Çin Borsası

 2007 yılı boyunca Çin’de borsa olayında yaşanan bir patlama her yerde kendini gösteriyor. Tanıdığım arkadaşlarımın neredeyse hepsi borsaya bir şekilde bulaşmış durumdalar. Bulaşmakta da haklılar aslında. Bir sene içinde %400 civarı kazananlar olunca herkes ben de şansımı deneyeyim diyerek borsaya başlamış.

Ev hanımları, işi yoğun olmayanlar ve işsizler için borsa bir çeşit umut kapısı şimdilerde. Cep telefonlarından bile borsayı canlı takip etme şansı var. Her yerde stok market hakkındaki bilgileri görebileceğiniz bilgisayarlar mevcut. Borsa kanalları açılmış televizyon kanalları arasına…

Borsanın bir müddet daha kazandıracağına şüphem yok fakat pek kısa zamanda tüm parasını borsadan kaybeden şimdinin zenginleri, ilerinin fakirlerini pek yakında görebileceğimden adım gibi eminim.

Borsada tiyo almadığınız sürece kazanma şansınız çok olmayacaktır ve başkasının sizin paranıza değer kazandırmasını ümit etmek kadar boş bir hayal tanımıyorum şahsım adına. Varsa paranız canlı yatırımlara girin derim.

Çinli arkadaşlarıma, Türkiye’de senelerdir borsadan kaybedenleri anlatmaya çalışıyorum ama %400 kazandırmış bir borsanın yırtıcı dişlerini nasıl gösterebilirsiniz ki şimdi bu arkadaşlara? Ancak kaybettiklerinde dediklerimin anlamına ulaşacaklar ama çok geç olacak.

Kasım başında %5 bir düşüş yaşayan borsa Çin’de binlerce insanın zarar etmesini sağladı.

Düşünsenize birbuçuk milyar insanın borsa oynadığını..Ortada dönen rakamlar aklın sınırlarını zorlayacak rakamlar cidden… Bakalım yakında neler görecek ve duyacağız ÇİN BORSASI ile alakalı…

9.12.2007

Bayrak Sevdası!

 Son zamanlarda dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama İstanbul’un her köşesinde kocaman bayraklar dalgalanmaya başladı. İlk bakışta harika olduğunu düşündüğüm bu BAYRAK SEVDASInı başka bir açıdan ele almak istedim…

Bayrak biz Türklerde uğruna canımızı feda edebileceğimiz bir İDOLdur. Kıbrıs’a bayrağımızı indirmek isteyen rum vatandaşı nasıl alnından vurdu askerimiz hatırlarsınız. Bizim için bayrak bir çaput parçasından çok büyük önem taşımaktadır. Şu da bir gerçektir ki dünyanın en güzel bayrağı da Türk Bayrağıdır.

Bayrak sevdamızı asker yollarken, milli maç sonrasında, bayramlarda ve özel günlerde hep yaşamaktayız. Ama niyeyse 2006 yılından itibaren bir anda İstanbul’da kocaman kocaman bayrağımız dalgalanmaya başladı. Kocaman bir direk, çevresi düzenlenmiş, ışıklandırılmış ve bayrağımızın gece karanlığında dalgalanması iyice güzel görünebilsin diye… Kutluyorum bu güzel çalışmayı yapan TÜM EKİBİ….

Şimdi geliyorum sorularıma:
1- Bayrak direği ve ışıklandırmasının ihalesi kimler tarafından kimlere yaptırılmaktadır?
2- Bayrak direklerinin seçildiği yerlerde ne tip özellikler aranmaktadır? İlerde herhani bir yatırım alanı olabilecek yerler olması mümkün müdür?
3- Bayrakların rüzgardan en fazla ayda bir yırtılacağı ve yıpranacağı düşünülürse, bu bayrakların yenilenmesi kimler tarafından yapılmaktadır?
4- Bayrak sevgisi çok kutsal bir duygu ise, kimler kaç paraya bu bayrakların ticaretini yapmaktadırlar?
5- Bu iş için kaç kişi görevlendirilmiştir? Masrafları ve maliyetleri kimler taafından karşılanmaktadır?
6- Eğer bir ihale ile bu sistem yapılıyorsa yapan firma kimdir?

Bayrağın ticareti olmaz derim her zaman. Milletini seven hiç kimse bayrak için kar etme hesabı yapamaz. Bayrak sevgimi size sadece bir örnekle anlatayım kafanız karıştıysa. 2002 Dünya Kupası’nda statlarda dalgalanan kocaman Türk Bayrağını hatırlar mısınız? O bayrağı ben ve arkadaşlarım cebimizden ödeyerek hazırlatmış ve Kore’ye göndermiştik. Halen bilgisayar oyunlarında o bayrağımız kullanılmaktadır. Vatanseverlik bayrak ticaretini yaparak olmaz….

Yukarıda yazdığım soruların cevabını birileri vermediği sürece onların vatansever değil, bayraktan cep dolduranlar olduklarına inancım devam edecektir.
Bayrak nasılsa kutsal bizim için, milyonlarca lira kazanalım haybeden ve kimse bayrak olduğu için ses çıkarmaz diyenler yanılıyorlar… Yapıyorsanız ücretsiz yapacaksınız böyle KUTSAL HİZMETLERİ BEYLER! Ya da maliyetini alacaksınız sadece….

31.05.2007

Ab Vize Sorunu

AB hayranlarinin ilgisini cekecegine inandigim bu yaziyi yazma ihtiyaci duyuyorum.

Almanya vizesi için müracat ederken ne kadar uğraştığımdan bahsetmiştim hatırlarsanız… Almanya’ya turist olarak değil, Frankfurt Paperworld Fuarı’na katılan bir şirket ortağı olarak müracat ettim. Vize için gerekli tüm belgelerin yanında bilet fotokopisi, fuara girdiğimin kanıtı olan belgeleri de eklemeyi ihmal etmedim.

İstanbul Ticaret Odası aracılığıyla gerçekleşen vize müracatı bugün sonuçlandı. Sadece 30 gün geçerli bir vize alabildim. 1991 yılından beri her sene bu ülkeye ticari seyahat ettiğim halde niyeyse halen bir senelik vize almayı başaramadım….

Daha komik olan konu ise benim gideceğim gün 24 Ocak ve bana verilen vizenin başlama tarihi 25 Ocak, yani 24’unde Almanya’ya gitmem bu verilen vizeyle mümkün değil. Ya 25’ine değiştireceğim biletimi ya da yeniden Almanya Konsolosluğuna müracat edip bir gün öncesine vize verilmesi için yalvaracağım.

Almanlar aptal değil tabii ki, bu kadar sorun çıkartmalarının bir nedeni var, bu bir meydan okuma bizlere…Dünyada tüccar olan insanlar tarih boyunca özerkliklere sahip olmuşlardır. Bunlar barış elçisi olarak kabul edilirler. Biz Almanya’ya ticaret yapmak için gidiyoruz. Terörist değiliz, bölücü değiliz, yapılan bu işkence tüm Türk insanlarına bakış açısının kanıtıdır.

Buradan yetkililerimize sesleniyorum, bu işkenceyi çözün artık! Bu AB ülkelerinin bize olan BARBAR bakış açısı hiçbir zaman değişmedi…13 senedir vize almakla uğraşıyorum, her seferinde bir sürü sorun çıkartılıyor, bunu ben, sen veya o değil devlet yetkililerimizin halletmesi gerekiyor. AB vatandaşları ellerini kollarını sallayarak gelirken buraya, biz işadamları olarak bile işkence çekerek vize alıyoruz.

Ben böyle bir Avrupa Birliği’ne karşıyım arkadaş…Bırakın bu saf yaklaşımları… AB bizi alacak!!!! Beklersiniz….Hem de çok beklersiniz…..

14.01.2005

Euro Öncesi Ve Sonrası

Birkac gundur Italya`dayim. Daha gecen ay bir fuar ziyareti icin gene bu ulkedeydim. Yani EURO`ya henuz gecilmemisti o ziyaretimde. Simdiki ziyaretimde EURO ile baslanan yeni bir surec baslamisti.
Ilk izlenimimi merak edebilirsiniz, hemen yazayim. Euro su an icin firsatcilar icin mukemmel bir olay. Neden mi? Daha havaalanindan otele giderken bindigimiz taksici bize 100.000 liret tutan taksimetre yerine 100 Euro alinca bunu daha sonra hesaplayinca yedigimiz kazigin boyutunu anlamis olduk. 100 Euro 200.000 liret yapiyor cunku, yani taksici bizden 100.000 liret fazla almisti o arada. Kimse bizim taksicilere atip tutmasin, merak eden italyan taksicilerin bizden daha iyi olmadigini anlar birkac deneme sonrasinda.

Konumuza donelim, Euro ile birlikte hayat devam ediyor Avrupa`da, Fiyatlar hem Euro hem de o ulke parasiyla beraber yaziliyor. Fiyat politikasi genelde kaziklamaya daha yonelik, bunu direkt Italyan isadamlarindan duydum, mesela 0,90 Euro karsiligi bir mala direk 1 Euro yaziyoruz diyorlar, Herkes bu sekilde yazdigi icin kimse kimseye kizmiyor , herkes memnun diyorlar. Burada memnun olmayan tek millet turistler:) yani biz, cunku zaten kagit parcasina donmus zavalli bir para ile bir de euro kazigi yemek inanin cok zor geliyor. Artik alisveris yapmanin bir anlami yok benim icin Avrupa`dan cunku fiyatlar Turkiye`nin cok uzerinde. Saniyorum yapilacak en guzel sey yurtdisinda para kazanip Turkiye`de yemek. Ulkemize son zamanlarda turist sayisi artarsa sasmayin cunku Avrupa`da bu kadar guzel standartta tatil yapmanin maliyeti ulkemizin 3-4 katina maloluyor. Ben de Avrupali bir turist olsam hakli olarak ucuz ve guzel diye Turkiye`ye gelirdim.

Italya seyahatinin hemen ardindan Almanya`ya gectim, orada da fiyatlar ayni Italya`daki gibi bir gecis donemi yasamakta ama saniyorum Almanlar biraz daha insafli davraniyorlar. Fiyatlar biraz daha insafli ayarlanmis bu ulkede, alisveris merkezlerindeki fiyatlari kontrol ettikten sonra diyebilirim ki Italya`daki fiyatlar cok dengesiz.
Insanlara Euro hakkinda ne dusunuyorsunuz diye sirdugumda aldigim cevap cok basitti, hic bir fark yok diyorlar, hayat devam ediyor deniyor. Isin komik tarafi ithlatini yaptigimiz urunlerin fiyatini gene liret ya da mark olarak vermeye devam etmeleriydi.

Alisverislerde ister euro ,ister liret veya mark verebiliyorsunuz. Kasadaki gorevliler bu arada biraz stres halindeler. Bir alisveris sonrasi 500 euro vermek zorunda kalinca kasadaki ihtiyar bayan gidip muduru cagirdi , mudur gelip parayi eline alip iyice inceledi ve saglam dedi, bayanin aciklamasi suydu, son zamanlarda cok sahte euro piyasaya surulmus ve eger sahte 500 euro`yu yanlislikla alirsam maasimdan kesilecek. Az para da degil hani, 500 euro 400 dolardan fazla bir paraya denk geliyor cunku.
Sonuc olarak EURO artik hayatin bir parcasi, bazi yonlerden bizim icin de kolaylik oldu aslinda. Eskiden bir ulkeye giderken o ulke parasini alirdik yanimiza, eger birkac ulkeye gidilecekse o zaman cuzdanda degisik degisik paralar olur ve karisir dururdu. Oysa simdi o kadar kolay oldu ki, cebinizdeki Euro ile euro kullanan ulkelerde cok rahat ayni parayla seyahat edebiliyorsunuz. Olayin biraz kotu tarafi da bir onceki ulkede diyelim 10 Euro`ya karninizi doyururken , diger ulkede 200 Euro`ya ayni yemegi yemek tabii ki biraz hos bir olay degil:)

Saniyorum Euro artik yerini saglamlastiriyor, insanlarda genel izlenim olumlu. Uzun vaadede Euro Avrupa`da hayal edilen BUYUK AVRUPA hayaline yardimci olabilirmi olamaz mi onu bilemiyorum ama BUYUK AVRUPA`da bizim yer almamiz artik hayal diyebilirim. Kesin olmamakla beraber altinci hissim bu sekilde:)
saygilar

21.06.2002

E-yardım – Güzel Bir Düşüncenin Acı Hikayesi

Hep konuşuyorduk masa başında… Okumuş insanlarıydık ülkemizin, zeki insanlardık, vatanımızı seviyorduk….O zaman ne duruyorduk? Harekete geçmeli ve milletimiz için biz de birşeyler yapmalıydık….

Konuşmakla birşey olmayacağı kesindi. Tanıdığım ve güvendiğim tüm arkadaşlarıma fakirlere yardım yapmak istediğimden bahsettim. Çok fakir vardı her köşede ve biz de ufak ufak yardım edebilirdik kendi çapımızda… Herkes yardım projemde destek sözü vermişti sağolsunlar. Bu manevi destekle hemen kolları sıvayarak işlemlere koyuldum.

İsim bulalım dedik önce.. Herkes kulağa hoş gelen isimleri yazdı kağıtlara.. Amacımıza en uygun ismi bulmalıydık… Amacımız yardım edende de edilende de ayırım yapmamak olacaktı. Dil, din, ırk ayrımı yapmayacak ve sadece ihtiyaçlı olmasına dikkat edilecekti ailelerde. Herkese kapımız açık olacaktı. Derneğimize en güzel uyacak ismin EVRENSEL olduğuna kara verdik oylama sonucunda. Evrensel kelimesinin altında bu kadar ezileceğimizi nereden bilebilirdik?? Bilseydik bunu, en başından “Ehli Sünnet Ve’l Cemaat Yardımlaşma Derneği” adını alırdık zaten…

2003 yılı Nisan ayında resmi dernek kuruluşunu gerçekleştirmiştik. Herşey resmi olsun istedim. Ülkemizde yardım adı altında neler yapıldığını hep duyuyoduk çünkü…Hiçbir dedikoduya yer vermemeli ve yardımlarımıza odaklanmalıydık sadece.. Bu nedenle herşey resmi olmalıydı. Devletimiz bizi incelesindi tabii ki..Korkacak birşey yapmıyorduk ki..

Yönetim kurulumuzu ve tüzüğümüzü hazırladıktan sonra başkanlık görevine seçildim ve görevime başladım. Dernek kuruluşu gerçekleştikten bir ay kadar sonra merkez karakola davet edildim ve ufak çaplı bir ifadem alındı orada. Neden Evrensel? Arkanızda kimler var? Gibi basit sorular soruldu.. Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım amaçlarımızı..

Bir yandan maddi destek bulmaya çalışırken, diğer taraftan fakir aileler buluyor ve yerlerinde ziyaret ederek tesbit yapıyorduk fakir olup olmadıklarına dair ailelere. Hata yapmayalım diye her aileye 2 gönüllümüzü gönderiyor ve arka odalara da bakırıyorduk çünkü birçok aile giriş kısmında çok fakir görüntü verirken arka odalarda lüks yaşam standartlarıyla yaşıyorlardı. Sahtekarlık maaleef insanların bazısının hayat felsefesi olmuş… Biz elimizden geldiğince tesbitleri en sağlıklı şekilde yapıyorduk.

Ailelerin istatistiksel bilgilerini de almaya çalışıyorduk bu arada. Kaç çocuk yaşıyor ailede, yaşları nedir? Çalışan kaç kişi var ailede? Elektrik, telefon ve su gibi harcamaları hakkında bilgi alıyorduk, beyaz eşyalarına kadar kayıtlarını tutuyorduk ki ilerde ihtiyaçlarına sağlıklı destek olabilelim diye….

Maddi destek bulma en büyük sıkıntımızdı en başından beri. Hep beni tanıyan dostlarım yardım ediyordu ve bizi inceleyen ve güvenen üç beş yeni yüz… Gerisi hep önyargılıydı bize. ARKANIZDA KİMLER VAR? Sorusu hep soruluyordu…

EVRENSEL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ’nden geliyoruz dediğimiz anda kapılar anında kapanıyordu çoğu yerde. Solcusunuz siz, kürt müsünüz? Pkklı mısınız? Değiliz adımız evrensel çünkü evrensel bir amacımız var, biz müslümanız ama içimizde her kafadan gönüllümüz var, müslümana da ateiste de ihtiyaçlıysa yardım ederiz. İslam dinimizde müslüman olmayana yardım etmeyin denilmiyor ki zaten! Kim dinler sizi…..

Kendimizi tanıtalım istedik.. Anlatalım kendimizi.. Site kurduk . Mail attık binlerce insana. Yaptıklarımızı anlattık, projelerimizden bahsettik maillerimizde… Cevap mailleri geldi tabii ki.. Bin mail geldiyse 800 tanesinde küfürler ediliyordu bize…Neden? Bilemiyorum.. Ne yapmıştık ki bu küfürlere maruz kalıyorduk asla anlayamacağım…Fakire hizmet etmek bu kadar kötü birşey olmalıydı demek ki. Mail atmayı bıraktık sonra…

İnternet sitemizi gezen bazı arkadaşlar içimizdeki ÜNLÜLERİ soruyordu nedense..Maalesef İbomuz, Hülyamız, Sedamız hiç olmadı bizim…Sadece bir tane mankenimiz oldu, o da o dönemlerde kaybettiği imajını düzeltebilmek adına basını çağırıp,gelip show yapıp gitti. İmajı düzelttikten sonra bir daha sormadı bile ne yapıp ettiğimizi. Bizim ünlü abilerimiz ablalarımız olamadı hiç o anlamda….

Basın kuruluşlarıyla irtibata geçelim dedik. Televizyon kanallarına önce ulaşmaya çalıştık… FORMATIMIZA UYMUYORSUNUZ! Dediler. Onların formatı çünkü hip hop kültürü idi. Biz ise fakirlerle uğraşıyordukü seyirci sevmezdi bu yayınları pek. Hem bir kaç kanal zaten yayın yapıyordu o konuda. Gerek yoktu yani….

Bir kanal sadece ılıman baktı o dönemde.. Bir sanatçı!mızla birlikte ailelerimize gidilecek ve gösterilecekti bu her hafta o kanalda. Ailelerimizi rencide etmek istemediğimiz için biz kabul etmedik o teklifi zaten…

Bir dini yayın yapan kanal ise epey düşündükten sonra senelik 30 milyar verirsek yayına alacağını söyledi. Onlar da bizi kendi amaçlarına alet edecekleri için gene kabul etmedik, hem zaten o kadar parayı bulsak binlerce aileye direkt yardım edebilirdik ki…

Gazetelere reklam verelim istedim sonra. 7×14 cm boyutunda bir tek reklama 1 milyar TL istei gazetelerimiz. En kıytırık gazeteler ile uçuk fiyatlar istediler. O parayı bile vermek açıkcası ağır geldi maddi sıkıntılar dolayısıyla.

Gazeteye, televizyona haber niteliğinde hizmetlerimizde basına haber verelim dedik, bu sefer de içimizdeki gönüllüler bize SİZ REKLAM PEŞİNDE MİSİNİZ? Yakışmaz bize reklam dediler ve gene adım atamadık o anlamda da.

Birçok insanımız bize neden KREDİ KARTIYLA yardım almadığımızı hep sordu. Oysa bu bizim hatamız da değildi. Anlatayım….. Bankaların maalesef hiçbirisi bizi amaçlarına uygun bulmadı. Cironuz ne kadar olacak dediler, büyük rakam veremedik. Onlar istiyor ayda bilmem ne kadar yüzbin dolar para dönsün ki size sistemi açsınlar. Dini finans kurumları da buna dahildir…..

Dedik SMS ile yardım programı yapalım. Sms sistemleri bizden 500.000 sms garanti istedi en başından… Veremedik tabii ki…reklm yapamayan bir dernek 500.000 sms rakamına nasıl ulaşabilirdi ki? O da olmadı maalesef.

Biz bu destek arayışlarıyla cebelleşirken aileler de her 3 ayda bir erzaklarını almaya devam ediyordu, erzak parası bulacağız diye dilenci gibi sağa sola koşturuyordum ki denk getirebileyim erzak paralarını…

Erzak harici daha birçok yardım da yapıyorduk bu zorluklar içerisinde.. Kömür dağıttık mesela her aileye birer ton. Okul döneminde eğitim desteği verdik, sağdan soldan çanta, defter, kalem ayarlayıp her öğrenciye bir çanta ulaştırdık. İş bulduk 10 aileye. Sağlık desteği verdik birçoğuna. Ev eşyaları dağıttık yüzden fazla aileye….

Yardımları toplu dağıttığımız dönemlerde hep muhtarlar çevremizde dolanıyordu, sonradan anladık ki kendilerinin bu desteklerin arkasında olduğu imajını vermek için yanımıza bitiyorlarmış yardımlar sırasında… Ne acı….

Belediyelerle görüştük, destek istedik, öyle kaldı isteklerimiz. Ne bir yer verildi bize ne de destek….

Çoğu gönüllümüz zamanla dağıldı.. Herkes güçlünün yanında olmayı sever haklı olarak.Maddi veya manevi gücünüz yoksa yalnız kalmanız kaçınılmazdır. Biz de kaldık sonuçta 3-5 gönüllü. Aile sayımızı 150’ye düşürdük. Elimizden gelen yardımı yapmaya gayret ettik.

Çevremizde bize destek vermesini beklediğimiz birçok arkadaşımız, kendi cemaat ya da partilerine ait olmadığımız için sahiplenmediler hizmetimizi, üstelik kötülediler sağa sola, yardım edenlere de engel oldular bazıları….Canları sağolsun hepsinin….

Bir yardım derneği hikayesi burada son buluyor…. Ülkemi insanına yardım etmek istedim, gerçekten çok çalıştım başarılı olalım diye.. Dünyaya ulaşalım sonra istedim buradan yola çıkarak.. Dünyada aç kalmayıncaya kadar birlikte savaşalım açlıkla istedim… Ama ütopyaymış bu ne acıdır ki…

Dünya parsellenmiş.. Devletler bölmüşler insanları önce parçalara… İnançlar dağıtmış, politikacılar ezmiş, cemaatler kaymağını yemiş… Bir yerlere bağımlı olmayan kaç kişi vardır diye sorarım size? Ve bağımlı olduğu gruba destek olmayan var mı? Destek olmayınca aralarında yer alma şansı var mıdır peki?

Biz bir yere ait değildik.Herhangi bir cemaate ya da bir partiye bağımlı da değildik. özgürdük…Aslında en büyük hatamız da buydu… Büyük konuşmak gibi olacak ama DÜNYADAKİ YARDIM KURUMLARI İÇERİSİNDE HİÇBİR GRUBA, CEMAATE, DİN İNANCINA, DEVLETE, POLİTİK PARTİYE YA DA TİCARİ AMACA SIRTINI DAYAMADAN HİZMET VEREN TEK YARDIM DERNEĞİ BİZDİK…

Biz de pes ediyoruz artık…. Artık bedenim bu kadar ağır yükü kaldıramıyor.. Hem madden, hem manen çok yıprandım..

Küçük dünyama geri dönüyorum biraz kırgınlık, biraz sitemle..

Bugüne kadar yanımda olan dernek çalışanlarıma, yapılan hizmetlerde maddi ve manevi destekleriyle çalışan tüm gönüllülere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

5.11.2006

Tiryakilik Zor İş!

Singapur Havayolları ile Singapur’a uçuyoruz. Uçağımız o dönemde İstanbul’dan çıkıp, Suudi Arabistan’ın Dhahran kentine inip 1 saat yakıt molası ve yolcu alıyor ve Singapur’a devam ediyordu.

Uçakta sigara içme yasağının ilk başladığı dönemdi. Tiryakiler krize girmiş ve sigara sayıklamaya başlamışlardı daha 4 saatlik ilk uçuş sonrası. Uçak kenarda beklerken, yakıt alımı için yakıt tankeri uçağa yanaşmıştı.

Biz açılan yan kapılardan yemek ve içecekleri getiren hizmetlileri incelerken , bizim tiryakiler hosteslerle pazarlık yapmaya çalışıyorlardı.

– Birer sigara içsek ne olur? Söz içeriye atmayacağız izmaritleri!!!!

İşin ilginç tarafı, izmaritleri dışarı atmaları daha tehlikeliydi çünkü yakıt tankeri hemen altımızdaydı…..

Bir sigara ve bummmmmmmm :)))

Tiryaki o kadar krize girmiş ki…. düşünemiyor bile :)))

9.06.2003

Bahreyn – Bahreyn

Bahreyn, Arabistan’ın doğusunda ve 33 adadan oluşan küçük bir devlettir. “BAHREYN” ismi Arapça “İKİ DENİZ” anlamına gelmektedir. Buradaki iki deniz, deniz dibindeki tatlı su kaynaklarının, tuzlu su ile karışmasından dolayı iki ayrı deniz olarak sayılmasından dolayıdır.

Bahreyn’in en önemli ürünü, incidir. Devlet daireleri cumartesi- çarşamba günleri arası saat 07:00-14:15 arası çalışırlar. Normal işyerleri öğleleyin hava çok sıcak olması nedeniyle genelde 12:30-15:30 arası mola verirler. O saatlerde boşuna alışveriş yapmayı hayal etmeyin. Bu saatlerde yapılacak en iyi seçim büyük Alışveriş Merkezlerinden birine gitmektir.

Bahreyn’e 1999 yılında Hindistan’a yaptığım seyahat sırasında gitmiştim..

İstanbul’dan GULF AIR havayolları ile Bahreyn üzerinden, Hindistan’ın Mumbai kentine geçmiştik. Dönüşte 2 günlük bir boşluk vardı ve bunu Bahreyn’de kalarak geçirmeye karar vermiştik.

Herşeyden önce ilk izlenimim, bir ÇÖL ülkesinde olduğumdu.. Heryer çöl kumları ile kaplıydı. Modern şehir olmasına rağmen heryerin sanki deniz kumu ile kaplı oluşu belkide bende bu intibayı yaratmış olacak…

Kaldığımız oteli GULF AIRLINES aracılığı ile seçtiğimiz için mükemmel bir konfora sahip olmuştuk. Eğer Bahreyn’e gitmeyi düşünüyorsanız en iyi seçimlerden birisi havayolu aracılığı ile otelinizi ayarlamanız, çünkü bu oteller gerçekten hem çok güzel, hem de normal fiyatının yarı fiyatına kalabiliyorsunuz.

Geceyi güzelce uyuyarak geçirdikten sonra sabah kahvaltısı sonrası ilk işim, bir taksiye atlayıp şehir merkezine gitmek oldu. Takside çalan müzik, bizim Türk popçularının söylediği bir şarkıydı ve bizimkilerin, bu arap şarkılarını, nasılda birebir kopye etmiş olduklarını kanıtlıyordu bir kez daha…

Taksici bizi şehir merkezi olduğunu söylediği bir yerde indirdi. Biraz sokaklarda dolaştım ama bana çok cazip gelmedi. Bizim Mahmutpaşa tipinde bir alışveriş merkezini dolaştıktan sonra başka bir taksiye binip büyük bir alışveriş merkezine götürmesini istedim.

Bu sefer de Akmerkez ayarında bir alışveriş merkezine geldik. Her yerde yabancılar ve özellikle Rus bayanlar dikkat çekmekteydi. Her köşede MARKA ürünler ve astronomik fiyatlar…tabii ki hiçbir şey almadan döndüm otele…. Sırf alışveriş yapmış olmak için kazık yiyecek değilim kimse kusuruma bakmasın :))

Bahreyn genel olarak hayat standartları bizden yüksek bir ülke..Halk genelde zengin ve işçilerin çoğu Hintlilerden oluşuyor.

Bahreyn’in temiz denizi dalmayı sevenler için çok ideal. Bütün Bahreyn turizm dergilerinde bu denizin resimlerini görebilirsiniz..

Eğer çok uzun süre bir ülkede kalmayı düşünmüyorsanız ve bir ülke görme amacındaysanız, Bahreyn, size iyi bir seçim olabilir. Şahsen ben 3 günden fazla kalabileceğime inanmıyorum artık:)))

30.07.2002 

Amerika Vizesi İle Alakalı – Amerika

T.C.Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürlüğü’nden alınan bir yazıda, Dışişleri Bakanlığı’nın yazısına atfen; A.B.D’ye seyahat edecek kişilere daha iyi hizmet verilebilmesini teminen, 3 Nisan 2003 tarihi itibariyle Ankara’daki Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesi’nin ve İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’nun resmi amaçlı ziyaretler dışında, vize müracaatlarını doğrudan kabul etmeyeceklerinin bildirildiği ifade edilmektedir. Anılan yazıda devamla, sözkonusu uygulama çerçevesinde, göçmen veya göçmen olmayan vize müracaatında bulunmak isteyen kişilerin önce herhangi bir İş Bankası Şubesi’ne 16 ABD Doları veya bu miktara tekabül eden Türk Lirası yatırarak kişisel bir kimlik numarası (U.S. Visa Information PIN Number) sağlamaları ve ardından (212) 340 44 44 no’lu telefonu arayarak randevu almaları gerektiği, anılan numaranın haftaiçi 09:00-20:00 saatleri arasında hizmet vereceği, müracaatçıların randevu saatinden beş dakika öncesinden on dakika sonrasına kadar içeri alınacakları, vize verilmiş pasaportların UPS kargo şirketi aracılığı ile müracaat sahiplerine ulaştırılacağı ve bu hizmet için pasaport başına 2 ABD Doları tutarında bir ücret tahsil edileceği belirtilmektedir.

27.01.2004

Uçaklarda Sigara Sorunu

Birkaç seneden beri uçaklarda sigara içme yasağı çıktı ve o günden beri diyebilirim ki her uzakdoğu uçuşumda bir macera yaşandı o uçakta. Pilot defalarca ikaz etti yolcuları. Bazen hostesler duman detektörünün ikazı ile tuvaletlere koşup kaçak sigara içenleri yakalamaya çalıştılar. Bazı uyanık arkadaşlar örtü altından içti sigaralarını … Bazıları güya sigara yasağını bilmiyormuş gibi oturup keyifle yakıp sigaralarını ikazlara devam eden hostese baka baka yarısına kadar içmenin keyfini yaşadı vesaire vesaire…sonuç olarak bu insanlar uçuştaki herkes tarafından ayıplandılar..küçümsendiler..

Ama gelgelelim sigara tiryakisi bir insana uzun uçuşlarda sigara yasak demek bence o insanı zindana atmakla aynı değerde. Yanlış anlaşılmasın şahsen ben sigara tiryakisi değilim ama bu konuda içenlere saygılı olmalıyız diye düşünüyorum. Mesela Japonya hattındaki uçaklarda sigara yasağı yok, çünkü Japonlarda sigara içeni dışlama maalesef yok. İçen içer mantığı var. ve olayın çözümü de imkansız değil çünkü bütün uçaklarda mükemmel havalandırma sistemi mevcut, dahası insanların gizli gizli tuvaletlerde sigara içmesinin tüm uçağı tehlikeye soktuğunu düşünürseniz bu yasağın en kısa yoldan çözülmesi şart bence…..

Özellikle Türk insanı sigarasına çok düşkün oluyor. O kadar değişik hatlarda uçtum ama maalesef sigaranın hep olay olduğu uçaklar bizim hatlarda oldu. Bence bazı gerçekleri gözardı etmemek gerekiyor. Basit bir sigara olayı yüzünden rezil olmaya gerek te olmamalı. İçene bir çözüm sunulmalı , ve sanıyorum özellikle uzun hatlarda çalışan uçak şirketleri içinde hangisi sigara içme konusunda böyle bir şans tanısa Türkiye’den çıkışlı tüm uçuşlarında full gidecektir..denemesi bedava…

sigara içen ve içmeyen herkese saygılarımla.

MART 2001

Ttnet’in Adsl Kazığı

Ülkemizde bildiğiniz gibi yaygın olarak TELEFON hatlarıyla internete bağlantımız gerçekleşiyor. Telefon hatları genelde dunyada artık eskiyen bir bağlantı yöntemi… Fiberoptik hatlar, uydular ile hızlı internet bağlantıları dünyada yerini alırken ülkemizde halen telefon hatları üzerinden gerçekleştirdiğimiz YAVAŞ internet ile hem vaktimiz, hem de paralarımız uçup gidiyor.

Dünyada son zamanlarda internet hızında mükemmel gelişmeler yaşanıyor. 1 megabit bir baglantı artık hayal değil. Hong kong’da kaldığım otelde 2 megabit network sistemi sayesinde 300 megabyte dosyayı birkaç saat içinde yüklerken yaşadığım hayreti düşünebiliyorsunuzdur.

Sağolsun ülkemizdeki internet uydu baglantısını TTNET gerçekleştiriyor. Son donemlerde buyuk ataklar yapip bizleri daha hizli sistemler olarak bildigimiz, DSL, ISDN ve ADSL baglanti sistemlerini baslattilar.

Ben daha hizli oldugunu dusundugum, ve ucuz olduguna inandigim 256 kb ADSL baglantisi ile halime sukrediyordum. Verdigim AYLIK 140 milyon TL civari odeme sahsen Turkiye sartlarina gore epey hizli sayilabilirdi tabii ki. Fakat gecen gun CIN`deki arkadaslarim butun olumlu dusuncelerimi altust ettiler.

Cin`in kucuk bir kasabasinda yasayan bu arkadaslarim da ADSL kullaniyorlardi artik. Cin Telekom`u butun ulkeye yaydigi ADSL sistemi ile kullanicilarindan SADECE AYLIK 15 milyon TL karsiligi odeme ile siki durun TAM 1 MEGABIT baglanti veriyor. 1 MEGABIT BAGLANTI ve SADECE 15 MILYON TL……

Biz burada 256 kb baglanti icin ayda 140-150 milyon TL veriyorken, adamlar bizim baglantinin TAM 4 KATI HIZLI baglantiya sadece ve sadece ayda 15 milyon TL oduyorlar….

Burada denebilir ki orasi Cin, burasi Turkiye…Bence bu bir mazeret olamaz. ADSL`in bir maliyeti vardir, ama Cin bu kadar da ucuza malediyor olamaz zaten.

Diger bir konu, hadi diyelim bizim fiyatimiz bu…kabul edelim….Ama tam 1 senedir bizim mahalleye gelmesini bekliyoruz bu hattin. Adamlar kasabalara kadar sokabilmisken bu baglanti sistemini, hem de 1 megabit olarak, biz neyi halen bekliyoruz???

Arkadaslar, benim derdim bizim insanimizin goz gore gore kaziklanmasini engelleyebilmek. Kim olursa olsun, kimseyi kaziklamasin. Yaziktir. Insanimiz zaten ucu ucuna biriktirdigi uc bes kurusla internete saat hesabi yapip girebiliyor… Oyle arkadaslarim var ki inanin internete 10 milyon TL telefon parasini hesapladigi icin giremiyor.. Fiyatlari pahali tutmak kime neye yarar???

Yetkilileri uyaralim, mailler atalim saga sola. Degerli buyuklerimiz olaya bir el atsin.. Yaziktir bu millete yahu!! Ekonomik krizin zaten 2-3 senede bir vurdugu bir ulkede bari insanlarin INTERNET ozgurlugu yasaklanmasin…Fiyatlarin astronomik tutulmasi da yasaklamanin baska bir turlusu degil mi sizce de?

Herkesin INTERNET`i kullanabilecegi ve kaziklanmayacagi bir ulke olma dilegiyle…

Saygilarimla..

21.06.2002