Bazı Ülkeler İçin Çok Önemli Bir Not!

Birçok ülkeye girişte, üzerinizde ne kadar para olduğuna dair bir soruyu cevaplamanız gerekmektedir. Çoğunlukla buraya, ben de dahil olmak üzere, yanımızdaki paranın belkide yarısını sadece yazıp geçeriz, mantık şudur, benim üzerimdeki parayı neden onlara tamamen bildireyim ki? diyelim 2000 USD yanımızdaysa, biz 500 USD yazarız..

Diyeceksiniz ki, bunda ne var sorun olacak? O zaman size aklınızın almayacağı bir olayı haber vereyim de şaşırın….

Sırbistan gümrük polisleri, Avrupa’da çalışan işçilerimizin , sınır girişlerinde beyan ettikleri miktara bakarak, sınır çıkışında tüm paralarını arıyor ve kayıt haricinde çıkan tüm paralarına el koyuyor. Diyelim yolcumuz üzerindeki parayı 2000 Euro pşaral bildirdi ve ülkeden çıkarken üzerinden yapılan aramada 10.000 Euro çıktı, 8.000 Euro’ya el konuluyor.. Yapacak bir şey de maalesef yok çünkü üzerinizde olduğunu beyan edip, imzaladığınız miktar sadece 2.000 Euro… Demek ki bu diğer kısmı GAYRİ RESMİ bir şekilde kazandınız diye düşünüyor ve el koyuyor UYANIK SIRPLAR…

Haa bu arada, sadece Sırpların bu yolla elde ettikleri gelir, sadece TÜRK İŞÇİLERDEN, BİR MİLYON EURO…………..

Ağlamak istiyorum……………..

Siz siz olun şu uyanıklara kuruşunuzu kaptırmayın……..

18.05.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Bursa İzlenimleri

Bursa gerçekten İstanbul’da yaşamaya alışmış ve İstanbul’u zorunluluklardan dolayı terketmek zorunda olanlar için çok güzel, alternatif bir şehir. Kendinizi aslında İstanbul’un görmediğiniz semtlerinden birinde gibi hissediyorsunuz. Hani bazen Anadolu’ya gideriz de birkaç gün sonra bu vazgeçilmez şehrin trafiğini bile özleriz ya Bursa’da bu duyguyu pek yaşamıyorsunuz. Hareketlilik bu şehirde her yerde göze çarpıyor…
Biz gittiğimizde ilk gün şehrin merkezinde bulunan Ulu Camii’yi gezdik, insan kendini böylesi heybetli camilerde çok tuhaf ve sorulayıcı hissediyor. Daha sonra oraya kadar gitmişken ve Ulu Cami’ye yürüyerek 15 dakika mesafede bulunan Emir Sultan Hazretlerinin türbesine ve oradan da Yıldırım Beyazid’in oğlu Mehmet Çelebi’nin kabrini ziyaret ettik.. Ziyaretlerde hem dua etme fırsatı hem de yürüme yollarımızda Bursa’nın yokuşlarda kalmış yüzyıllık mahallelerini görme fırsatı bulduk.. Hatta bir mahalle belkide 150 merdivenlik bir sokakta kurulmuştu ve merdivenleri çıkan amca tam 70 yıldır bu merdivenleri inip çıkarım deyince genç kalmasının sırrını anlamış olduk..
Yine Ulu Camii’nin tam arkasına düşen bizim kapalı çarşımızı andıran Kapalı Çarşıları var. Alışverişi sevenler için harika bir yer.
Tabi Bursa deyince Kestane Şekerinden bahsetmeden geçemiyeceğim. Ulu camii’nin karşı sırasında Kafkas Şekercisini bulabilirsiniz.. Tüm Bursa’lılar Kafkası önerdi bence başka yerden almayın derim çünkü harika çeşitleri ve lezzetleri var!!!
Bursa’ya kadar gelmişken Uludağı görmeden gitmek olmaz diyorsanız Uludağ’a dolmuşlarına binmeniz yeterli. Yapmanız gereken bir taksiye binip Uludağ dolmuş durağına gitmek istediğinizi söylemek..Merak etmeyin Bursa o kadar da büyük değil nereden binerseniz binin 2,5 milyondan fazla vermiyorsunuz. Dolmuşla 45 dakika kadar sürüyor, teleferikle ise 15 dakkaymış.. Ama benim gibi yükseklik korkunuz varsa dolmuş en iyisi.. Dağ ise kaymayı bilenler ve çocuklar içi çok eğlenceli.. Heleki hava güneşli ise! hiç birşey yapamazsanız oturur manzara seyredersiniz. Ama şunu belirtmeden geçemiyeceğim, cebinizdeki para kısıtlıysa Uludağ’a gitmeyin derim.. Bir Nescafe’nin üçbuçuk milyon olduğunu söylemem yeterli olacaktır sanırım..
Bir de Bursa’nın sosyetik ve şifalı sularıyla ünlü semti Çekirge var.. Buradaki otellerde hem biraz daha ucuza kalabilir hem de şifalı sularından faydalanabilirsiniz..
İşte benim gördüğüm Bursa böyle.. Herkese tavsiye ederim gidin görün, emin olun hiç sıkılmayacaksınız…

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Body Worlds

Almanya Frankfurt seyahatım sırasında, billboard reklamlarında bazı insan mumyalarının sergilendiği Köerperwelten adlı sergi ilgimi çekmiş ve işlerimi bitirdiğim ilk gün o müzenin yolunu tutmuştum.

Köerperwelt ya da ingilizce adıyla Body worlds, türkçe tercümesiyle Beden dünyaları, diyebilirim ki hayatımda gördüğüm en ilginç sergi oldu. Dünyanın birçok köşesinde müzelere gitmiş olmama rağmen halen etkisini üzerimden atamadığım bu sergiyi siz seyahatseverlerle paylaşmak istedim.

1977 yılında, Gunther von Hagens adında bir bilimadamı, anatomi konusunda çığır sayılacak bir teknik geliştirir. Daha önceleri özel kimyasal sıcılar içerisinde saklanan insan bedeni ve uzuvlarını, yeni tekniği sayesinde olduğu şekilde kurutmayı başarır. Normalde mumyalama tekniğinde insan vücudundan iç organlar çıkartılır ve beden kurumaya bırakılır. Oysa Gunther von Hagens, bulduğu teknikle, insan bedenini bir çeşit reçineyle dondurarark, bütün organları olduğu şekilde korumayı başarır.

Kullanılan bu teknikte, insan vücudu olduğu gibi muhafaza edilebilmekte, iç organlar bile olduğu gibi görünebilmektedir. Vücudu değişik şekillerde keserek, anatomik yapı en ince detaylarına kadar gösterilebilmektedir. İşin en güzel tarafı, bu teknikte hiç bir şekilde kötü koku olmamaktadır. Ziyaret ettiğim bu sergide 20 cm kadar yakınına uzandığım bedenlerde hiç koku olmaması çok ilginç gelmişti.

Gunther von Hagens, 1977 yılında Mannheim kentinde açtığı sergiyi 13.5 milyon insan ziyaret etmiş ve o günden sonra dünyanın değişik noktalarında bu sergiler sunulmuştur.

Doğal olarak birçok kesimin olumsuz yaklaşımı nedeniyle bir dönem hapis cezası bile alan bilimadamı, Alman hükümetinin araya girmesi sayesinde beraat etmiştir. Bilim dünyasını ikiye bölen Hagens, yaptığı açıklamalarda, sergilediği bedenlerle GERÇEĞİN İZİNİ bizlere göstermek istediğini belirtmektedir. Nitekim serginin el kitapcığının ilk sayfasında HAKİKATIN İZİNDE yazısı bulunmaktadır.

Sergide, değişik şekillerde kesilmiş, şekillendirilmiş, derisi yüzülmüş, sadece sinir sistemi görünen bedenler mevcut. Hayatında kadavra görmemiş ve çok duygusal olan ben bile bu müzede kendime hakim olmayı başardım, çünkü orada sanki karşınızdaki bir kadavra değil de, insan vücudunun mükemmelliğini sergileyen bir sergi gibi. Hayatımda bir kas sisteminin nasıl bu kadar mükemmel olduğunu anlayamazdım, kalp kapakcığı nedir sadece okur geçerdim, sigara içen birinin akciğeri nasıldır bilmezdim, içki içen birinin karaciğeri nasıl 3 katına çıkar , nereden görebilecektim? Anne rahmindeki bebeğin henüz ilk haftadan 9uncu aya kadar gelişimini, rahimle beraber gerçek cenin örnekleriyle görmem nasıl mümkündü? İnsan sinir sistemi mesela nasıldır? Sadece çizimlerde gördüğüm sinir sistemimizi, karşımda sadece sinirleri görünen bir bedende görmenin şokunu yaşamam bu sergiye saygımı azaltmış değil.

Bazı bedenleri yukardan aşağıya 8 parçaya bölmüş Gunther von Hagens.. Düşünsenize, dilim dilim bir beden.. ve iç organların şekli olduğu gibi görünebiliyor. Neredeyse her organın bir örneği konulmuş sergiye sonra. En can alıcı örnek ise, derisi özel bir teknikle soyulmuş bir bedenin deriyi elinde tutma sahnesi. Deri deyip geçeriz… bu sergide bedenimizin her noktasının mükemmelliğini görüyor insan….ve YARATICININ , İNSAN BEDENİNİ YARATIRKENKİ MÜKEMMELLİĞİNİ….

BODY WORLDS, eminim bizim ülkeye biraz zor gelir, daha gelmeden taşlarız adamı, sergiyi yakar yıkarız. Adamcağızın senelerdir anlatmaya çalıştığı noktayı görmek istemeyiz eminim ki… Burada amaç beden teşhir etmek değil, anatomik olarak insan bedenini en iyi şekilde sunabilmek. Bu bedenler anatomi biliminde şaheser olarak tanımlanıyor çünkü bir kadavrayı senelerce öğrencilere sunabiliyorsunuz. Binlerce kadavrayı kesip biçmeye ses çıkarmayan zihniyetin bu çok masumane sergiyi neden kabullenemediğini anlayabilmiş değilim.

Bir diğer nokta da, bu sergide kullanılan bedenlerin hepsi kendi isteğiyle bu sergide kullanılmayı yaşarken kabul etmiş insanlar olması. Kanunsuz da hiçbir şey yok ortada.

Son söz olarak, bu sergiyi dünyanın neresinde olursa ve imkanınız da varsa kaçırmayın derim. Ben halen etkisinden kurtulabilmiş değilim ve bir daha imkanım olduğunda gene gideceğimi çok iyi biliyorum.

İlgilenenler için web sitesi:
http://www.bodyworlds.com

5.03.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Kıbrıslı Türklerden Yükselen Yardım Çığlığı

 MAIL OLARAK GELEN BU YAZIYI SIZLERLE PAYLASMAK ISTEDIM…..


Kıymetli Türk Kardeşlerim!

Yavru vatan KKTC’den hepinize selam olsun. Bizler burada bir mücadele başlattık. Lütfen sesimizi duyun; bizler zor durumdayız ! Burada bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz ve sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Kıbrıs’ımız Yunan tehlikesi altında. Emperyalist güçler bizi içte bölmek için sistemli bir biçimde çalışıyorlar. Sesimizi size duyuramıyoruz. Basın, Avrupa Birliği yolunda devletimizin feda edilmesi yolunda çalışıyor. Bu nedenle bağrımız yanık kardeşlerim! Bu toprakları vatan yapmak için canını hiç düşünmeden veren şehitlerimiz yattıkları yerlerde rahat değiller. Bizleri sistemli bir biçimde içten bölmek, yıkmak ve Türklüğümüzü ortadan kaldırmak için çalışan Avrupa, Rum-Yunan ve Amerika hedefine adım adım başarıyla gidiyor!
Değerli Türk Kardeşlerim! Bizler Kıbrıs’ta yaşayan Türk gençler olarak siz soydaşlarımıza sesleniyoruz. Bu sesleniş acı çığlığımızdır. Bu sesleniş bütün Türk halkını uyandırmak içindir. Çünkü vatanımızın bütünlüğü ağır tehdit altındadır! Bu milletin namusu olan devletimiz yıkılmak istenmekte, Türk Türk’e düşürülerek şerefimiz olan Türk Ordusu’nu bu topraklardan kovmak, bu toprakları 1974 sonrası vatan yapmak için yardıma gelen Türkleri bu topraklardan çıkarmak ve en sonunda Kıbrıs Türklerini azınlık olarak Rum boyunduruğu altına almak; göklerde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız yerine Yunan bayrağı çekmek için yapılan propagandalar sürmekte ve ne acı ki etkili de olmaktadır.
Sevgili kardeşlerimiz ! Bakınız size çok yakın zamanda olan bir olayı aktaralım : 11 Aralık 2004’te iki Kıbrıslı Türk gencimiz yasal olarak Rum tarafına geçmişlerdir. Güneyde Ayanapa denilen yerde trafik ışıklarında durduklarında iki sivil Rum polisi yanlarına gelmiş; gençlerimizin gözlerine ışık tutarak arabanın kapılarını açmaya çalışmışlardır. Panikleyen nişanlı çiftimiz korku içinde kaçmaya çalışırken Rumlar arabanın ardından üç el ateş etmişlerdir. Allah’a çok şükür olsun ki nişanlı çiftimiz yara almadan kurtulmuşlardır. Ancak Rumlar ateş etmekle de kalmamış peşlerine düşüp onların kaza yapması sağlamaya çalışmıştır.
Bizler böyle günler yaşarken 17 Aralık’ta AB doruğu olacağından ötürü buranın basını da Türkiye’mizin basını da bu konuya yer vermemiştir. Biz de yalnızca bir gazete olayı duyurmuş ve manşetten vermiştir.
Rum ders kitaplarında ve Rum kiliselerinde “Bir gün geri gelip Girne Kalesi’ne Yunan bayrağı dikeceğiz! Karpaz’dan Yeşilırmak’a, Erenköy’e kadar olan topraklarımızı geri alacağız.” diye yazılar varken ve ayinler yapılırken Türk tarafında “Rumlarla nasıl kardeş olabiliriz?”in mücadelesini yürüten satılmış kişiler var!
Rumlar, biz Kıbrıslı Türkleri asimile etmek için “Kıbrıslı” kimliği yaratarak yeni neslimizi Türk kimliğinden koparmak istemektedirler. Aynı zamanda Türk kardeşlerimize yoğun olarak Hıristiyanlık propagandaları yapmaktadırlar.
Sevgili kardeşlerim! Bu topraklarda ezan sesinin susmaması, devletimizin, Türk milletinin varlığının, toprak bütünlüğümüzün korunmasını sağlamak, milli uyanışı gerçekleştirmek için internet üzerinde Kızıl ateş ve Ötesi adlı hareketi kurmuş bulunuyoruz. Hareketimiz hiçbir siyasal kuruma hizmet etmemeyi temel ilke kabul etmiştir. Hedef Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımcılığına son vermek, KKTC Devletimizin varlığının devamını sağlayacak önlemler almaktır. Hedef ay yıldızlı bayrağımızı göklerden indirmemektir. Hedef ezan sesinin yerini kilise çanlarına bırakmamaktır. Bütün bu hedefler ışığında, yılmadan, usanmadan Ata’mızın “Millete efendilik yoktur; hizmet vardır. Millete hizmet eden onun efendisidir.” sözünün ışığında çalışmalarda bulunmaktayız. Çünkü bizler vatan, devlet ve Türklük aşkıyla yanan Türkleriz!
Bizlere öncelikle internet üzerinden destek veriniz. Sizlere göndereceğimiz haber, makale gibi bilgilerin radyo, televizyon, gazete, dergi, web sitesi gibi iletişim araçlarında yayınlanmasına yardımcı olunuz. Birlikte Türklüğe yaraşır dayanışma içinde hareket edelim. Bizi bölüp yıkmak isteyenlere karşı direnelim. Yüreğimiz acı içinde olsa da gözlerimiz yaşlansa da doğan her günün sabahı yüreğimiz Anavatan’dan gelecek desteğe kilitlenmiştir. Biliyoruz, geçmişte de atalarımız “Gelecekler, bir gün gelecekler!” diye gün sayarlardı. Şimdi bizler haykırıyoruz : Gelecekler ve bizleri yalnız bırakmayacaklar. Rumlara esir etmeyecekler!” Yüzümüz Kuzey’de! Anavatanımızda! Türkiye’mizde! Sizlerde!
Lütfen bizimle bağlantıya geçiniz! Ne kadar geniş çevreye ulaşırsak o kadar güçlü olacağız. Biliyoruz ki bize yine Annan Planı’nı sunacaklar. Bu kez vatanımızı ve devletimizi kurtaralım. Ağlayan dede ve ninelerimize mendil olalım.
Aziz kardeşlerim! Hepinizi en derin saygılarımla bir kez daha selamlayarak sözlerime şimdilik son veriyorum. Tanrı bütün Türk halkını korusun! Türk Kıbrıs’ımızı Yunan yapmaktan, Türkiye’mizi bölünmeye giden yola Kıbrıs’ta sokmaktan korusun! Bütün Türk halklarının birlik, bütünlük ve dayanışma içinde olmasını nasip etsin!
Yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bizleri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Lütfen bağlantı kurunuz : kizil_ates1@yahoo.com AYŞE KOCATÜRK

KIBRIS’TA YAKLAŞAN SESSİZ FIRTINA
Kıbrıs’ta yaşayan Türk toplumu, Annan Planı’nın 2002 yılında taraflara sunulmasından bu yana farklı bir boyutta varoluş mücadelesi vermeye başlamıştır. Adada uzun yıllardan beri Kıbrıs Türklerini bezdirmek ve Rum’a yama yapmak için bütün dünya tarafından sürdürülen ekonomik ambargolarla halkımızı istenilen düzeyde yıpratamadığını gören emperyalist güçler, Kıbrıs Türk halkını parçalamak için yürüttükleri propagandalar, etkinlikler ve sözde yardım amaçlı verdikleri paralarla halkımızı ikiye bölmeyi başarmışlardır. Kısaca Türk’ü Türk’e düşürmek, yeni bir Kıbrıslı kimliği yaratmak yönünde yürütülen propagandaların önüne kimse geçememiştir. En sonunda Kıbrıs Türklerini uzun vadede yok edecek olan Annan Planı’nın taraflara sunulmasıyla başlangıç düğmesine basan emperyalist güçler ve Rum-Yunan ikilisi, adadaki biz Türkleri, “Barış” isteyenler ve “istemeyenler” yani statükocular olarak ikiye bölmüştür. Bu yöndeki hareketlenmeleri gören Türk halkının bir kısmı da istenilen oyuna düşerek “Kıbrıs’taki Türkler bizi AB’ye girmek için istemiyor, yazıklar olsun.” derken Kıbrıs’taki Türkler de “Türkiye bizi AB için sattı, yapacak bir şey yok, nasıl olursa olsun plana evet demeliyiz.” Mantığıyla davranmaktadır. Bu amaç için yürütülen psikolojik yıpratma faaliyetleri, ne yazık ki ana ve yavru vatandaki Türk halkında duyarsızlığa ve moral bozukluğuna neden olmuştur.
Tarih, adada yaşayan iki halkın bir arada yaşayamayacağının en güzel kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sunulan Annan Planı’nda yaklaşık 100 bin Rum’un içimize geri döneceği hesaplandığı zaman adadaki 200 binlik Türk nüfusunun siyasal eşitliğini ortadan kaldıracağı ve zamanla Kıbrıs Türklerini azınlık konumuna sokacağı çok açık bir gerçektir. Her zaman tarihsel olaylar örnek olarak gösterildiğinde “Bunları geçiniz, onlar eskidendi.” diye yükselen sesler vardır. Bu söylemin gerçekte Kıbrıs için geçerli olmadığını sizlere belirtmek hatta haykırmak isteriz.
Bilindiği üzere, Kıbrıs’taki olayların yalnızca 1963-1974 arası dönemde olduğu bilinir. Ancak bunun öncesinde daha “1960 Ortaklık Cumhuriyeti” kurulmadan önce yaşanılan olaylar da vardır. Bu pek bilinmeyen ve yansıtılmayan olaylar gerçekte ileride patlayacak kıvılcımın habercisiydi. Nitekim de öyle oldu. Rum-Yunan ikilisinin başlattığı soykırım (1963-1974) adada büyük acıların yaşanmasına sebep olmuştur. Söz konusu süreçte, Kıbrıs Türk’ü tam 11 yıl sabırla, onurlu bir mücadele vererek varlığını korumayı başarmıştır. O yıllarda ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklarda mücadele eden bu halk “Gelecekler, bir gün gelecekler!” diye sabırla, aç susuz, dağlarda, ovalarda vatanını savunmuştur. Nice adsız kahramanlar vardır, bilinmezler. Nice emek edenler vardır, unutuldular. Nice şehitler vardır, “meçhul” diye mezara gömülmüşlerdir.
İşte böyle çetin, yürekli, onurlu varoluş mücadelesi veren ve her zaman et tırnak olan Türk halkı neden bugün bölündü? Neden “Kıbrıs’ı verelim yeteri kadar bize yük oldu.” diye düşünenler var? Ya da bazı Kıbrıs Türkleri niçin, “Türkiye bizi yıllardır kendi çıkarları için kullanıyor.” biçiminde bir mantıkta?
Beyinleriniz bu düşüncelerdeyken, Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımı da yapılıyorken ve bütün Türk halkının bu tip sorunlarla boğuşması için propagandalar yürütülürken bizlerin temel gerçekleri görmemiz engelleniyor. Hem adada hem de Türkiye’mizde o kadar çok konu var ki… Hiç kuşkusuz bu gerçekleri açığa vurmak bazı kesimleri rahatsız edecektir; etmelidir de!
Bilindiği üzere 17 Aralıktaki AB Doruğu Türkiye’de ve Kıbrıs Türkleri arasında heyecanlı bir bekleyiş getirmiştir. Kıbrıs bakımından sonuçlarsa ortadadır. Söz konusu sürece doğru giderken Rumlar, adada 1963 “ya da öncesi”ni aratmayacak bir terörü, 2 Kıbrıslı Türk nişanlı kardeşimize yaşatmışlardır. Bu gençler, Güney Kıbrıs’a arabalarıyla geçmişler ve hiçbir neden yokken 2 Sivil Rum (polisi…?) tarafından silahlı ateşe tutulmuşlardır. Ölümden dönen gençler bugün halen yaşadıkları dehşet dolu saatlerin hiçbir Türk tarafından dikkate alınmamasından yakınmaktadırlar.
Söz konusu haber ne yazık ki Türk basınında da Kıbrıs Türk basınında da halkımıza duyurulmamıştır. Yapılan bu vahşiliğe Gazeteler ve televizyonlarda yer verilmemesi hiç kuşkusuz ki hayra alamet değildir. Bu duyarsızlığın oluşması için yürütülen faaliyetlerin etkisi yaşanılan durumla apaçık ortadadır.
Aşağıdaki haber, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yaşadıkları dehşet dolu anları kendi ağızlarından dile getirilmektedir. Sessizce başlayan ve de kamuoyundan gizlenen bu küçük kıvılcımların sonunun hiç hoş olmadığı görebilen gözler için bellidir. Kıbrıs’ı Yunan adası yapma uğruna mücadele edenlere milletçe “Dur!” demek ve yaşanılan gerçekleri su yüzüne çıkarma zamanı geldiği bilinmelidir. Bu bilinç yaşanılanlara duyarlı olmakla mümkün olacaktır. Kısılan sesimizi duymakla, gerçekleri anlamakla mümkün olacaktır. Duyarlılığınız Kıbrıs Türklerine kuvvet verecektir.
Önümüzde bir plan ve referandum süreci daha yaşanacaktır. Bu süreçte karşılaşacağımız planın lehimizde bir yaklaşımı içermesine Rum-Yunan müsaade etmeyecektir. Yaklaşan bu sessiz fırtınada Kıbrıs’ın Yunan olamaması, şehitlerimizin kemiklerinin sızlamaması için bütün dünyadaki Türk halkına haykırıyor ve yardım elimizi tutunuz diyoruz. Bu istemimiz Ada’nın “çözümsüz” bir biçimde devam etmesini istediğimizden değildir. “Çözüm”de Türklerin haklarının da korunmasıdır. Bu talebimiz yaklaşan sessiz fırtınada bizleri yalnız bırakmamanız içindir.
Volkan Gazetesi’nin 15 Aralık 2004 Tarihli Haberinden :
10 Aralık 2004 günü 22.00 de FM 899 plakalı aracımızla Aya Napa’da gezinirken kimliği belirsiz sivil kişilerce izlenmeye başladık. Söz konusu sivil kişiler tarafından ağır biçimde taciz edildik. Daha sonra trafik ışıklarında durduğumuz sırada arabadan zorla indirilmeye çalışıldık. Paniğe kapıldığımız için ölüm korkusuyla oradan hızla uzaklaştık. İngiliz üs bölgesine sığınmak amacıyla oradan uzaklaşmaya çalıştık. Ne var ki bahse konu sivil şahıslar gece karanlığında arabamızı izlemeye devam ederek aracımıza arkadan şiddetle çarptılar. Hayatımızda ilk kez karşılaştığımız böyle bir terör karşısında daha da paniğe kapıldık. Ne var ki söz konusu sivil şahıslar arabamızın önünü keserek bizi durdurmaya çalıştılar. Bu arada silahlarını çekerek üzerimize öldürmek için 3 el ateş açtılar. Arabamız kurşunlarla delik deşik oldu. Öldürülmek istendiğimize dair hiç bir kuşkumuz kalmadığı için İngiliz üs polisine sığındık. Ne acıdır ki bizi güven içinde Türk polisine teslim etmesi gereken İngiliz üs polisi bizi önce sorguya alarak arabamızı didik didik aradı. Ancak hiç bir suç unsuru bulamadı. Buna rağmen yine Türk polisine güvenlik içinde teslim edileceğimize Rum polisine teslim edildik. Daha sonra Rum polisi de yaptığı aramada suç unsuru hiç bir şey bulamadığı için nişanlım Zehra Susuz’u serbest bıraktı. Bense sabaha dek tutularak ertesi gün Rum mahkemesine çıkarıldım. Duruşma yargıcına sunulan olayı anlatan raporda bizi izleyen ve polis olduklarını söyleyen kişilerin polis vasıflarını taşımadıkları, kullanılan arabanın polis arabası olmadığı, sebepsiz yere bizi kurşunladıkları, arabamıza hızla çarptıkları ve davranışlarının korku verici olduğu, ateş açarak ve küfürler savurarak üzerimize terör estirdikleri dolayısıyla korkup kaçmamızın doğal olduğu belirtilmiştir. Buna karşın duruşmada 13 Aralık gününe dek tutukluluğumun devamına karar verildi. Bir gece Derlaya Karakolu’nda kaldıktan sonra Pazar sabahı Aynapa Karakolu’na aktarıldım. Endişe içindeki ailem duruşma gününe dek kefaletle serbest bırakılmamı istemesine karşın olumlu bir yanıt alamadım. Ne acıdır ki hükümetimizden ve Birleşmiş Milletlerden de yardım istememize karşın olumlu bir yanıt alamadık. 13 Aralık günü yeniden duruşmaya çıkarıldım. Ne ilginçtir ki trafik suçundan yargılandım. Yargıç yanlış anlaşılma olduğunu kabul etmesine karşın bana 325 Kıbrıs Lirası trafik cezası verdi. Ancak bu cezayı ödedikten sonra serbest bırakıldım. Şu anda elimizde resmi olarak yalnızca trafik suçu işlediğimizi söyleyen Rum polisinin ve üs polisinin raporu bulunmaktadır. Başka hiç bir konuyla suçlanmış değiliz. Gerçekler böyleyken bazı Rum basın yayın organlarının olayı araştırmadan bizi suçlayıcı anlatımlarıyla yansıtması bizleri derinden üzmüştür. Bizlerin ve ailelerimizin Rum’un gazabından çektiklerimiz yetmezmiş gibi bazı gazetelerimizin de Rum basınından alıntıyla yaptıkları yayınlar da hepimizi üzmüştür. Bizim ve ailelerimizin neler çektiğimizi ve ne korkular yaşadığımızı yalnızca biz biliyoruz. Olayın başından beri hükümetimiz de muhalefetimiz de örgütlerimiz de yanımızda olmamıştır. Hükümetimizin görevi yurttaşına sahip çıkmakken kimse bizlere yol göstermedi. Bizim Rum devleti, Rum polisi ve Rum mahkemeleriyle tek başımıza uğraşmamız gerekti. Bize sahip çıkması gereken devletimizin sesi BRT de ne yazık ki Rum basınından aldığı biçimiyle bizi töhmet altında bırakan yayın yapmış, şikayetimiz üzerine gelip bizimle konuşacaklarını söylemelerine karşın bu sözleri yerine getirmemişlerdir. Bizler KKTC yurttaşıyız. Bizlere hükümetimizden, partilerimizden ve örgütlerimizden başka kim sahip çıkmalıydı? Rum polisinin bize yaşattığı bu terörü halkımızın ve dünyanın bilgisine sunar, bu acının hiç kimsece yaşanmaması için herkesin çok uyanık olması gerektiğini belirtiriz.
Rum Polisince Kurşunlanan
Hamit Soyel – Zehra Susuz ve Aileleri
Kıymetli Soydaşlarım !
Bu şimdilik yalnızca bir örnek! Önümüzdeki süreçte sizlerin bilgisine öyle konular sunulacaktır ki bizleri daha iyi anlayacağınızı umuyoruz. Takdir sizlerindir…
Yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bizleri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Lütfen bağlantı kurunuz : kizil_ates1@yahoo.com Ayşe KOCATÜRK

5.01.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Sayılar Ve Gizemleri

İlginç Bilgiler

13 Rakamı: Yahudiler ve Sihler 13 rakamını Tanıya ibadetle bağlantı yaparak şans sayısı olarak kabul ederler. Diğer dinlerin çoğuna göre bu sayı uğursuz sayılır. Özellikle hristiyanlar Cuma gününe rastlayan 13.cü günü korkuyla geçirirler. Bazılarına göre Hz. İsa ayın 13’ünde çarmıha gerilmiştir. Romalılar için 13 rakamı yıkım anlamına gelmekteydi.

9 Rakamı: Taylandlılara göre 9 rakamının söylenişi gelişmek kelimesine yakın bir sestir ve uğurlu sayılır. Japonya’da da acı ve işkence kelimelerine yakın ses olduğu için uğursuz sayılır.

33 Sayısı: İspanyolca “Triendta y tres” olarak okunan bu sayı, fotoğraf çekilirken “gülümseyin!” yeine kullanılır

4233 Rakamı: Eski Mısırlılarda bu numaranın yazılışı ile genç bir kralın ölümü aynı şekilde olduğu için uğursuz sayılıyordu.

7 Rakamı: İrlanda kültürüne göre yedinci oğulun yedinci oğlunun sihirli güçlere sahip olduğuna inanılırdı. Portekiz kültürüne göre ise “kurt adam” olduğu düşünülürdü. İran’da kedilerin dıkuz canlı değil, yedi canlı olduklarına inanılır.

40 Sayısı: Ruslara göre ölen kişinin ruhu 40 gün dünyada kalır ve kırkıncı gün dünyadan ayrılır. Bu süre zarfında ruslar aynaları örtü ile kaplar ve ölenin cennete rahat girmesine yardımcı olduklarına inanırlar. Bazı ruslara göre de 40 örümcek öldüren 40 günahını affettirirmiş.

328 Sayısı: Çinde üç rakamlı sayılar çok popülerdir. 3 sayısı canılık demektir. 328 rakamı ise “ticaretin gelişeceği” cümlesine yakın bir sesle söylendiği için uğurlu sayılır. Ticaretle uğraşanlar için içerisinde bu rakamların geçtiği araba plakası veya cep telefonu çok değerlidir.

14 Sayısı: Güney Amerika’da 7’nin iki katı olduğu için 14 sayısı şans sayısı olarak kabul edilir. Çin’de ise “ölmek istiyorum” ile eşsesli olduğu için korkunç bir sayı olarak kabul görür.

5 Rakamı: Müslüman ülkelerde 5 sayısı kutsal sayılardan birisidir. İslamın şartı 5’tir, günde 5 vakit namaz kılınır.

4 Sayısı: Asya ülkelerinde 4 sayısı, Batı ülkelerindeki 13 sayısıyla aynı etkiye sahiptir. Çin, Kore ve Japonya dillerinde “ölüm” kelimesiyle aynı sese sahip olduğu için uğursuz bir sayıdır. Bu ülkelerde içinde 4 geçen telefon numaraları ya da araba plakalarını kimse almak istemez.

17 Rakamı: İtalya’da 17 sayısı şanssızlığı temsil eder. XVII olarak yazılan bu sayıyı karıştırınca VIXI kelimesi ortaya çıkar, anlamı “Hayatım bitiyor” demektir. Bazı italyan firmaları 17.ci sırayı kullanmazlar. Renault marka R17 aracını R177 olarak bu ülkede satmaktadır.

888 Sayısı: Eski Yunanlılara göre 888 sayısının sayı toplamı İsa ile aynı sonuç olduğu için önemli bir sayı idi. Çinlilerde ise 888 üç kat şans ve bereket anlamına gelir.

42 Sayısı: Japoncada 4 ve 2 sayıları yanyana söylenince “ölüme gitmek” ile aynı ses çıkmakta ve bu sayı asla kullanılmamaktadır.

3 Rakamı: Rusya’da 3 sayısının şans getirdiğine inanılır. Baba,Oğul,Kutsal Ruh üçlemesini temsil eden bu sayı çok değerlidir. Ruslar karşılaştıklarında birbirinin yanağından üç kez öperler. Çiçek verdikleri zaman da üç adet olması önemli bir noktadır.

31.07.2012

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Seyahat Etmenin Zorlukları

 İlke defa Çin’e gelmişlerdi..2 kişiydiler. Çin’de yemek bulamazsınız denmişti kendilerine birileri tarafından.. Bir hafta kalacaklardı. Yanlarında getirdikleri erzak listesinden sadece bazılarını sayayım isterseniz:
6 tane Trabzon ekmeği
2 kg baklava
2 kg Antep fıstığı
1 kg ceviz
1 kg karışık kuruyemiş
100 adet poşet çay
10 tane konserve balık
1 kg beyaz peynir
…..
…..
…..

Bu gerçek bir olaydır……İster inanın ister inanmayın….

12.01.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Evrensel Yardımlaşma Derneği

Evrensel Yardımlaşma Derneği, henüz çok yeni olmasına rağmen güzel projeleriyle karşımıza çıkıyor. Gönüllü arkadaşların desteğiyle paketlenen erzak paketleri, gene gönüllü arkadaşların tesbit ettiği ve ihtiyaç sahibi olduğu yerinde tesbit edilen ailelere dağıtılıyor.

Ailelerin öncelikli ihtiyacı olan yiyecek ihtiyacına destek veren dernek, ayrıca kıyafet, okul yardımı, sağlık desteği gibi konularda da ailelere yardımda bulunmaya çalışıyor.

Maddi sıkıntıların aşılması halinde hizmet verilen aile sayısı daha da artacak olan bu derneği en azından internet sitesini ziyaret ederek destekleyebilirisiniz. http://www.e-yardim.org

26.12.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Yunanlı’lar Bize 100% Düşman Mı?

Senelerdir aldığımız eğitimlerde, sadece Yunan vahşeti anlatıldı okullarda… Bu milletin bizim köylerimizi yakıp yıktıkları ve bizim de onları denize dökerek öcümüzü aldığımızı öğreniriz.

Yunanistan okullarındaki eğitimin de bunun diğer açıdan yapıldığı ortada. Onlara göre de Türkler vahşi, kan emici yarasalar ve iğrenç barbarlar olarak öğretilir.

Onlar bizi barbar bilir, biz onları vahşi biliriz….Bu böyle gider senelerdir.. Aradaki sınırlar olduğu ve birbirini görme,konuşma ve tanıma şansı olmadığı sürece bu düşünceler devam eder ve gider.

Son zamanlarda, iki ülke insanı da biraz kapılar aralanınca, diğer tarafa bakabilme imkanı yakaladı, Kıbrıs’ta açtığımız sınır kapısından binlerce Rum giriş yaptı, aramıza girme şansları oldu. Şimdilerde de Kıbrıs Rumlarına Türkiye’ye girebilme şansı verildi ve gelip ülkemizi gezebilme şansları oldu… Bizim onlara uzattığımız zeytin dalını YUNAN HALKI çok hoş karşıladı….Hatta ümitettiğimizden daha hoş…..

Bu barış yolundaki mükemmel gelişmeler, en son 2003 Eurovizyon yarışmasında meyvesini vererek, ilk kez Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin bize oy vermesi ile daha anlamlı bir noktaya ulaştı. Eurovizyon yarışmasında biliyorsunuz oyları halk veriyor…… Politikacıların fazla müdahele edemediği bu yarışma bence HALK DÜŞÜNCESİNİN BİR KANITIDIR.

Politikacıların olmadığı her yerde insanların anlaşabilme zemini bulunabilmektedir. Bir Yunanlı ile oturup konuştuğunuzda, birbirimize ne kadar yakın kültürler olduğumuz hemen kendini belli edecektir. Aynı şeylere güler, aynı şeylere ağlarız onlarla…

Uzanan barış eli halk tarafından karşı çevrilmemiştir… Ama gelin görün ki, birileri bundan nasıl ama nasıl mutsuz……. Bir kıvılcım atıp gene iki dot milleti birbirine düşürmezlerse yanıma gelin….

Kardeşçe bir dünya dileğiyle…….

27.05.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Malezya – MALEZYA

Malezya İslami kurallarla yönetilen demokratik bir ülke. Vatandaşlar bağlı bulundukları dini inancın kurallarına göre cezalandırılıyorlar. Farklı dinlerin farklı kuralları olduğu göz önüne alınırsa bu mantıklı bir çözüm olarak görünüyor doğal olarak…

Ülkede Müslüman çoğunluk İslami kurallara göre hareket ediyor, buraya kadar her şey çok mantıklı ama bundan sonrası ilgimizi çeken kurallarla dolu….örnek mi? Mesela ramazan ayında müslümansanız dışarıda bir şey yiyemezsiniz, diyelim ulu orta bir şeyler yiyorsunuz ve polise yakalandınız, o zaman ceza alır ve teşhir edilirsiniz, bu adam oruç tutmadı diye utanmanız gerekir…. Diyelim bir genç Müslüman, bir Müslüman kızla oturuyor bir kafeteryada, ahlak polisi bunları yakaladığında 2 gün gözetimde tutuluyorlar ve ailelerin de huzurunda evlendiriliyorlar !!!

Malezya’da Müslüman kimliği taşıyan kızlar da başlarını örtmek zorundalar. Kısa kollu kıyafetleri, dar pantolonları üzerine başörtüsü takan genç kızlar bu zorlama ile olan kapanmanın sorunlu yansımaları dış dünyaya…Zorla kapatılan bu gençlerin sağlıklı bir İslam yaşamalarını beklemek yanlış olur zaten.

Müslümanlar bara, diskoya giremiyorlar, içki alamıyorlar, yasaklara uymak zorundalar… Bu diğer dinlere mensup olanlar için geçerli değil tabii ki. Bu yüzden de sosyeteyi Çinliler oluşturuyor Malezya’da…

Malezya’nın ticareti Çinlilerin elinde ve ülkenin en zenginleri bu Çinliler…

Malezya,ülke olarak yaşanabilecek bir yaşam standardına sahip, 300-400 dolar gibi bir para ile bir ay yaşamak mümkün. Taksi fiyatları uygun, insanlar sıcakkanlı, sorunlarınıza yardım etmeyi seviyorlar, biryeri sorduğunuzda kolaylıkla tarif alabiliyorsunuz. Oteller genelde 50-100 dolar arasında değişiyor. Turizm ciddi bir maddi kaynak ülke ekonomisi için…

Karışık kültürlerin bir arada barışla yaşadığı bu ülkede aynı sokakta cami, hint tapınağı ve çin tapınağını ziyaret edebiliyorsunuz ve hepsi de güleryüzle karşılıyor sizleri…

Sonuç olarak Malezya gidilebilecek ve görülebilecek değerde bir ülke…

1.11.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Tayvan – Tayvan

Tayvan benim ilk gozagrimdir, 1990 yilindan beri senede 2 kez ziyaret ederim.Taipei bildiginiz uzere Taiwan`in baskenti. Genelde seyahatlerim Taipei agirlikli olmakta…

Lisedeyken isyerine Tayvan’dan mektuplar gelirdi ve Gönderen kösesinde “Taiwan, ROC” diye yazardi…O zamanlar daha yeni yeni ingilizcemin gelistigi dönemler oldugundan ROC ne demek acaba diye düsünür dururdum….en sonunda ögrendim neymis ROC ? Republic Of China demekmis.

Tayvan`da tayvan cincesi konusulmaktadir, bu biraz sive farki olan bir cincedir, Tayvanca diye bir dil de kullanilir ada sakinlerince ve bu biraz daha zor anlasilir bir dildir. Tayvan`da cincenin en eski sekli basitlestirilmemis cince kullanilir, simdi sorabilirsiniz ne demek bu diye, anlatayim . Cin`de alfabedeki zorluklari kolaylastirmak icin bircok karakteri kisaltmis ve karakterlerin daha kolay yazilmasi programina girilmistir, okullarda artik bu tip basitlestirilmis alfabe ogretilir Cin`de, ama Tayvan klsaik alfabeden odun vermemektedir, bu nedenle Tayvan`daki bazi karakterleri Cin`de artik goremezsiniz.

Cin ile Tayvan arasindaki sogukluklar cesitli zamanlarda ekranlarimiza gelmekte..Cin taraftari politikacilarla, ozgurluk taraftari politikacilarin sac saca, basbasa kavgalarini buradan gulerek izlemis olsakta, olaya biraz dikkatli bakinca aslinda ne kadar zor bir secim oldugunu kolayca anliyoruz. Cin ile birlesmek nasil olacak? SOnra bir donem Cin bu insanlari kendi eliyle kovmus Cin`den, simdi Tayvanlilaa gelin biz birlik olalim demeleri ne kadar baglayabilir bir Tayvanli`yi? Politikacilarin da cozmeye calistigi ama sonunda kavgaya tutustugu nokta iste bu…Birlik mi , ozgurluk mu? Bekliyorum bakalim ne olacak sonucta… Ama sunu belirtmeden gecemiyecegim…Amerika Tayvan uzerinde daima onemle duruyor ve Jandarmaliktan vazgecmiyor, Cin ile her toplantida TAYVAN meselesi konusuluyor…..

Cinliler Tayvan`i sanki kendilerinin bir parcasi gibi gostermekten cekinmiyorlar ve son 5 seneden beri ozellikle her Cin haritasinda Tayvan eyaleti olarak ciziyorlar. Konustugum neredeyse her Cinli Tayvan Cin`in bir parcasidir diyor, ama konustugum her Tayvanli`dan ayni sozleri duydugumu soyleyemiyecegim…Tayvanlilarin halen buyuk bir cogunlugu ozgurluk taraftari.

Tayvan`in o kadar cok eski bir tarihi yok, tabii ki yasayan ilkel kabileler olmus cesitli donemlerde ama oyle mukemmel bir uygarlik olarak yukselememisler..bunda da ada olmanin ve disa acilamamanin verdigi sikinti unutulmamali. Zaten Tayvan`in soyle ciddi anlamda onemi 17.ci yuzyilda basliyor. O zamana kadar yasayan kabileler balikcilikla ugrasan insanlardi. Daha sonra Cin`den insanlar yavas yavas bu adaya yerlesmeye basliyorlar ve en onemli nufus artisi 2. Dunya savasi sonrasi Cin`den gelen gocmenler tarafindan oluyor ve bugunku modern Tayvan`in ortaya cikmasi iste bu doneme rastliyor.

Adaya yerlesen Cinliler`e yeni is imkani saglamak dogal olarak onlarin buraya gelmelerinde onayak olan Amerikalilara dusuyor ve yeni yeni fabrikalar, agir sanayiler buraya kurulup insanlarin dunyaya acilmasi ve mal satmalari destekleniyor. Bu destekler tabii ki insanlik namina degil politik nedenlerle yapiliyor. Kimse elin Cinlisine Allah rizasi icin kalkip Amerika`dan gidip yardim etmiyecegine gore:) Bu konuyu fazla incelemeye burada gerek yok saniyorum.

Taipei ilginc bir sehirdir…Sokaklar o kadar birbirine benzer ki, her gectiginiz yeri digerine benzetirsiniz. Mesela Nanjing caddesi en buyuk caddelerden biridir ve bir cok bolumden olusur, dogu , bati, birinci kisim, besinci kisim vesaire…Eger bir adrese gidecekseniz kesinlikle hangi kisim olduguna dikkat edin yoksa ortada kalabilirsiniz…

Taipei`de onemli turistik merkezler arasinda Tarih muzesi beni en cok etkileyen yerdir. Eger vaktiniz varsa kesinlikle kacirmayin derim. Burada Tayvan tarihinden kesitleri ogrenirken ayni zamanda eski donemlerde TIBET RAHIPLERInin insan kafataslarindan nasil icki kadehleri yapmis olduklarini ve bugunlerde bu kadar populer olmalarina karsin gizli kalmis ne gibi ozellikleri oldugunu bu muzede biraz gorebilirsiniz. Ama ozellikle bu bolumde fotograf cekilmesine nedense izin verilmiyor, dusunuyorum da acaba insanlarin Tibet rahiplerine bakisinin degisebileceginden mi korkuyorlar ki?

Taipei tapinaklari icinde en etkileyici olani bence LUNGSHAN tapinagi..17. yuzyildan kalma bu tapinagin daha sokagina girdiginizde burnunuza tutsu kokulari gelecektir…Icerde dua edenler, tutsulerle tanrilara dert anlatanlar , egilip yeri openler gorurseniz sasirmayin. Tayvanlilar Cinlilere nazaran daha dindardirlar. Din ozgurlugu burada daha fazladir. Lungshan Tapinagi da mukemmel bir fotograf malzemesi olarak kullanabileceginiz bir eserdir.

Tapinagin hemen onunde aksam vakitlerinde KOR MASAJCILAR siralanir… Bu korlerin cok iyi masajci olduklarini ogrendim. Ben yaptirmadim ama tavsiye edildi , denemesi size kalmis:)))

Tapinak civarinda NIGHT MARKET yada gece marketini sorun… Gece marketinde ufak tefek hediyelik esya ve incik boncuk bulacaginiz gibi asil ilginc olan Yilan Marketini de goreceksiniz.. Bu market kucuk bir pasajdan olusuyor, ozelligi ise buraya insanlarin gelip ozellikle yilan ve su kaplumbagasi eti yeme ve kani icmeleri.. Fotograf cekmek kesinlikle yasak burada, ama ozellikle yilanlarin nasil kesildigi , kanlarinin ickiyle karistirilip nasil icildigi, daha ilginci ise, yilan zehirinin nasil akitilip onun bile icildigine sahit olacaksiniz.. Bu noktada burada tayvanlilara soyle boyle demek derdinde degilim tabii ki cunku onlarin kulturune gore yilan ve su kaplumbagasinin eti de kani da cok degerli ve genclik asisi sayiliyor. Insanlar ozellikle gelip burada o kadar para verip yemeklerini yiyorlarsa bir nedeni vardir onlara gore oyle degil mi???

Bilgisayar ve elektronik uzerine birseyler bakiyorsaniz, BADEH Caddesine gidin.Ama ic piyasada fiyatlar o kadar cazip gelmiyecektir bastan soyleyeyim. Ben sahsen hayal kirikligina ugramistim gittigimde ama gene de yeni teknolojilere bakmak isterseniz bir bakmakta fayda var derim.

Bugün dünya bilgisayar sektörünün kalbi Tayvan’da atmakta..Bu sadece bilgisayar için degil daha birçok sektörde böyle.Çogunuzun cebini süsleyen kalemler, evinizde isyerinizde kullandiginiz elektronik cihazlar ve daha nice esyalarda ‘Made in Taiwan’ yazisini görmek mümkün…Insan şöyle bir düsünüyorda bizim yuzolcumumuz yaninda sadece bir sehrimiz kadar yüzölçümüne sahip olan bu ADA’dan eksigimiz ne acaba ?

Tayvan`da yemek konusundaki problemi son senelerde biraz atlattik sayilir cunku acilan KUNMING Restaurant bizim zevkimize yakin yemekleriyle en azindan pidesiyle mukemmel bir lokanta olup cikiverdi. Kendisi de musluman olan YAKUP Bey sevimli bir kisi ve sadece Turk oldugunuzu soyleyin ve size o zaten yiyebileceginiz yemekleri getirecektir. Coban salatasi , Musakka, biberli et tavsiye edilen yemeklerden:)) Kunming Restauranti butun turist kataloglarinda gorebilirsiniz.ozellikle THIS MONTH IN TAIWAN Dergisi heryerde zaten bedava dagitilmakta ve orada gerekli bircok bilgiye de ulasabilirsiniz Tayvan ile alakali.

Yemek dedim de aklima MONGOLIAN BARBEQUE geldi . onu da anlatayim bari . Bir keresinde bir firma bizi Mogol lokantasina goturdu, etler dilimlenmis ve hazir bir sekilde bekliyor koca tepsilerde, tabaginiza istediginiz tavuk, koyun, inek artik neyse etini alip ahciya veriyorsunuz, ahci da kocaman ates uzerinde duran tava uzerine atip o etleri biraz sebze ve baharat ve tuzla karistirip bir guzel kizartip tabaginiza koyuyor . Ilginc bir pisirme sekli, ilginizi cekebilir.

Tayvan bir motorsiklet cenneti bu arada. Trafik isiklari yesile dondugunde sanki motorsiklet ordusu hareket ediyormus sanirsiniz. Sokaklarda parketmis motorsikletler zaten bir seriti dolduruyor ve size dar bir yer kaliyor yurumeniz icin.

Taksi soforlerinden ilginc bir sey ogrendim. BINLANG… Bu hindistan cevizinin daha tomurcuk hali, ve icine kesip bir sos koyuyorlar, kucuk paketler halinde satiliyor ve taksiciler bunu sakiz gibi cigniyor ve tadi gecince de bir guzel tukuruyorlar. Bunu cok cigneyenler hemen anlasiliyor cunku disleri kahverengi yapiyor bir muddet sonra, bu kadar sevilme nedeni ise uyku kacirmasi, gece gec saatlere kadar calisan taksiciler bunu cok sik kullaniyorlar. Bu arada ben de denedim ve de hosuma gitti, her Tayvan seyahatimde bundan bir paket cignerim, isin komik tarafi bunu genelde taksicilerde gormeye aliskin Tayvanlilar bir yabancininda sevebilecegini dusunemedikleri icin oldukca komik bir etki yapiyor uzerlerinde:)))) Birbirini durtup a aaaa adama bak binlang cigniyor dediklerini cok hissetmisimdir:)))) ama deneyin, belki sizin de hosunuza gidebilir.

Tayvan`da ticareti devlet elinden geldigince yurtdisina acmaya calisiyor, her turlu setegi veriyor, insanlar gruplar halinde dunyanin dort bir tarafindaki fuarlara gidiyorlar..Benim birkac arkadasim senenin 3 ayi fuar fuar geziyor ve siparis aliyorlar…Devlet destegi cok onemli bu noktada, ozellikle ilgimi ceken bir nokta su oldu: Isadamlari dernekleri fuar programlarini toptan ayarlayip gidilecek yerlerden bircok indirim aliyorlar, dernekler araciligiyla devletlerden inanilmayacak destekler aliyorlar, sizin ayni fiyata 6 metrekare alacaginiz fuara ayni parayi verip 3 kati yer aliyorlar ..nasil mi? BIRLIK BERABERLIKLE….Tayvanlilar tek degil birlik olunca guclu olunacagini ogrenmisler kisaca.. En buyuk rakipler bu isbirliklerini omuz omuza yapiyorlar …inanmazsaniz inceleyin. Ben acaip saygi duydum bu yonlerine.

Tayvan ekonomisi gecen senelerde buyuk sikintilar yasamasina ragmen su siralarda standart cizgide gitmektedir. Yakin gelecekte cok ani degisiklikler beklenmemektedir. Ama Cin her gecen gun buyudukce Tayvan uzerinde agirligini artirmakta. Tayvan ise dunya capinda devlet statusune girebilme cabasinda ama Cin devlet olarak tanimaya kalkanlara agir tepkiler vermektedir. 5 sene evvel Kore`den aldigim Tayvan vizesinde ustte TAIWAN REPUBLIC yazdigi icin istanbul`daki Cin konsoloslugu benim Cin vizesi alamiyacagimi, tek cozumun pasaportumun degistirilmesi gerektigini soylemislerdi ve pasaportu yenilemek zorunda kalmistim. Kore Tayvan`i devlet olarak taniyordu ve oradaki vizelere TAYVAN CUMHURURIYETI yazmasi maalesef basimi epey agritmisti. Sniyorum artik bu sorun devam etmiyor eskisi gibi. Ama siz gene de Turkiye`den alin Tayvan vizenizi ne olur ne olmaz.

Tayvan her ne kadar turistik bir ulke olmasa da bence eger kucuk bir ulkenin nasil gelisebildigini gormek istiyorsaniz kacirmamaniz gereken bir ulkedir. Kucuk capli bir Cin kulturunu gorme firsatini yasayacaginiz bu kucuk adada size bircok sey cok ilginc gelecektir.

Tayvan kucuk bir ada dedik ama ulkemizdeki o hazin deprem felaketi sirasinda ozellikle budist TZU CHI Vakfi araciligiyla acaip yardimlar yolladilar bize. buradan tekrar bu vakfa tum milletim adina tesekkuru bir borc bilirim.

Saygilarimla

Subat 2001

Ali BAYLAR

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin