Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Lacivert

Kısa bir telefon konuşmasıydı görünürde. Karşılıklı sarfedilen bir iki sözcük, daha çok…suskunluk…

“Evlendim” dedi Mevlude.

“……..”

“Bir şey söylemiyecek misin?” kısıktı sesi, “ben…” sustu. ‘Olmuyor böyle, yaşın geldi de geçiyor, bir iki seneye kalmaz bu orta yaşı epey geçmiş dul adamı da bulamazsın, hem burası küçük yer, her bakışın ardında söylenmeyen yüzlerce sözcük…bize kalsa böyle de olur ama…bu tarz konuşup durdular işte boyuna, artık yeter diyemedim…’ diyen bir suskunluk girdi Mevlude’yle aramıza.

“……..”

“Değirmendere’de oturuyoruz, emekliliğimi istedim, yolun düşerse…bak telefon numaramı veriyorum, yazıver, kağıt kalem var mı yanında?”

Rakamlar gözyaşı taneleri gibi dökülüyor ahizeden dışarıya, yazmadığımı biliyor Mevlude ama söylüyor yine de işte, ‘söyleyecek başka ne kaldı’ der gibi, “Hoşçakal” deyip kapatıyor telefonu sonra.

………..

Onu lacivert düşleyeceğim sanırım. Hep lacivert giysileriyle çıkıyor karşıma ne zaman düşünsem çünkü.. İnce ve biçimli bedeninde lacivert takım-tayyör deniyor galiba-Bahçeye bakan sınıfların birindeyim, başımı pencereye çevirince, gelen laciverdi görüyorum. Küçük, yarı emin, yarı tedirgin adımlar, hafifçe sola eğik omuz, bakışları genelde hep yere yönelik, neden? Hiçbir gün ona gülümsediğimi göremedi. Mevlude! diye seslenmeyi çok istedim ama yapamadım. Biliyorum, hoşlanır bundan ama onaylamaz yaptığımı.

Ona hiç seslenmedim pencerelerden ve göstermedim gülümseyişimi.

Asıl bilinmeyen, çok bilinenin ardında olmalı. Onu izlerken hep bunu düşündüm. Bir de, bazı yaşamların hiç de sıradan olmadığını. İçsel yoğunluk mu demeli buna. İkimizin de birer cangılda yaşadığını düşünmeye başlamıştım nedense.-karmaşık yapılı ve beklenmedik tehlikelerle dolu bir orman, cangıldan kastettiğim- Ne ki, o ustalıkla duvar örmüştü ormanın çevresine sanki, hatta hercai menekşelerle süslemişti duvarı ve güzellemişti. Güçlü ve sabırlıydı. Bense, duvar örme düşüncesinden bile uzaktım. Sessizce anlaştık onunla.

Onunla, bir deniz kıyısı lokantasında karşılıklı oturduğumuzu, belki bira içtiğimizi, benim, siyah saçları arasında gezinen güneş renklerine bakıp gülümsediğimi, onun sa konuşmadığını, söz sırası geldiğinde masamızın altında uzanan durgun denizde dalgaların önce ufak sonra büyüyen heyecanlı devinimlere dönüştüğünü, onu seslendirdiğini düşlüyorum.

Dolaşmak isterdim onunla, kolundan çekip sürüklemek bir yerlere, küçük adımlarıyla bana erişemeyeceğini düşünerek, adımlarımı zıplamalarla sınırlandırır, onun kahkaha atmasını sağlardım belki. Deniz kıyısında yürüyorsak eğer, ayakkabılarını çıkarıp ıslak kumlarda iz sırakabilirdi. Delice öyküler anlatıp mutlaka güldürürdüm onu. Dans bile edebilirdik. Çevremizde kimselerin olmadığına, olsa da bakmayacaklarına, baksalar da bizi göremeyeceklerine inandırırdım onu ve Mevlude, küçük, küçücük de olsa bir gedik açardı duvarlarından birinde..eminim..

Düşlemelerimde de olsa duvarlarını yıkıyorum senin Mevlude, oh olsun. Seninle dolaşamadık hiç, bir yerlerde oturup karşılıklı bira da içemedik. Konuşmadık mı hiç, konuştuk, çok fazla konuştuk. Ama bu konuşmaların fazlalıkları hep bana ait. Sen herkesle çok konuştun Mevlude ama herkes çok konuşurken, sen hiç konuşmadın. Güzel bedenine hafif kıpırtılar yükleyip, anlayışlı gülümsemelerle, itinayla düzenlediğin çalışma masanın üzerine koyduğun ince ellerini anlatımına katarak, duvarlarının dışını ustalıkla dile getirdin. İnsanlar, bakışlarının ardındaki yoğunluğu, hüznü ayırdetmeksizin doyurucu sohbetler yaptıklarına inanarak gelip geçtiler karşından, gelip geçmeye devam ediyorlar. Kimileri takılıyor belki, ben onlardanım işte. Bana kızma, seni ürkütücü buldum ve takıldım. Seni seviyorum, düşüncelerime girdin çünkü. Yoğun ve yorucu bir haz oluşturuyor seni düşünmek bende. Sıradanlığın ve görünenin dışında birşeyler olduğunu hissediyorum, bu güzel bir duygu.

Abartılı deliliklerle ilgini çekmeye çalıştım ve sana ulaşmak istedim. Sende iz bırakmak istedim. Ölçülerini sezdim, aşmayı denemedim, keşfetmek daha heyecanlı geldi, üzerinde düşünmek istedim. Yoğunluk, çeperleri zorlar. Nerelerden akıntı verecek diye araştırmaya çalıştım. Bana kızma, seni sevdim.

……..

İki seneye yakın gidip geldiğim bir mekan var anılarımda. Düşünmeye çalışıyorum. Ne güzel bir oda. Yoğun bakışlarla gülümseyen , siyah saçların çevrelediği ince güzel yüz. Laciverde bürünmüş minyon bir beden, her noktası düşünceli ve ölçülü. Beden düşünür mü, düşünüyor, hareketlerinde belirginleşiyor bu. Çay bardağına uzanan el, eteğin kıvrımlarına komut vererek diğerinin üzerine atılan sağ bacak, kül tablasını konuğuna ulaştıran sol el, odadaki tüm diğer nesneleri, odaya adını veren tüm kağıtları, dosyaları, dolapları, makineleri silip yok edercesine söyleşiye koyuluyor sanki. İçeri gireni konuğa çeviriyor ansızın. Oda Mevlude’den ibaret, hatta bahçesi, katları, odaları, tümüyle mekan ondan ibaret oluyor ansızın. Bunu nasıl başardığını düşünüyorum zaman zaman Mevlude. Düşünmekten hoşlanıyorum ve anılarımda mekanlardan önce insanların yer almasını sağladığın için de seni seviyorum.

İşte böyle…demek evlendin Mevlude. Kim olduğu önemli değil, bir yabancı, herhangi biri de olabilir bu, sonuçta kalenin içinde biri var şimdi demek.

İnanması güç geliyor ama bu böyle. Ya sonra..

Sonrasını düşünmek istemiyorum, içim sıkılıyor, Mevlude hep lacivert kalmalı anılarımda, koyu siyah saçlarının arasında güneş ışıltıları, ince biçimli bedenini, zarif ellerini anlatımına katarak benimle söyleşirken anımsamalıyım onu.

Onu hep lacivert düşlemeliyim.


Bookmark and Share

Yazan: Fulya Gürses - Tarih: 30.07.2002 - Yorumlar: (0) - Okunma: 2870

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12500 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (10986 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10366 Kere)
4-) Troya (10089 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7724 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7673 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6824 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6292 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5620 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4712 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.