Akreplerin gözyaşlarıSinsice saklandığı mağaralarından, başlarını günışığına uzatarak bir ışık arayan akrepler. Her ışığı gördüğünde bir umutla kuyruğunu kıstırarak, ışığa dönen akrepler. Yüreklerine doldurdukları zehirleri kurbanlarına akıtmayı beklerken, yüreklerinin zehirler içinde kaldığının farkında değildirler. Ta ki, kurbanlarının feryatlarından sağır olduğunda kulakları ve kör olduğunda duyguları, kalakalırlar kendi kendilerine. Hiç akreplerde ağlarmı demeyin! Onların hüzünleri uzaklara ait olup yakınlara hapsolmalarındandır! Akrepler de hüzünlenirler. Hüzünleri ağlayamamalarındandır. Ağlayanların derdini anlayamamalarındandır. Bir hışımla bakarlar arkalarına. Dudaklarını ısırırlar ve dolu dolu gözlerle bakar ve gene bir hışımla önlerine dönerken, arkalarında vicdansız sert bir yürek önlerinde ise gözlerinden, kayalaşmış yanaklarına süzülen gözyaşlarını saklamaya çalışan bir silüet bırakarak giderler. Hüzünlüdür akrepler. Zehir kusan iğneleri hep zehir doldurmuştur kalplerine. Bir kafesin içine hapsolmuş yabani hayvanın, dışarıda ona bakan gözlere karşı ilgizsizliği gibi zehirleriyle uyuşmuş olarak geçirirler günlerini. O kafesin kapıları hep akşamlar açılır. Zehirler içinde kalmış ruhlarına bir nefes alma fırsatıdır bu. İşte bu anlar hep akreplerin göz yaşlarının döküldüğü ağlama vakitleridir. Kalp kafeslerinin kapıları açıldığında bir hıçkırıktır ki kaplar etrafı. Öyleki, düğüm düğüm olup tam boğaza tıkanıp kalan hıçkırıklar gibi gelir gelir gider onların gözyaşları. Ama doruğa ulaştığında bu düğümlenmeler, büyük patlama olurmuş gibi kalplerinden pompalanan kanlar göz yaşı olarak fışkırır göz pınarlarından. Kan pınarı olur akşama kadar kanlarını emdikleri yaratıkarın kanları göz çanaklarında. Kustukları zehirlerle dolu dört duvarın arasına sıkışmış ve burada boğulur gibi hal alır ve çaresiz beklemek onlar için bir günah çıkarma olacakmış gibi hallerini şikayet edecekleri makamı bilemeden.... bilselerde şikayet etmeye yeltenemeden, kanlar içinde kalakalırlar öylece. Ağlarlar akrepler! Her ağladıklarında, ateşler arasında kalmışlar gibi kendi zehirli iğneleri ile kendi kendilerini sokarlar. Gözlerini sıkıca kısar ve acıyı derinden hissetmeye çalışırlar. Kendi gözlerini kendilerinden kaçırır ve kendi içlerinde kendilerine uzak olmalarından, uzaklarda bulamadıklarının yakınlarında aranması gerektiğini bilemediklerinden ağlarlar kendi hallerine. Onların ağlamaları kıpkırmızıdır. Hüzünleri alevlidir. Hıçkırıklarının yankıları çok uzak, feryat solukları çok sıcaktır. Onların elbiseleri gibi, içleri de gözyaşları da kıpkırmızıdır. Onların öfkeleri kendilerinedir. Akıttıkları zehirler kendi yüreklerinin kasvetine bir isyan, çıkamadıkları dört duvarın duvarlarına vurulan bir tekmedir. Hıçkırıkları, sokmak için atağa geçen bir yılanın tıslaması gibi çıksada, arada yukarı bakmaya yeltenen başlarınından ufka diktikleri gözleri, hep bir umut gözlemektedir. Akreplerde ağlarlar! Biz onları duymasak da... Gözyaşlarını görmesek de... kıpkırmızı gözlerinin ardında hep bir hüzün gizlidir. O hüzün sizin anlayamamalarıdır. O hüzün uzaklara ait ve talib oldukları halde yakınlarda hapsolup kaybolmalarıdır.
Halit Unal – Hyderabad – India 22.02.2005 Tuesday
Yazan: - Tarih: 24.02.2005 - Yorumlar: (0) - Okunma:
4056
|