Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Erken Ağıt


Dilinde ufaklık olunca canlandırıyorum,
yüksek ilminde vardı: boğuk ses
benim de genzimde vardı: ağladım.
Sokakta alıkonur ya insan bir durak
diğerinden beter ve hep beraber
tıkılırdık ya hayata, dillerimiz
şaşmaz bir velet cinsiyetinden
keyfini salardı. Dünya marş söylerdi,
ağlarken biz. Şimdi biliyorum: Benim annem ve babam
– onlar beraber
ölecek: ben biriyle kalacağım,
sonra o da yok. Kısa değildi hayat
can yanıyor. Hiç sığır etine dokunmamış
ama sığır gibiyim. Sen de öleceksin,
ben de umursamıyorum. Yokluğun
bir delik kalpte hayat bırakmıyor, dilin –
de sevişmenin tadı var mı,
kaldı mı, unutamıyorum.

Hepimiz öleceğiz, çoğumuz ölü
zaten bir bacak diğerini emer de emer,
insan insana yavaşlamak için var,
kaskatı olanı nasıl bırakamıyorsam,
o nesneden ruhani hayata
ve sırf ilimden tabiata
düşmek geri sürükleyen bir yol
işçiliği ve el titremesiyle kaybolan
dağılma, diken diken ..

Seni sevdim. Seni özlüyorum.
Hâlâ.
Dışa çıkmıyor fotoğraf tıpkı alnım gibi
parlak bir sır veriyor, alıyorum,
öleceksin. Yoksun zaten. Ölmüşüm.
Benim annem ve babam beraber.
Biz beraber ölmeyeceğiz. Birimiz diğerini,
yani mutlaka sen beni, tükürüp hayata
yalnızca yalnız bırakıp
güçsüz, nedensiz, hain kol ve bacaklarla,
uğuldayan göz ve şişen gövdeyle,
yerdeki leğen gölgeyle bırakıp
duraktan durağa hayatta araçlarla,
yani gençlerin o zalim, düşüncesiz
daha kırılmamış
ve olabildiğince yüzsüz
halleriyle yalnızca yalnız bırakıp
ölmeyecek. Sen başkasının yanında
öleceksin. Annem ve babam beraber
ölecek. Bu helezon acıyı
uykuya benzer duyarken, artık biliyorum:
Ben de başkasının yanında ..

iki
Ben de başkasının yanında ağlarım.
Boğulacağım elbet: Düşünürken
her sesi ayırt etmeye çalışan kulağım
var saymıyorum, hem de benzersiz
el tutmalar ve öpüşlere eşlik eden.
Doğumum bir kül tablası olmalı,
seramik misafirlerin yanında parmak
gezdirerek can sıktığı. Çünkü
devrime inanmıyorum. Çünkü
korkuyorum şehirden. Duygusal
cenazemden ürktüm, beni öldüren şehri
insanlarıyla püskürteyim derken
depremden korkuyorum: Olabilir,
n’olur acı çekmeden öleyim. Oysa
daha ne acı çekebilirim. Bayağı
sözlerim hayatı pişman kılıyor. Seni
özlüyorum, elbette, utanıyorum. Sen
başkasını ve ben başkasını
öperken .. Nasıl şeyse bir sabah
annemi buz gibi bulmak ve babamın
soluğuna cam tutmak .. Buğu n’olur
yayılsın, n’olur bu gövde ılınsın ..

Ölüm, hoş geldin aklıma. Ben bu şiiri
sana, anneme, babama okuyamam –
ne de kendim okurum. Bir ölüm
ardından vardır, öyleyse ne haldeyim?
Sabahlarca ağlıyorum. Çok dost kaybettim,
çok da kendimi. Ama kimse ölmese ..
Gülen esmer dişler kabarık çıkıyor
akıldan boğuk iniltilerle boğaz temizleyen
iki insan, bir sevişme, ben, bir buluş
ve sen. Seni kaybettiğim gibi kaybettim.
Aşk, ölümsüz sanırdım kendimi.
Bir anne ve bir baba ölecek: iki insan, bir koza.
Her gün her şey
ölüyor. Vücut bozuluyor. Gövde salınıyor
ve boşlukta düşler uçuyor. Ben senle çok
ağladım, senin yüzünden yani.
Başkasını öpme, diyemem sana. Ama
başkasıyla ölme, yalvarırım. Benim
annem ve babam ölecek: Bugün telefondaydım,
yarın göreceğim ve bir gün hiçbir şey ..
Ben bir başıma ..
Önce babamla yalnız kalacağım, ya da
önce annemle yalnız kalacağım: Aşk,
beni var etmiş bir erken vakitte ve aşk,
beni yok etti sanki erken vakitte. Onları
özleyeceğim, çok. Neden üzülür insan
ve neden dayanamaz başkasının ağırlına:
yolculuk etsem annemle bunalacağım
tıpkı babamla bir bütün gün ne yaparız ki
ve senle, şehirde bazen bir görkem olan gün,
bazen felaketti, biliyorum, yani neden
dengesini kaybeder insan ve
dayanamaz başkasının ağırlığına? Suda
bir dalı gezdiriyorum, bir öpücük
kondur istiyorum bana: öleceğiz,
bir an bir kazayla, üzgünlük, dalgınlık,
ani görülen tırtıl, kaçak yağ, kaynar su
ya da kılçık, bozuk yemek, nükleer, ters söz,
bir nazar, devrik bardak, utançla:
Aynı üzgünlükler affetmez dişlerini sap–
lıyorlar ve öleceğiz, derken hiç
olmadık biri ölüyor, bilmiyorum, ağlıyor
musun, ben ağlıyorum. Annem, babam, sen:
Her şey öldürebilir beni.

Seni şaşırttığımı umuyorum.
Seni şaşırttığımı umuyorum.
Beraber ölmekle beraber ..

üç
“Ölecekler. Ben bunu engelleyemeyeceğim. Artık
olmayacaklar; az önce yaptığım gibi onlarla
birkaç kelime konuşup odama çekilmek söz konusu
bile olmayacak. Hep odamda olacağım. Uyuyan
annemi seyretmek ürkütüyor, içimi paralıyor:
soluk alıp verişi bana bağlı değil, kendine
bağlı değil. Sabah uyandığımda kötü bir şeyler
olmuş olabilir. Bunu defalarca düşünüp ağladım,
içim eziliyor hâlâ. O yabani ağırlığa
katlanamayacağım; herhangi birinin olmayışına
katlanmak zorunda kalacağım bir gün. O günü,
kiminle kalacağımı düşleyemiyorum, bütün
bu tartışmalar, laf atmalar olmayacak, hüzün
bastıracak. Ve biliyorum ki, kesinlikle ikisinden
birini yalnız bırakamayacağım. Boğazım tıkanıyor.
Doğrusu, her ikisinden de önce ölmek istiyorum.
Ya da hep beraber ..”

dört
Ölüm yok elbette. Mavi dağlılar
alıp götürür bizi, ısrar etmeden
çekilen ne varsa onu. Bir varsayım bu
dünya, kim istemişse kanıt sunmamızı.
Ama yalnızlığım gerçek, başkası olmayışım
ve hırpaladığım hayatla iç içe
Bed bir bahta ulaştığım. Belki
ölseniz ne çıkar, ölsem ne çıkar?
Biliyordum çoktan: Umurunda değilim
kimsenin umurunda olmadığım gibi.
birilerini seviyorsam, gerçek, elle tutulur
kişiler değil bunlar; elimde dağılmalarından
biliyorum. Ve uzun zamandır, çokça,
hissettiğim göğsümdeki boşluk,
bir şey, anlaşılmaz bir şey
tuhafça yokluğunu veriyor – açlık gibi,
hani insan olur olmaz yerde
yokluğunu hisseder ve aranırkenki korku ..
Sokak, kimseyi kaldırmaz oldu çünkü.
Ben, bazen, hep böyleydi sanıyorum.
Mutsuzum. Yine herkesin
mutsuz olduğunu sanıyorum; fark etmiyorlar ama.
Zaten ben onlara kalmaktan mutsuzum. Çekilin,
gidin! Kutulara dolan, kutulardan boşalan ..
Anlatamıyorum, anlayamıyorum.
Uzun zamandır üzgün, ezik, daha da
çekingenim.
Ne olur ölseniz, ne olur ölsek?
Annem, babam, sen, ben
zaten öleceğiz. Ama onlar beraber ölecek.
Ne olur ölsem.



Bookmark and Share

Yazan: Sabri Gürses - Tarih: 26.05.2003 - Yorumlar: (0) - Okunma: 3480

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12286 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (10902 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10277 Kere)
4-) Troya (9978 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7622 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7547 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6691 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6169 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5479 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4623 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.