Çin’de İsim Yozlaştırma Sistemi

Senelerdir Çin’e giderim.. Senede bazen 5-6 kez gittiğim olur. Genelde her seyahatte bir ya da birkaç şehir ve kasabayı dolaşırım.

1991’den beri gittiğim bu ülkedeki değişimi de yakından izlemeye çalışıyorum. Koskoca Çin devleti gelişirken, neleri kaybediyor noktasında özellikle araştırma yapıyorum….

Dünyaya ekonomik anlamda kafa tutan Çin’de iyi gitmeyen bazı noktalar var… KÜLTÜR YOZLAŞMASI… Emperyalist güçler, savaşla yıkamayacaklarını düşündükleri çinlileri, içten yıkma planları yapıyor, hemde planlı olarak, uzun zamandan beri….

İlk yapılan hareket, çince isimlerin zor olduğunu iddia ederek, her çinliye bir İNGİLİZ ismi vermek olmuş. Bugün denebilir ki, her çinlinin, bir çince ismi, bir de ingilizce ismi var… Mesela “Wu Wen Ying” adındaki bayanın ingilizce ismi “Lucy Wu”, “Chi Shi Quan” adındaki erkeğin ingilizce ismi de, “Simon Chi”….

İsimlerin ingilizcesi bulunurken özel bir sistem yok, herkes ingilizce isim katalogundan kendine isim beğeniyor ve bunu kullanmaya başlıyor. Bu isim değiştirme olayının arkasında kim var diye düşünmenize gerek yok, İNGİLİZCE KURSLARINDAKİ YABANCI ÖĞRETMENLER…… Hem ingilizce öğretiyorlar, hem de çinlilerin ismini değiştirerek, onları ingiliz kültürüne kısa yoldan sokmuş oluyorlar. İnanılmaz gibi gelebilir ama ingilizce ismini seçen çinlilerin çoğu, aldıkları ismi taşıyan tarihteki ünlü ingilizleri okuyarak, biraz daha ingiliz hayranı olup , çin özlerini kaybetmeye doğru adım adım gidiyorlar…

İsim değiştirmek bu kadar da tehlikeli değil denebilir… İyi ama bir insanın ismini değiştirmek gibi mantıksız bir hareket kime ne fayda sağlar? Adamın adı Chi olsun, bu ismi telafuz etmeyi öğrenme nezaketi gösteremezmiyiz? Niçin Chi Beyin ismini değiştirmesini istiyoruz? Bu kadar kaba olmamız gerekmiyor.. Chi Abi, senin ismini telafuz etmek çok zor ya! Gel sana bundan sonra Abdurrahman diyelim!…..Kim ister bu mantıksız isim değiştirme olayını? Tabii ki İngilizler…. Onlar uğraşamazlar Sheng, Wong vs isimlerle, rahatsız olurlar…Değiştirin kardeşim! derler…..

İnsanın ismi ne olursa olsun, onu olduğu gibi kabullenmek şarttır. Adamın adını telafuz edememek sizin sorununuzdur, ailesi ona bir ismi verirken kusura bakmayın ama sizin telafuz edemeyeceğinizi hesap etmek zorunda değildir.

Çinliler bir an evvel bu yozlaşmadan kendilerini kurtarmalıdırlar… Yoksa gün be gün emperyalist güçlerin hayallerinin gerçekleşmesine hizmet edeceklerdir.

Bir ülkeyi savaşla yıkamıyorsan, içten yıkacaksın – EMPERYALİST ATASÖZÜ

İçten yıkılmaya çalışan ülke acaba sadece ÇİN mi? ACABA?

22.05.2003

Yerli Turist Kazıklanıyor!

Geçenlerde Rusya’daydım ve orada bulunduğum günlerde Turizm Fuarı denk geldiği için uğramak istedim. Birçok Türk seyahat acentası stand açıp, tur satmaya çalışıyorlardı.

Fiyatlar oldukça uygundu, 7 günlük, uçak dahil turlar 250 dolardan başlıyordu. İlgi de oldukça fazlaydı bu fuara.

Bir ay önce birkaç rus arkadaşım, 2 haftalığına bir tura katılarak ülkemize geldiler. 4 yıldızlı, herşey dahil olan harika otelde, kişi başı 850 dolar ödeyerek kaldılar. bu fiyata uçak bileti, transferler de dahil. Uçak fiyatı en iyi ihtimalle 150 dolar olsa, geriye 700 dolar kalıyor. 14 güne böldüğünüzde günlük 50 dolar bir fiyat çıkıyor.

Aynı oteli gazetede turizm sayfalarında gördüm. günlük 100 dolar bir fiyat verilmişti. Bu bizim Türk müşteriler için verilen fiyat. Ruslara verilenin tam 2 katı….

Buradaki kazıklamanın mantığını henüz anlayabilmiş değilim. Kendi memleketimizde, kendi tesislerimizi, dışardan gelen turistlerden 2 kat fazla ödeyerek kullanıyoruz, ve ne güzel turistler çoğaldı diye halen seviniyoruz. 2 tane yabancı turist=1 tane yerli turist … ve biz sevinmeye devam edelim….

Bu arada bir not daha… buraya gelen arkadaşlarım yanlarında hiç döviz de getirmediler, çünkü otellerde herşey bedava, fiyata dahildi……..

Türkiye’de turizm patlıyorrrrrrr….. Aman ne güzeeelll…..

22.07.2004

Sinirli Türk

Almanya’da bir fuara katılmıştık ve firmamızın 30 metre kare büyüklüğünde bir standı vardı. Tabii ki kahvehaneye çevirmişti Türkler bizim standı. Tanıyan tanımayan neredeyse her Türk, bir Türk standı görünce uğramadan geçmiyordu sağolsunlar.

Hele bir esnaf arkadaşımız vardı ki hiç sormayın… Mal aldığı bir Hint firması ona bozuk mal gönderdiği için oldukça sinirliydi, üstelik o Hintli de bu fuarda bulunuyordu.

5 arkadaş bizim standda bu konu ile alakalı konuşurken Hintli de gelmez mi??? Beni de tanıyan bu Hintli, bozuk mal göndermediğini ve bu arkadaşın Yalancı! olduğunu söyleyince hiddetlenen arkadaş sandalyeyi kaptı ve adamın üzerine yürüdü o anda!!!! Neyse araya girdik ve olayı sakinleştirdik….

Arkadaşım kavga edecekseniz gidin başka yerde edin yahu! Türk standı zaten kahvehaneye dönmüş, bir de kavganız eksik kalmıştı onu da yaptınız sağolun…..

Güler misiniz ağlar mı?

3.02.2005

Çin’de Sansür

  Uzun zamandır Çin’e gidip geliyorum… Orada ofis açtım ve ofisin altyapısını bitirene kadar da burada yaşadım çinlilerle birlikte…Onları daha iyi tanıma şansım oldu bu sayede…

Bu yazımda sizlere Çin’deki devlet sansürü hakkında birşeyler yazmak istiyorum….Çin’de devlet çok ciddi bir sansür sistemi kurmuş durumda… Haber özgürlüğü diye birşey geçerli değil burada… Sadece yabancıların olduğu ortamlarda sansür yok görüntüsü veriliyor…

Uydu satellite sistemleri bir kere yasak. İzinsiz asla receiver kullanamıyorsunuz. Anında polis sizi yakalıyor. Kaçak uydu yayını kullananların hapse atıldığı maalesef doğru bir haber. Kendi yaşadığım eve uydu yayını almak istedim ve yüzlerce dolar para ödemem istendi avrupa kanallarını açtırmak istersem. Ücretsiz yayın paketini seçtim çaresiz…Orada da Hint, Pakistan kanalları sadece çıkıyor 🙂

Haberleri izlerken bile uydudan özgür değilsiniz. Diyelim Çin ile alakalı bir olumsuz haber yayınlanıyor…anında yayın kesiliyor ve o haber geçinceye kadar birşey göremiyorsunuz sonra düzeliyor yayın… Burada Çin aleyhine hiçbir haberi öğrenmeniz mümkün değil… Sansürlenen haberlerden bir tanesine örnek vereyim. Guangzhou eyaletinde yağıilardan seller olmuş ve 48 kişi ölmüş…Bu haberi de internetten öğrendim sonra..Haberin içeriği sadece bu….

Bizim Türkiye’yi bir de düşünelim şimdi… Haber özgürlüğünün sınırsızlığını hatırlayalım.. Adam yol kenarında kaza yapmış kanlar içinde kameramanlarımız zoom yaparak çekerler adamı… Bir olay olur bütün dünyaya en ince detayıyla ulaştırırız.. Kendimizi deşifre etmekte üstümüze yoktur bizim. Herşeyi ama her şeyi göstermek gibi bir fantazimiz vardır. Bazı şeylerin toplum sağlığını bozabileceğini asla düşünmeyiz biz…

Bir tarafta Çin sansürü, diğer tarafta Türk Haber özgürlüğü… Acaba hangisi normal olan? Yoksa en mantıklısı ortası mı dersiniz?

8.08.2006

Şeker Bayramı Ne Demek?

Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama dehşetle izlediğim bir kelime oyunu oynuyor birileri son dönemlerde….Türkçemize damla damla sokulan bir sürü yeni kelime var, bunların çoğu basın yoluyla dilimize kazandırılmakta…

Son günlerde ŞEKER BAYRAMI terimine takıldım… Dini bayramlarımızdan biri Ramazan Bayramı, diğeri de Kurban Bayramı biliyorsunuz. Peki şeker bayramı ne oluyor bu durumda? Müslümanların Ramazan ayında tuttukları oruçlarının kutlamasıdır Ramazan Bayramı. Bu bayrama şeker bayramı demek için cidden problemli bir yaklaşımda olmak gerekiyor bence…

Hristiyanların Paskalya Bayramlarına Şeker Bayramı adı verilmiyorsa benim Ramazan Bayramı’ma da kimse şeker bayramı adını veremez diyorum ben…

Gazetelere bakınca özellikle tur şirketlerinin şeker bayramı programlarını esefle izlemekteyim..

Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar kimse bana şeker bayramı dedirtemeyecek ama onu bilsinler….

25.09.2006

İstasyon Problemi

Gene Guangzhou’dayız…. Fuarda işleri bitirmişiz…. Hong Kong’a geçeceğiz ve bu sefer hızlı trenle….

Saat 3’e almışız bileti hemde haftalar önceden rezervasyon yaparak çünkü fuar zamanı biletler bulunmuyor….

Saat 1’de otelden check out yaparak taksiye binip istasyona geldik… Rahat rahat bavullarımızı yükledik el arabalarına ve girdik içeriye….Information masasına gidip Hong Kong trenini sordum…. ve maalesef bu istasyondan kalkmadığını ve şehir dışındaki yeni istasyondan kalktığını söyleyince bir anda saate ve bavullara ve kalabalık trafiğe baktım…….

Hemen bir taksi bulup atladık…Diğer istasyona geldiğimizde tren çoktan çıkmıştı yola….

Çaresiz gene taksi kiralayıp Shenzhen sınırına doğru yola koyulduk….Akşam uçağımıza da kıl payı yetişebildik …Yaşadığımız stres cabası……

6.06.2003

Milli İdealiniz Var Mı?

Dünyanın büyük bir bölümünde İngilizce konuşulur ya da anlaşılır…. Bazen sorardım kendi kendime, neden Türkçe konuşulmaz da İngilizce konuşulur genellikle yabancı dil olarak… Cevabını dünya tarihinde buldum kolaylıkla…

Herşeyden önce 15.ci yüzyıldan itibaren İngiliz Kralığının, diğer Avrupa devletleri ile çekişmesine dikkat edelim.. Dünyanın dört bir tarafına gemiler yollayıp o ülkeleri sömürge altına alan Avrupa devletleri, sadece yönetimi ele geçirmekle kalmadı ve kendi dillerini, dinlerini zorla bu milletlere aşıladılar.

Bugün, Güney Amerika’da İspanyolca konuşuluyorsa nedenleri açık değil midir?

Kuzey Amerika’da, Güney-Kuzey çatışmalarının ardında yatan diğer bir konu, dil savaşı değil midir? Sonuçta kazanan İngilizler, koskoca kıtaya ingilizceyi anadil olarak okutmuşlardır….

Bugün bakınca, her ne kadar VAHŞİCE de olsa İngilizlerin yaptığına gıpta ile bakmamak elde değil. Barbarca veya kan dökerekte olsa sonucta adamlar ideallerini gerçekleştirmişler. Bugün dünyada dillerini hepimize seve seve öğretiyorlar….

Unutmayalım, bir milleti birarada tutan en önemli maddelerden birisi de DİL’dir. Bir yabancı dili öğrenirken, o ülkeye muhabbet kazanılması çok doğaldır, bu açıdan bakıldığında İngilizlerin başarısı kutlanılmalıdır, çünkü dillerini kabullendirerek, bir bakıma kültürlerini de kabullendirmişlerdir dünyaya…..

Gelelim bize….Bizim MİLLİ İDEALİMİZ var mıdır? Nedir? Ne olmalıdır? Bunu ben değil, sevgili büyüklerimiz bulmalı ve BİZE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE VEREBİLMELİLER!

MİLLİ AMACIMIZ NE? Çok önemli bir konu….Ciddiyim!!!!!

15.10.2002

Kore Savaşı Ve Lübnan

 Kore Savaşı’nı Çin açısından inceleyeniniz oldu mu bilmiyorum ama Çin’deyken çinli arkadaşlarla konuşma imkanım oldu bu savaşı…

Evet…Çin tarihinde de Türk askerlerinin o savaştaki KAHRAMANLIKLARI açık açık yazılıymış..Bunu duymak ne kadar gurur verici birşey.. Ama devam ediyorlar çinliler..ve soruyorlar; Amerikalıların kaçarken siz Türklere; “Geri çekiliyoruz! Bizi koruyun!” diye emir verdikten sonra siz canınızı kurtarmak adına bizim binlerce askerimizi öldürmüşsünüz…Kaçmak yerine orada kalıp kanının son damlasına kadar savaşmak…Bu kahramanlık güzel ama…KİMİN UĞRUNA????

Kore Savaşı’nda ölen Çin askeri sayısı bir rivayete göre 1 milyon civarındaymış. Amerika o coğrafyada gövde gösterisine çıkarken fedailiğini de BİZ üstlenmişiz… Koskoca Çin ordusu karşısında da kahramanca savaşmışız. Amerikanın prestijini kurtarmış ve elimiz boş kalmışız savaş sonrası…Kahramanlığımız savaştığımız düşmanlarımızın bile tarih kitaplarına geçmiş gerçi, bu da büyük başarı hani:)

Yıllardır avrupa ve amerika nereye isterse asker yollamışız… Göndermediğimiz nadir zaten.

Şimdi de Lübnan çıktı karşımıza…Bir taraftan İSRAİL….diğer taraftan her daim bizi arkadan vurmuş LÜBNAN……ve biz onları barışık tutmakla görevliyiz şimdi…Kelin ilacı olsa pkkyı yokederdi önce, gene bir sorunlu görev, gene kaçacak Avrupalı ve Amerikalı askerler ve gene kalacağız düşmanlarla başbaşa.. MEHMETÇİK canı pahasına ülkesinin gururunu kurtarmaya çalışacak…

Savaş olsa da olmasa da biz bir şey kazanamayacağız…BUNU YAZIN bir kenara…İşin ticari boyutu zaten hazırlanmış seneler öncesinden ve bize zırnık koklatılmayacak…

Kapalı kapılar ardında gene birşeyler alındı ve verildi ve asker göndermemiz kaçınılmaz artık..

Kahraman Mehmetçik umarım sıkıntı çekmeden dönmeyi başarır bu ne idüğü belirsiz ve iki tarafında ne olduğu belli olmayan savaştan…..Allah yardımcımız olsun!!!

5.09.2006

Taksilerimiz Daha Kaliteli Olabilir Mi?

Havaalanına inen bir turistin ilk karşılaştığı insanlardan birisi de taksicilerdir. Zaten yorucu uçak seyahati ve bavul işlemlerinden yorulmuş olan turistimiz, havalimanından çıkışta atladığı takside derin bir nefes alarak otelinin yolunu tutmak ister, ama o da ne? Taksi dökülmektedir….Hava sıcaktır ama klima yoktur, zaten şoför arkadaş ingilizce de anlamamaktadır. Turistimiz o kadar yoldan gelmiş ve şimdi bir o kadar daha sıkıntı ile otele ulaşmak için dua etmeye çalışmaktadır.

Geçen gün bir gazetede, ülkemizde neden tüm taksilerin Murat, Şahin ve Doğan olduğu soruluyordu… Bunun cevabı oldukça basit.. En ucuz taksiye uygun araç onlar oldduğu için. 1980 yılların modası bu İtalyanların MÜZEye kaldırdıkları kasalar nedense bize her sene aynaları değiştirilerek SIFIR model olarak yutturulmaya devam ettirilmektedir. Bu araçlarda GÜVENLİK dünya standartlarının çok altında olup, henüz ABS sistemi standarta geçirilememiştir..Alınan bu kadar paranın karşılığı gerçekten bu kalite değildir tabii ki ama nasılsa TAKSİcilerimizin ucuz araç alternatifi olmadığı için en çok satılan araç olmaya devam etmektedir…Bu araçlarla alakalı geniş yorumlarımı yakında yazacağım… Biz konumuza geçelim..

Taksilerimizin acilen geliştirilmesi lazım.Ülke ekonomimizi ayakta tutan TURİZMe önem vermek zorundayız. Yurtdışı seyahatlerim sırasında dikkatimi çeken bir uygulama var. 2 tip taksi…
– Normal taksi= Hergün karşılaştığımız türden taksiler…
– Lüks Taksi= Bu araçlarda belli standartlar olmak zorunda.. (Klima, şoförde tek tip kıyafet, ingilizce bilme zorunluluğu, aracın 3 seneden eski olmaması vs vs.)

Bu tip bir uygulamaya neden halen geçilemediğini anlamış değilim. Gelişmeye çalıştığımız bir dönemde bence bu uygulama üzerinde birilerinin artık kafa yorması lazım. Herkese aynı muamele yapmaya çalışmak doğal olarak hiçbir yerde kabul görmez. Taksiye 2 şekilde biner insanlar.. ya acil ihtiyacları yüzünden, ya da rahat ulaşım istedikleri için… bizdeki taksiler -istisnalar haricinde- maalesef lüks ulaşım aracı olmaktan çok ötedirler. Bu durumda parası olup rahat ulaşım isteyen insanlara haksızlık yaptığımızı hiç düşündünüz mü?

2 tip taksi uygulaması zaten kaçınılmaz bir sonuç olarak birgün hayatımıza girecektir.. Önemli olan bu sistemin en kısa zamanda uygulanabilmesidir.. Turizm treni kaçmadan…

Saygılarımla

30.08.2002

Hindistan Notları Ekim 2011

Bu hafta sizlere geçen hafta döndüğüm Hindistan seyahatim hakkında kısa izlenimleri paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz üzere Hindistan dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri ve binlerce inanışı, yüzlerce farklı kültürü bir arada tutan ilginç bir ülke.

Son yıllarda özellikle bilgisayar programcılığı konusunda dikkat çeken ülkenin aslında kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda bu teknolojiye yatırımlar yapıldığını maalesef gidince görebildim. İnsanların çok ucuza çalıştırıldığı bu ülkede, zeki insanların da çok ucuza bilgisayar programcılığında kullanılması doğal bir sonuç. Amerika ya da Avrupa’da bir bilgisayar mühendisine binlerce Euro maaş vermek yerine Hindistan’da aynı ücrete onlarca eleman çalıştırma şansınız var. Bu da büyük program firmalarını Hindistan’a yönlendiriyor.

İngiliz sömürgesi olarak uzun bir müddet ezilen ve tüm maddi varlıkları gemi gemi İngiltere’ye kaçırılan ülke, Gandhi döneminde özgürlüğünü elde eder fakat fakirlik geride miras kalmıştır zavallı halka. ” Köpekler ve Hindular Giremez! ” yazan bölgelerde ingilizler tarafından bir köpek ile aynı değer verilen hint halkının kaderi hep ezilmekle geçmiştir diyebiliriz. Bugün bile baktığınızda binaların yıllardan beri bir çivi bile çakılmadan, boyanmadan öylece durduğunu görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. İngilizler sömürüp gittikten sonra, gelen hintli liderler de rüşvet, mevki hırsı, lükse düşkünlükleri sayesinde halklarına maalesef hizmet etmemektedirler.

Daha önce Mumbai, Yeni Delhi ve Agra kentlerini görmüştüm ve bu sefer gittiğim Kolkata şehri fakirlik anlamında dehşet durumdaydı. İnsanların sokaklarda yattığı, yerlerde hayatlarını geçirdikleri, artezyen kuyularından yıkandıkları, o suları yemeklerinde kullandıkları, çamaşırları yol kenarındaki kanalizasyonlarda yıkadıkları bir dünya düşünün. Suyu delice harcayan bir millet olarak, Kolkata’yı gezmenizi tavsiye ederim. Suyun ne kadar değerli olduğunu orada insan daha iyi kavrıyor.

Kolkata konusunda ufak bir not paylaşmamda fayda var. İngilizlerin Calcutta, bizim Kalkütta adını verdiğimiz bu kent, isminin orjinal okunuşu olan Kolkata şekline getirmek adına ciddi çalışmalar yapmışlar ve bugün resmi olarak bu şehrin adı Kolkata ve her yerde bunu bastıra bastıra kullandırtıyorlar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin isminin ingilizce Turkey yani hindi olması ise bizler için utanç verici bir durum ve yıllardan beri bir ciddi adım atmayı başaramadık. Halen her yerde ” I went to Turkey and there were many turkeys there!” (Türkiye’ye gittim ve heryerde hindiler dolaşıyordu!) esprisine maruz kalmaya devam ediyoruz. Türkiye isminin artık tüm dünyada standart isim olarak kullanılması konusunda Kolkata kenti kadar bile başarılı olamıyorsak oturup ağlayalım derim…

Kolkata’ya gittiğim gün şansıma Diwali Bayramı kutlanıyordu ve törenler sırasında tapınakları ziyaret etme şansım oldu. Kali adındaki tanrıçaya, şeytana benzediği düşünülen siyah renkli ve boynuzlu erkek koçların kurban edildiği bir tören yapılıyor tapınaklarda. Hinduların da kurban kestiklerini öğrenmiş oldum bu sayede. Her yerde portatif çadır tapınakların inşa edildiği bu bayramda,ahşaptan ve basit plastik malzemelerden hazırlanan Tanrıça Kali figürlerine dualar ediliyor, hediyeler sunuluyor ve gece geç saatlere kadar havai fişek gösterileri yapılıyor. Bayramın ertesi gün ise, bütün hazırlanan heykeller, kutsal sayılan Ganj Nehri’ne atılıyor.

Ganj Nehri (Ganga), Himalaya Dağlarından çıkarak Hint Okyanusu’na dökülen bir nehir. Hindular bu nehrin kutsal olduğuna inanırlar. Kolkata şehri’nden de geçen Ganj Nehri’nde yıkanmak ayrı bir önem taşıyor. Çamurlu sulara atlayan insanlar, günahlarından arındıklarına inanıyorlar.

Hindistan, fakirliğin had safhada yaşandığı bir ülke. Onlarca ülke görme şansım oldu, fakat hiçbirinde bu ülkedeki kadar etki altında kalmadım desem yalan olmaz. Fakirliğin, yokluğun, pisliğin içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar aslında hepimize ibret dersi veriyorlar. Tefekkür etmek yani düşünerek ibadet etmek isterseniz Kolkata’ya bir seyahat hazırlamanızda fayda var.

Ülkemizin cennet gibi bir ülke olduğunu bir kez daha kabul ettim. Bu ülkede halen mutsuz olduklarını iddia eden ve özerklik isteyebilecek kadar ilginç insanlar yaşıyor. 4 mevsimi aynı anda ve bu kadar küçük bir coğrafyada yaşayabilen dünyada başka bir ülke yok! Üç tarafı denizlerle kaplı, dağları da, ovaları da, dereleri de, ormanları da ve daha sayılamayacak onlarca nimeti bir arada buluşturan bu ülkenin lütfen kıymetini bilelim, dünyada başka bir Türkiye yok çünkü!

Biraz uzun olan bu yazımdan dolayı özür diliyorum. Okuma nezaketi gösterdiğiniz için de teşekkürlerimi sunuyorum. Hayırlı Bayramlar dileklerimle,

Tüm BAYLAR Ekibi adına
Ali Baylar / Genel Müdür

29.10.2011