatıyor "kahvenin dışında eğlencemiz 'Horoz döğüşü'dür. Büyük ilgi gören döğüşler için özel horozlar önceden beslenir ve değerli horozlar pahalıdır" der. Ertesi gün horoz döğüştürme kahvesine gitmek için sözleşiyoruz. Misafir olduğumuz Elvan öğretmenin komşuları bize hazırladığı nefis lezzetli yemeklerin yanında anlatıyor Savur yöresel yemeklerini : kibe ( işkembe çorbası ), Irok ( içli köfte ), Lebeniye ( yoğurt çorbası), Kaburga dolması, Bello ( Mercimek köftesi), sarma, Metfuna (Güveç),peleziz, Ikbebet. Mağlota, Kısır, ve kebap çeşitleri Tatlılar ise, ısfire ( Yumurta tatlısı),Kıtkak, Harire ( Bulamaç), Ikliçe gibi...

Ertesi gün Midyat'a doğru yol alıyoruz. Savur merkezinin ayrılış tabelasından yüz metre ileriden sol tarafı dağ, sağ tarafında kavak ağaçlarıyla üstü kapatılmış akan çay, buğday tarlaların, otlayan ineklerin mekân tuttuğu tepe araziler başlıyor. Arabamız tepeyi döndüğünde vadi ve yanında taş yapılı boşaltılmış köye rastlıyoruz. Bu görüntü biraz canımı sıksa da, baharın ilk kelebekleri, bir de oraya yeni varmış leylekler moralimi düzeltmeye yetiyor. Yol üstündeki Dereiçi Köyünün içinde yolun ortasında dur tabelası ve askerin kimlik kontrolü... Geziyoruz Dereiçi köyündeki Süryani kiliselerini . Biri hala canlı ve ibadet ediliyor diğeri ise, sessizlik içinde at ve ineklere ot yetiştiriyor bahçesinde, kapısı metal bir tel ile kapatılmış canı çalan kilise bahçesinde mimarinin üstün örnekleri olan mezarlar yer almaktadır. Boşaltılmış taş işçiliğin ve eyvan süslemeli köşk evlerin arasında dolaşan, 74 yaşında Hasan amca ile tanışıyoruz. Anlatıyor yorgun haliyle " Biz Müslümanız. Bu köydeki bütün Süryani evler boşaldı, hepsi Avrupa'ya gittiler bir daha gelmezler. Biz sadece üç ev kalmışız onlarda benim çocuklar" neden gittiler diye sordum ? sigarasından bir içim alan Hasan amca " burada şarap fabrikasını çalıştıran muhtarı vurup, öldürdüler. 1994 yılında terör nedeniyle. Mezarı da kilise bahçesine koydular. Bütün akrabaları durmadılar bazıları İstanbul'a, bazıları da Avrupa'ya göç ettiler işte böyle" dedi. Yorgun gözleriyle boşaltılmış evlere bakarak. Köyden yaklaşık bir kilometre sonra yolun sağında pencereleri kırılmış, demir kapıları paslanmış " Yüksel Şarap fabrikası" tabelası duruyordu. Mezar anıtı gibi... Yıllarca üzümleri şarap haline getiren ve Avrupa'ya "Yüksel şarabı" satan şaraptan ilçede sadece yedi tane kalmıştı. 1988 üretim tarihi yazılı iki tane hatıra olarak satın aldık yıllanmış beyaz şaraptan... Tüm evler kiliseye dönük Dereiçi'de. Bu sayede, bilinçsiz de olsa bir şehir planlaması oluşmuş köyde. Yollar genelde birbirini 90 derece kesiyor ve çıkmaz sokak yok. Yavaş yavaş kaybolan taş evleri düşünerek, eyvanlarından bakarak geniş avlular çevreleyen kalın taş duvarları düşlüyorum... Yola devam ederken...

Yazı ve fotoğraflar: Abdi Demirtaş

Bookmark and Share

Yazan: Sinem Yakupoğlu - Tarih: 08.01.2004 - Puan: 189 (%63) - Yorumlar: (0) - Okunma: 3900 - Oy Ver:

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN ANADOLU YAZILARI
1-) Nohut Dürümü (28969 Kere)
2-) Ağlayan Çınar (24816 Kere)
3-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (23280 Kere)
4-) Dünyanın Tepe Noktası (23263 Kere)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (22911 Kere)
6-) Kastamonu Gezisi (17612 Kere)
7-) Adım Adım Bursa - 5 (17472 Kere)
8-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (16610 Kere)
9-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (15403 Kere)
10-) Antik Çağın Altın Şehri (13562 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      
EN FAZLA PUAN ALAN ANADOLU YAZILARI
1-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (4146)
2-) Dünyanın Tepe Noktası (3405)
3-) Ağlayan Çınar (3371)
4-) Kızıltepe'nin Altındaki Kayıp Şehir (2594)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (2006)
6-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (1857)
7-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (1619)
8-) Kastamonu Gezisi (1608)
9-) Adım Adım Bursa - 5 (1575)
10-) Bursa Bir Küçük İstanbul (1536)

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.