Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Merhaba, Fulya Gürses, Orada Mısınız?

Acile giden kaldırımın üzerine çıkardı tekerlekli sandalyemi. "Kilitleyip bekle, on dakikaya kalmaz gelirim" diyerek, çıkış kapısına doğru uzaklaştı. Koşar adım gidişini izledim arkasından, bir çırpıda kapıya ulaşarak gözden yitip gitmesini..kötü bir iç sıkıntısı, hemen ardısıra başlayan ve esen rüzgârın, gölgede oluşumun, başımı az çevirince görebildiğim ağaç, insan, kedi ve güvercin gövdelerinin gideremediği, küçük ama sivri ucu yeterince keskin bir bıçakla delinir gibi gövdem, bir tuhaf sızı hissettim. Yokuşu az yolu koşar adım çıkan kendi gövdemi getirmeye çalışıyorum gözümün önüne şimdi...olmuyor. Hastahanenin, geniş kanatları iki yana açılmış ana giriş kapısından giren, çıkan, koşuşturan, sağa sola eğilen, birbirini iteleyen, ağır da, aksayarak da olsa yürüyen onca gövdenin izleyicisi olabiliyorum sadece. Aralarda, biryerlerde tasarımlamaya çalışıyorum kendi gövdemi..nasıldı benim yürüyen gövdem..bir zamanlar, koşa da biliyor muydu gerçekten? anımsayamıyorum.. Yürüyen, koşan, koşar adım giden kendi gövdem, şöyle dimdik, düşme korkusu taşımadan, kendinden emin adımlar atan bacakların taşıdığı bir gövde, hayal etmeye çalıştığım. Ama olmuyor, tasarımlayamıyorum bir türlü.


Bu da bir çeşit yaşam biçimi işte.. diyorum kendi kendime. Siperde soluklanmaya çalışan askerler gibi, başının üzerinden vızıldayarak geçen kurşunlardan sakınırken, sağında solunda yere düşen onca insan gövdesine aldırmıyor muşçasına dudağına bir sigara yerleştirmeye çalışıyorsun sanki.


Buradan sonrası, soluk alabildiğin an parçalarına dönüşmesi yaşama eyleminin, özcesi bu…


……


"Nereye gitti hasta" diye soruyorum hemşireye boş yatağı işaret ederek, "Yoğun bakıma kaldırıldı..taburcu edildi..ailesi izinli çıkardı…"yanıtlar değişmiyecek biliyorum, ama yine de soruyorum işte..


"Öldü demek.."


Gün geceye kavuşurken birbirimize bakıp gülümsemiştik oysa, hüzünlü bakışlarının gölgelediği ince yüzünü çizdiğim kağıdı uzatmıştım kendisine, birbirine kavuşturduğu kollarının arasına, neden bilmem, bir de kedi çiziktirdigim resme bakmış, ikinci kez gülümsemişti. Sonra... sonrası boş bir yatak işte gördüğüm…


Karyola demirlerine dayadığım bastonları alıyorum uzanıp. Sol bacağıma yüklenmemeye çalışarak yatağımdan kayıp, tekerlekli sandalyeme atıyorum gövdemi.


“Dışarı çıkmasanız daha iyi”diyor Ülkü hemşire, “odası kalabalık, eşyasını topluyorlar.”


Eşyaları…masanın üzerine ilişiyor gözüm, küçük kırmızı gül resimleriyle süslü melamin tabağı orada, yemek masamın üzerinde.


“Şeftali gönderdi annem, bahçemize kendi elleriyle diktiği ağacın ilk meyveleri.”


Bulunduğum yerden izliyorum kızı, ince, uzun bedenini eğip bükerek toparlıyor annesine ait eşyaları. Şeftali tabağını anımsar mı..belki ben götürmeliyim. Melamin tabak burada, karşımda durduğu sürece gözüme çarpacak olan hep o ince gülümseyiş…


Her yenisi bir öncekini anımsatıyor, ölenleri anımsamaktan yoruldum, dışarı çıkamazsam Fatma’nın boş yatağına takılacak bakışlarım ve sonra daha öncekiler yığılacak usuma… Nilüfer, Candan, Niyazi bey, Ömer ve diğerleri… dışarı çıkmalıyım, hatta belki beni bahçeye götürecek birini bulmalıyım…bunları düşünüyorum.


“Anladım”diyor Ülkü, “niyetiniz bozuk sizin.”


Şaşkınlıkla kapıya bakıyorum, Ülkü.. şu, dar zamanların iyilik perisi, kapıyı çekip gidebilirdi oysa ama gitmemiş, her zamanki gibi, sese dönüştüremediğim sözleri dillendirmek için olacak…beklemiş.


Güzel yüzüne, hep gülümseyen, yürek ferahlatıcı yüzüne doğru gülümsüyorum ben de. “Dışarı atıp, asansörün önüne yerleştirirsen beni, gerisi kolay, hallederim…”diyorum.


………


Sevgili Fulya Gürses, sıradan bir merhaba! için fazlasıyla hüzünlü ve uzun bir giriş oldu belki. İki ayı aşkın bir zaman oldu size yazmayalı, özledim ve hastahaneden geldiğim gün ilk işim, Seyyahamca sitesini açıp orada durup durmadığınıza bakmak oldu. Sitenin yeni şekliyle karşı karşıya gelince önce bayağı heyecanlandım, emin olun kalbim güm güm atarak taradım görüntüyü ve sizin adınızı görünce sakinleştim. Son yazınızdan geriye giderek kaçırdığım tüm yazılarınızı su içer gibi okudum, her birinden ayrı tatlar aldım, beyninize, yüreğinize, elinize sağlık.


Ve söyleyin lütfen, Seyyahamca kızmasyn, bundan böyle eğer ilgilenirseniz, gönderebildiğim tüm düşsel yolculuk yazılarımın altında ismim olacak. “Her şey Çok Güzel Olur…du” başlıklı yazımdaki gibi, rumuz kullanmak gereksizliğini bir daha göstermiyeceğim.


Hoşçakalın…Sevgiyle kalın…


Düşsel Yolcu


Müfide Ferit


26 ekim 2002

Bookmark and Share

Yazan: Fulya Gürses - Tarih: 7.11.2002 - Yorumlar: (0) - Okunma: 3518

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12663 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (11130 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10494 Kere)
4-) Troya (10164 Kere)
5-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7854 Kere)
6-) Yaşama Sevinci (7781 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6906 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6418 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5608 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4810 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.