Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:

ÜLKE YAZILARI

Yunanistan - Yunanistan

     1.GÜN İSTANBUL-KAVALA
Sabah erkenden İstanbul’dan yola çıktık ve dört saatlik bir yolculuktan sonra sınıra ulaştık. İpsala sınır kapısı Meriç nehri üzerinde. Nehrin bir tarafı bize ait diğer tarafı Yunanistana. Oldukça uzun bir köprü ile iki ülke birbirine bağlanıyor. Köprünün bizim tarafımızda kalan kısmı kırmızı renkte, diğer tarafı ise mavi renkte şeritlerle boyalı. Bizim tarafımız tam bir keşmekeş halindeydi, arabalar insanlar birbirine girmiş durumdaydı. İki saat kadar sürdü işlemlerin bitmesi. Yunanistana geçişte ise işlemler kısa sürede bitti. Herhangi bir keşmekeş de yoktu. AB farkı dedik içimizden.
İşlemler bittikten sonra yola koyulduk. Yollar yeni yapılmış, yer yer de yapım devam ediyordu. AB kredisiyle yapılıyormuş ve yolların tamamlanması için bir süre tanınmış AB tarafından. Yolun iki tarafında türk köyleri gördük. Minarelerden köyün türk köyü olup olmadığı anlaşılıyor. Sınırın hemen ötesi türklerin yoğun olarak yaşadığı yerler.nüfusun yaklaşık %40’ ı türkmüş buralarda. Daha önceleri oran daha fazlaymış ama yunan hükümeti rusya’dan göç eden rumları buralara yerleştirmiş türk oranını düşürmek için. Nitekim parlamentoya giden türk sayısı da bire düşmüş bu göçlerden sonra. Daha önce ikiymiş. Son türk-yunan yakınlaşmasından sonra oldukça rahatlamış buradaki türkler, daha önce çok sıkıntı çekiyorlarmış.
Yerel türkçe yayın yapan radyo eşliğinde devam etti yolculuğumuz. Genelde türk sanatçıların şarkılarını çalıyorlar.Yol üzerinde bir restoranda mola verdik, sahibi türktü. Bize unkurabiyesi ikram etti. Bu bölgenin unkurabiyesi yunanistanda çok meşhurmuş. Rehberin anlattığına göre kapadokyadan göçen rumların kurduğu köymüş burası ve kapadokya bölgesine has unkurabiyesini burada da yaparak meşhur etmişler. Köyün adı “nea kirvali”. Yani “yeni kirvali” Köyün çıkışındaki benzin istasyonunun adı da ilginçti : “aksarayli” . Yunan nüfusunun yaklaşık üçte biri anadolu kökenli. 1924 yılında anadoludan göçen rumlar kurdukları köylere hep eski köylerinin isimlerinin başına “nea” eki getirerek isim vermişler. Mesela nea kozani , nea mudania vs. 1924 yılında bir milyon küsur rum göçetmiş anadoludan. Türkiyede sadece istanbul rumları kalmış. Onlarda 1955 olayları ve kıbrıs savaşından sonra önemli oranda göçetmişler. Bugün istanbul’da da çok az rum var. Tükçe bilen insan sayısı oldukça fazla bu nedenle. Bilmeyenler bile mutlaka birkaç kelime, cümle biliyorlar. Hiç bilmeyenler de türkçe küfür ediyorlarmış çünkü küfürleri bizim dilimizde.
Özellikle anadoludan göçedenlerin türklere karşı çok sıcak davrandığını da söyledi rehberimiz. Soğuk yapılı kuzeylilerden çok akdenizlilerin seviyorlar. Son yıllarda ilişkilerin iyileşmesiyle karşılıklı turist sayısı artmış, bizden gidenlerin üç katı da ordan buraya gelen turist var. İnsanlar türkiyeyi görmeyi çok istiyor, ancak biraz çekiniyorlar kötü davranışlarla karşılaşmaktan korkuyorlar. Aynen bizdeki gibi. Bende çekiniyordum giderken ters bir hareketle karşılaşmaktan. Fakat gezi boyunca ters bir hareket görmedim. Sadece yol kenarlarında gördüğüm kanla çizilmiş kıbrıs haritalar, türkleri canavar olarak gösteren bazı tişört resimleri vardı. Kıbrıstan göçedenler daha aktifmiş türk düşmalığını körükleyen olaylarda. Türkiyede otellerde, restoranlarda yunan bayrağı görmüştüm dalgalanan ancak yunanistanda özellikle dikkat ettim bir tek yerde dahi türk bayrağı göremedim.
Yolda bol miktarda türk tırları da gördüm. Onlar da türk-yunan yakınlaşmasından sonra transit geçişlerde yunanistanı kullanmaya başlamışlar.
Yol kenarlarında ilginç maket kilisecikler vardı. Bazıları son derece basit meralden yapılmışken bazıları neredeyse bir şapel büyüklüğünde oldukça gösterişli, mermerden yapılmıştı. İçlerinde mumlar, resimler falan vardı. Bunları o bölgede trafik kazalarında ölenleri anmak için aileleri yaptırıyormuş. Yıldönümlerinde gelip ölülerini anıyorlarmış. Kiliseciklerin sıklığına bakarsak trafik kazalarından da bizden bi farkları yok.
Yunanlılar farklı bir alfabe kullanıyorlar. Bu alfabeyi kullanmalarının bir sebebi de eski yunan mirasına sahip olduklarını göstermek. Yollarda tabelalar hem kendi alfabelerinde hem de latin alfabesinde olduğundan zaman içinde alfabelerini çözdüm. Tabelalardan birçok soyismin türkçe kökenli olması da ilginç. Berberis, Kasapis vs. Daha sonra yemek isimlerinin de neredeyse aynı olduğunu da öğrendim. Tzatzıki, Dolmaki, Poğatza vs. Kurabiyenin ismi de kurabiyedis.
Akşama doğru kavala’ya ulaştık. Kavala deniz kenarında kurulu eski bir türk şehri. Şehir içinde kısa bir yürüyüş yaptık. İlk defa kiliseye çevrilmiş bir cami gördüm.Minare yıkılmış yerine bir çan kulesi yapılmış. Bizde yapılanın tam tersi yani. Zaten onların kilise mimarisiyle bizim cami mimarisi arasında pek bir fark yok dış görünüş itibarıyla. Köken bizans mimarisi olduğu için sanırım. Şehrin tarihi merkezi küçük bir tepe üzerinde. Tepeye çıkarken sağlı sollu eski türk evleri var. Tepenin zirvesine ise kavalalı mehmet ali paşanın 1700 lü yıllardan kalmış evi ve de heykeli. Kavalalı mehmet ali paşayı çok seviyorlar yunanlılar. Osmanlıyı iyice zayıflatıp yunan devletinin kurulmasına dolaylı olarak yardım ettiğinden olsa gerek.
Akşam deniz kenarında bir balık restoranına gittik. Sahibi sempatik bir rumdu. Türkçe bilmiyordu ama bir çok şarkı sözü ezberlemiş türkçe. Onları söyleyip zaman zaman espri yapıyordu. Çupra ve salata söyledim. Salata bizdekinden biraz farklı. Büyük büyük doğranmış domates salatalık ve soğan. Tabak da kocaman. Balığın yanında özel bir tabakta zeytinyağı da getirdiler. Zeytinyağı gerçekten çok kaliteliydi. O kalitede bir zeytinyağını henüz türkiyede bulamadım. Uzo ile de tanıştık. Uzo bizim rakının alkol oranı daha düşük olanı. İçim adabı aynı ancak daha yumuşak olduğundan daha kolay içiliyor.
2.GÜN KAVALA-ATİNA
Sabah kahvaltısındaki en ilginç şey şeftali kompostosuydu. Bizdekinden biraz farklı olmakla birlikte oldukça güzeldi. Zaten ondan başka da lezzetli birşey bulamadım. Zeytinyağları güzel olmasın rağmen zeytinleri kötüydü.
Kahvaltıdan sonra yola çıktık. Yolumuz oldukça uzundu. Tarihten tanıdık yerlerden geçtik. Sırasıyla Drama, Selanik, Vardar ovası. Vardar ovası uçsuz bucaksız yemyeşil bir ova. Ülkenin en önemli tarim havzası imiş. Olimpos dağını da gördük uzaktan. Bizim uludağ ayarında bir dağ. 3000 metre yüksekliğe ulaşıyor. Olimpos dağından sonra yolumuz deniz kenarından ayrıldı ve dar bir boğaza girdik. Bu boğazda Aya Paraskevi isminde bir rahibenin manastırını ve ayazmasını ziyaret ettik. Oldukça derin bir vadi içinde dere kenarında ulu ağaçlar içinde çok güzel bir yerdi. Yunanlıların hayatında da bizdekine benzer olarak din çok öenmli bir yere sahip. Her yer manastırlarla kiliselerle dolu. Aya paraskevi de bunlardan biri. Romalılara karşı direnirken can veren bir kadının anısına adanmış bir manastır.
Öğlen yol kenarında bir bir restoranda yemek yedik. Nefis köfteler, dolmalar ile doğrusu bizim herhangi bir restoranımızdan pek bir farkı yoktu. Tek dikkat edilmesi gereken şey domuz eti. Onun dışında bir fark yok yemeklerde.
Yemekten sonra Kamena Vurla isminde bir sahil kasabasına uğradık. Plaj kenarındaki kafelerde oturup frape içtik. Frape yunanlıların çok sevdiği bir içecek. Buzlu nescafe diyebiliriz. Rehberimiz garsonla biraz futbol muhabbeti yaptı. Garson türk futbolcuları, türk takımlarını yakından takip ediyordu anladığım kadarıyla. Biraz gezinti yaptık. Türk tır şoförleriyle sohbet ettik. Sonra tekrar yola koyulduk. Akşam üzeri Atina ya ulaştık.Atina bizim İzmir büyüklüğünde bir kent. Bizdeki şehirlerin benzeri olarak son derece düzensiz bir mimariye de sahip. Zaten biz de hiç yabancılık çekmedik. Biraz dinlendikten sonra pire gezisine çıktık. Pire Atina’nın limanı, avrupanın da en büyük limanlarından. Pire kelimesinin anlamı da “karşıyaka” imiş. Yani Atina dan farklı bir şehir değil. Pire şehri aynı zamanda Atinadaki anadolu göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı bir yerleşim. Limanda uzo eşliğinde güzel bir yemek yedikten sonra otele döndük.
3.GÜN ATİNA-KORİNTHOS KANALI
Sabah yine aynı lezzetsiz kahvaltıyı yaptıktan sonra otobüsümüzle şehir turuna çıktık. Meclis binasını, öteki yönetim binalarını dolaştık. Bunlar eski tarzda ancak geçen yüzyılda yapılmış binalar. Zeus tapınağından sadece bir kaç sütun ayakta. İlk olimpiyatlar için yapılmış stadyumu gördük. Syntagma ve Omonia meydanları çevresinde bütün bu binalar. Yani dar bir alanda. Daha sonra akropole çıktık. Akropol turunda bize yunan hükümetinin bir rehberi katıldı. Buraya gelen turlar tarihi bölgeleri gezerken mutlaka hükümetin rehberi eşliğinde gezmek zorunda. Eğer kendi rehberinizin sizi etrafında toplayarak bişeyler anlattığını görürlerse bir daha rehberi ülkeye sokmuyorlarmış. İlk başta tuhaf bir uygulama gibi görünüyor ama bence yerinde bir uygulama. Parthenon tapınağı bakire tapınağı anlamına geliyor. Osmanlı döneminde cami olarak da kullanılmış burası. Venedikliler bir kuşatma sırasında buraya epey zarar vermişler. Ancak rehberimiz Osmanlıların yıktığını söyledi. Diğer gruplara da aynı şey anlatılıyordu tabi. Buradan bütün Atina şehrini görebiliyorsunuz. Bol bol fotografını da çekebiliyorsunuz. Ancak şehir çok düzensiz. Akropolün eteklerinde de antik tiyatro var. Daha doğrusu kalıntıları var ama çeşitli eklentilerle kullanılabilir hale getirilmiş.Halen çeşitli konserler, gösteriler düzenleniyormuş.
Otelimiz Kolokotronis meydanına yakındı. Meydanda da kolokotronis heykeli vardı. Hiç duymadığım bu ismi dönünce araştırdım. Yunanlıların bağımsızlık kahramanı imiş. 1820 de Osmanlıya karşı ayaklanan ve 15 gün içerisinde Mora yarımadasında ve Atina bölgesinde 50bin türkü yok edenlerin lideriymiş. Osmanlılar Kavalalı Mehmet Ali Paşa dan yardım istemişler ancak Kavalalının gönderdiği donanmayı da İngilizler ve Fransızlar Navarin denilen yerde yok etmişler. Yunanistan böylece bağımsızlığını kazanmış. Daha sonra da sürekli osmanlıya karşı genişlemiş. Atatürk’ün babası 1880 lerde daha kuzeyde Olimpos bölgesinde gümrük memuru imiş. 1910’larda Balkan savaşlarında Selanik, Kavala, gümülcine şehirlerini içine alan Makedonya ve Batı Trakya bölgesini ele geçirmişler. Osmanlıya karşı ilerlemeleri kurtuluş savaşımızda durmuş ancak. İkinci dünya savaşı sonrasında 12 ada bölgesini almışlar. Son hedefleri de kıbrıs biliyorsunuz.
Öğleden sonra korinthos kanalına gittik. Korinthos kanalı Mora yarımadası ve Attika bölgesi arasındaki dar kıstakta. 6300 m uzunlukta ve 8m derinlikte. Yapılması romalılar tarafından düşünülmüş hatta M.Ö.50 li yıllarda yapımına da başlanmış. Kanal 1893 yılında yapılıp bitirildiğine göre dünya üzerinde yapımı en uzun süre devam eden inşaat oluyor. Yaklaşık 1950 yıl. Kanalın üzerindeki köprülerde durup geçen gemilerin fotografını çektik.
Akşam bir tavernaya gittik grup olarak. Bizimle beraber bir italyan birde ispanyol gurubu vardı. Nefis bir gece oldu.
Bağlamaya benzer sazları(buzuki), zeybeklere benzeyen oyunları (sirtaki), türkülere benzeyen şarkıları, rakıya benzeyen içkileri(uzo) ve bizimkilere çok benzeyen yemekleri ile gerçekten çok yakın kültürlere sahibiz. Sokaktaki insanlar da bizden pek farklı değil yapı olarak.Yabancı bir üllkede olduğunuzu hissetmiyorsunuz sokaklarında dolaşırken. Ancak yunanlılar türklere benzetilmekten pek hoşlanmazlarmış. Herkül Millas’ın dediğine göre her iki halk ta kendilerini batı komşularına benzetirler doğu komşularına benzetilmekten hoşlanmazlarmış. Alın size bir ortak yön daha.
4.GÜN EGGINA PHOROS HYDRA
Yunanistanda irili ufaklı bir çok ada var. Atina önündeki Salamis körfezindeki üç adayı da içine alan vapur turu gezimizin dördüncü gününün tamamını kapladı. Gemi tıka basa doluydu.Hareket ettiği sürece bir piyanist müziği ile insanları eğlendiriyordu. Her milletten insan olunca piyanistte bir çok dilden şarkılar öğrenmiş. Türkçe şarkılar da söyledi. Üç adada da çıkıp dolaştık. Bizim güneydeki sahil kasabalarından hiç bir farkı yok. Ben orijinal bir şey bulamadım. Denize girme zamanı da tanınmayınca doğrusu gezinin bu kısmını pek sevemedim. Keşke gitmeyip atina da kendi başıma dolaşsaydım dedim. Üstelik hava da çok sıcaktı.
Akşam dönüşte Plaka ve Kolonaki simli şehrin eski mahalleleri olan şimdilerde ise turistlere yönelik hediyelik eşya atıcıları, barlar ve diğer eğlence mekanları ile dolu olan bölgeyi gezdim.
5.GÜN SELANİK(THESSALONİKİ)
Sabah erkenden hareket ettik ve öğlen Selanik e ulaştık. Aya Dimitrios manastırını gezerken rehberimiz ilk uyarıyı aldı resmi rehberden. Aya Dimitrios selanik şehrinin koruyucusu olan evliya imiş. Daha sonra eskiden cezaevi olarak kullanılan Beyaz Kule ve Atatürk’ün evini ziyaret ettik. Atatürk’ün evi üç katlı oldukça güzel bir bina. Şu an konsolosluğumuzun bahçesinde bulunuyor. Ev selanik belediyesi tarafından 1937 yılında Türkiye’ye hediye edilmiş.
Selanik şehri son derece düzenli temiz bir şehir. Uzun bir sahil şeridi var. bir tarafında Vardar ovasının zenginliği bir tarafında da Halkidiki yarımadasının turizm potansiyeline sahip oldukça büyük bir şehir. Atinadan sonra ülkenin ikinci büyük ve önemli şehri. Osmanlı ve bizans’da da İstanbuldan sonra ikinci önemli şehir olmuş hep. Osmanlı döneminde entellektüellerin yetiştiği bir yer olmuş. Nüfusun çoğunluğu yahudi imiş. Şehir içinde yıkıntı halinde bir hamam ve bir bedestenden başka osmanlı döneminden kalma hiçbir eser göremedim. Halbuki Osmanlı hakimiyetinden çıkması 100 yılı bile bulmamış. Bu da yunanlıların osmanlı nefreti hakkında bir fikir veriyor sanırım. Akşam bizdeki kumkapı benzeri meyhanelerinin olduğu sokağa gittik. Bizdeki gibi sokakta kuruluydu masalar. Uzo yanında meze falan istedik. Tzatzıki de istedik ama gelen bizim bildiğimiz cacıktan biraz farklıydı. Daha çok ezme’yi andırıyordu. İnsanlar oldukça gürültülü bir şekilde eğleniyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde kavga çıktı. Sonra otele yakın bölgede barlar sokağına gittik ve otele döndük.
Halkidiki yarımadası ilginç bir yer. Haritalarda bir el ve parmaklar şeklinde gördüğümüz yer burası. Parmaklardan birisi ünlü Aynaroz. Burası münzevi ortadoks rahiplerin mekanı. Zamanında 40-50 civarında manastır varmış burada. Ortadoks olmayanların, kadınların girmesi kesinlikle yasak. Diğer insanlar da ancak izinle girebiliyorlar. Hükümet bile tam kontrol edemiyormuş burayı. Bir nevi özerk bölge gibi. Yarımada aynı zamanda Avrupa’nın en temiz denizinin bulunduğu yer.
6.GÜN İSKEÇE GÜMÜLCİNE DEDEAĞAÇ
Dönüşte önce bir ada üzerinde bulunan bir manastıra uğradık. Gezerken kendi aramızda konuşuyorken manastırın papazı da sohbete katılınca şaşırdık. Meğer papaz Trabzon’dan göçenlerdenmiş. İskeçe, gümlcine ve Dedeağaç şehirlerinde de birer tur attık. Dedeağaç şehri sahilde yer alıyor. Bol miktarda türk plakalı araba vardı. İnsanlar sınırı geçip buraya tatile geliyorlarmış. Yemek molasından sonra sınıra doğru hareket ettik. Sınırda free shop tan hediyelik zeytinyağı, unkurabiyesi, uzo ve metaksa almayı da ihmal etmedik.

TEMMUZ/2002


Bookmark and Share

Yazan: Apti Şahin - Tarih: 25.05.2004 - Puan: 798 (%57,410071942446) - Yorumlar: (0) - Okunma: 8894 - Oy Ver:

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
ÜLKELERE AİT TOPLAM YAZILAR
1-) Çin (14)
2-) Fransa (14)
3-) Tayland (14)
4-) Hindistan (11)
5-) Singapur (7)
6-) Rusya (7)
7-) Malezya (6)
8-) Filipinler (6)
9-) Suriye (5)
10-) Endonezya (5)
11-) Beyaz Rusya (5)
12-) Amerika (4)
13-) Almanya (4)
14-) Japonya (4)
15-) İtalya (4)
16-) İspanya (4)
17-) Güney Kore (4)
18-) Hollanda (4)
19-) Hong Kong (4)
20-) Kamboçya (3)
21-) Yunanistan (3)
22-) İran (3)
23-) Nepal (3)
24-) Mısır (3)
25-) Güney Afrika Cumhuriyeti (3)
26-) Bahreyn (3)
27-) Birleşik Arap Emirlikleri (3)
28-) Avusturya (3)
29-) Bulgaristan (3)
30-) Tayvan (3)
31-) Kırım (2)
32-) Meksika (2)
33-) Cek Cumhuriyeti (2)
34-) Vietnam (2)
35-) Arnavutluk (2)
36-) İsviçre (2)
37-) Macaristan (2)
38-) Makedonya (2)
39-) Portekiz (1)
40-) Arjantin (1)
41-) İsrail (1)
42-) Belçika (1)
43-) Gürcistan (1)
44-) Kazakistan (1)
45-) Kırgızistan (1)
46-) Maldivler (1)
47-) Ürdün (1)
48-) Liechtenstein (1)
49-) Fas (1)
50-) Monaco (1)
51-) Dubai (1)
52-) Pakistan (1)
53-) Ukrayna (1)
54-) Lübnan (1)
55-) Tunus (1)
56-) Ingiltere (1)

YUNANİSTAN FOTOĞRAFLARI
Tüm Yunanistan fotoğrafları için tıklayınız...
 
Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.