Kore Savaşı Ve Lübnan

 Kore Savaşı’nı Çin açısından inceleyeniniz oldu mu bilmiyorum ama Çin’deyken çinli arkadaşlarla konuşma imkanım oldu bu savaşı…

Evet…Çin tarihinde de Türk askerlerinin o savaştaki KAHRAMANLIKLARI açık açık yazılıymış..Bunu duymak ne kadar gurur verici birşey.. Ama devam ediyorlar çinliler..ve soruyorlar; Amerikalıların kaçarken siz Türklere; “Geri çekiliyoruz! Bizi koruyun!” diye emir verdikten sonra siz canınızı kurtarmak adına bizim binlerce askerimizi öldürmüşsünüz…Kaçmak yerine orada kalıp kanının son damlasına kadar savaşmak…Bu kahramanlık güzel ama…KİMİN UĞRUNA????

Kore Savaşı’nda ölen Çin askeri sayısı bir rivayete göre 1 milyon civarındaymış. Amerika o coğrafyada gövde gösterisine çıkarken fedailiğini de BİZ üstlenmişiz… Koskoca Çin ordusu karşısında da kahramanca savaşmışız. Amerikanın prestijini kurtarmış ve elimiz boş kalmışız savaş sonrası…Kahramanlığımız savaştığımız düşmanlarımızın bile tarih kitaplarına geçmiş gerçi, bu da büyük başarı hani:)

Yıllardır avrupa ve amerika nereye isterse asker yollamışız… Göndermediğimiz nadir zaten.

Şimdi de Lübnan çıktı karşımıza…Bir taraftan İSRAİL….diğer taraftan her daim bizi arkadan vurmuş LÜBNAN……ve biz onları barışık tutmakla görevliyiz şimdi…Kelin ilacı olsa pkkyı yokederdi önce, gene bir sorunlu görev, gene kaçacak Avrupalı ve Amerikalı askerler ve gene kalacağız düşmanlarla başbaşa.. MEHMETÇİK canı pahasına ülkesinin gururunu kurtarmaya çalışacak…

Savaş olsa da olmasa da biz bir şey kazanamayacağız…BUNU YAZIN bir kenara…İşin ticari boyutu zaten hazırlanmış seneler öncesinden ve bize zırnık koklatılmayacak…

Kapalı kapılar ardında gene birşeyler alındı ve verildi ve asker göndermemiz kaçınılmaz artık..

Kahraman Mehmetçik umarım sıkıntı çekmeden dönmeyi başarır bu ne idüğü belirsiz ve iki tarafında ne olduğu belli olmayan savaştan…..Allah yardımcımız olsun!!!

5.09.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

F Klavye Ve Q Klavye

 F KLAVYE

Tarihçe
F klavye düzeni 1943 yılından başlayarak yapılan çalışmaların sonucunda ve 20 Ekim 1955 tarihinde Türkçe yazmada çok daha kolaylık sağlamak için oluşturdu. (1)
Hürriyet gazetisinden Hüseyin Gönüllü’nün F klavyenin babası İhsan Yener’le yaptığı söyleşiyi aynen aktarıyorum. (2)
H.G.: -F klavye nasıl ortaya çıktı?
İ.Y.: -“1946’dan itibaren Türk dilinin özelliklerine uygun, standart bir klavye geliştirilmesi için resmi makamlara yazılar yazdım… ‘Bilimsel bir klavye yapın, sizin yaptığınızı kabul edelim’ dediler. Yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kuruldu. Türkçe’de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiğini TDK’nın kılavuzundan yararlanarak çıkardık. 29934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğunu tespit ettikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfleri yerleştirdik. Ellerin kullanım yüzdesini de hesaba katarak yaptığımız klavyede sol el yaklaşık yüzde 49, sağ el de yüzde 51 oranında kullanılacak şekilde harfler yerleştirilmiştir. türkçe’nin fonetik özelliğine uygunluk açısından sesli harfleri sol elde topladık… Gümrük kanunlarına ‘bundan sonraki ithalat standart Türk klavyesine uygun olacak’ diye bir madde kondu.”
H.G: —Direnen olmadı mı? Maliyeti nasıl karşıladık?
İ.Y.: T-ürkiye’de o zaman 40 bin kadar yazı makinesi vardı. Biz, 40 bin yazı makinesini bırakalım dedik. Biz, geleceği kurtaralım dedik, tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi.
F Klavyenin Üstünlükleri
Türkçeye en uygun klavye olan F klavye (pek çoğunun dediği gibi Ef klâvye değil, harflerin Türkçe okunuş biçimine göre Fe klavye) uzun çalışmalardan sonra daktilolarda en kolay, en hızlı ve hatasız yazmak amacıyla üretilmişti.
Türkçe’de çok sık kullanılan seslerin karşılığı olan harflerin “F klavye”de kolay ulaşılabilecek yerlere yerleştirildiğini, Türkçe’deki harflerin kullanılma oranları, ünlü-ünsüz ses ilişkileri, hece ve söz yapısı, parmakların kuvvet, yetenek ve işleklikleri göz önünde bulundurularak üretilen ‘F klavye’ bu özellikleri bakımından Türkçe’ye uyduruk ‘Q klavye’den çok uygundur.
Türkçe sözlerde çok sık kullanılan seslerin karşılığı olan harfler bu klavyede en kolay ulaşılabilecek yerlere serpiştirilmişti. Yaklaşık 30.000 Türkçe sözün ölçü alındığı bir değerlendirmede a harfi 26.323, e harfi 16.308, k harfi 13–542, i harfi 13.384, m harfi 11.263, l harfi 10.496, t harfi 9–669, r harfi 8.698 kez geçmekteydi. (Bunlar Türkçede en çok kullanılan harflerdir). Bu oran göz önünde bulundurularak söz konusu harfler, F klavyede en uygun yerlere yerleştirilmişti.
Q klavyede ise en çok kullanılan harfler tabir caizse klavyenin en ücra köşelerine dağıtılmış durumdadır. Buna karşılık, Türkçede 30.000 sözde sadece 125 defa geçen ve en az kullanılan harf olan j harfi, Q klavyede en uygun yere konulmuştur. F klavyede bu harfin yerinde Türkçede en fazla kullanılan ünsüz olan k harfi bulunmaktadır. (3)
F klavye nasıl yararlar sağladı? Sorusuna İhsan Yener’ şöyle cevap vermiştir:
“1955’ten itibaren uluslararası daktilografi ve steno yarışmaları başlamıştı. Hemen biz de başvurduk ve 1956’da dâhil olduk. Öğrencilerim bu şampiyonalarda 28 defa dünya birincisi oldular. Bu birinciliklerin 14’ünde dünya rekoru kırıldı. Hatta fransızlar itiraz etmişlerdi ilkinde, ‘Türkler yarışma için özel olarak tertip edilmiş bir klavye kullanıyorlar’ diye. 6 saat süren tartışmalardan sonra, fransızlar’a ‘siz de yapın o halde özel bir klavye’ dediler.” (4)
2003 Dünya Bilgisayar ve Stenografi Şampiyonası’na “F klavye” ile katılan Türk yarışmacıları takım halinde dünya 2’ncisi olmuşlardır. (5)
Türkçede genel olarak sessiz harfler ve sesli harfler sözcük / tümce içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır. Bu iş bölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazı yazılabilir. (6)
Her iki elimizin en çok çalışan 6 parmağı ile yazmış olduğumuz tuşlara denk gelen harfleri yüzde 45 oranında kullanmak varken, neden bizim için daha zor ve yavaş yazmayı sağlayan İngilizlerin Q klavyesini kullanalım? “Q klayveye alıştım, F klavyede zorlanıyorum” diyorsanız, denemesi bir kaç dolara! (Klavye fiyatı) Yabancı bir klavyeye ne kadar sürede alışmışsanız, kendi konuşma dilimize göre dizilmiş olan klavyeye onun yarısı kadar sürede alışabilirsiniz. (7)

Q KLAVYE

Q klavyenin tarihçesi
Dünyada Q klavye olarak bildiğimiz tuş dizilimi aslında daktilonun icat edildiği ilk günden beri değişmedi. Neden tuşların bu şekilde dizildiği konusunda da çeşitli rivayetler olmasına rağmen şimdilik en yaygın kabul gören hikâye şu: Yazı makinesinin mucidi olan Christopher Latham Sholes, 1867’de cihazın patentini alarak ilk çalışan örnekleri ortaya koyduğunda cihazın tasarımından kaynaklanan mekanik bir sorunla karşılaşır. İcat ettiği yazı makinesinin harfleri kâğıda basmak üzere kullandığı mekanik harf kolları, kapalı bir kutunun içinde yer almaktadır ve iki kol birden kâğıda doğru havalandığında içerde sıkışmaya neden olmaktadır. Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar.
Yani Q klavye 1873’te mühendisliğe aykırılık abidesi olarak tasarımlanmıştı. Daktiloların hızlı yazma nedeniyle sık sık bozulmasına çare olarak geliştirilmişti. Daktilo kullananları olabildiğince ağır yazmaya zorlamak için olmadık hilelere başvurulmuş, en çok kullanılan harfler klavyenin her sırasına dağıtılmış, (sağ elini kullanan insanları zayıf ellerini kullanmak zorunda bırakacak şekilde) harfler solda toplanmış.
Daha sonra bilgisayarlar çıkıp tuşların hızlı yazma nedeniyle bozulma sorunu ortadan kalktığında bile Q klavye yaygınlaştığından bu standart korunmuştur. (8)
Türkçede genel olarak sessiz harfler ve sesli harfler sözcük / tümce içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, F klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır. Bu iş bölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazı yazılabilir.
Q klavye yavaş yazmak için tasarlandığından bu avantajların hiçbirine sahip değildir. Bu yüzden el, Türkçe karakterlerde hem F klavye hızına yetişemez, hem de herhangi bir ele fazla yüklenme olduğu için çabuk yorulur.
Serce ve yüzük parmakları elimizin en “afonksiyonel” parmakları olmasına karşın Türkçede en fazla kullanılan harflerden biri olan ” a ” q klavye´ de sol serce parmağına denk gelir. Yine q klavye için; Türkçe´de en az kullanılan harflerden biri olan ” j ” elin en aktif parmağı olan sağ işaret parmağına denk gelmektedir.
Bunun gibi bin bir dezavantaj sayılabilir. Türkçede birçok sözcük q klavye için en pasif parmaklara dağılır. Bu yüzden q klavyede 10 parmak Türkçe karakter girmek deveye hendek atlatmaya benzer.” (9)
Q klavye ingilizce için de uygun değildir.
Q klavyenin daha iyi alternatifleri olabileceğini düşünenler de olmamış değil. Örneğin Washington State Üniversitesinden Prof. Dr. August Dvorak, 1932 yılında İngilizce’de çok kullanılan harflerin klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önerir. Dvorak’ın araştırmalarına göre, sekreterlerin parmakları gündelik yazı işleri sırasında Q klavyede 16 mil yol alırken Dvorak klavyesinde sadece 1 mil yol almaktadır.
Ancak daktilo ustalarının, Q klavyeye olan mevcut alışkanlıkları, üreticilerin itirazı ve piyasanın Q klavye tarafından çoktan istila edilmiş olması ve 40 milyon daktilonun değiştirilme maliyeti ortaya çıkınca Dvorak’ın klavyesi yayılamaz ve kaybolup gider. (10)
Yazar Emre Aköz şöyle diyor. “-Gençler bana mail atıyor: “16 yaşındayım, 6 yaşından beri Q kullanıyorum, çok da hızlı yazıyorum.” Yanlış. Farkında değiller. Kesin veri var elimizde: F klavyeyi 10 parmak yazan bir Türk’le, Q klavyeyi 10 parmak yazan Amerikalılara aynı İngilizce metin veriliyor. Amerikalılar dakikada 32–35 kelime; Türk 72 kelime yazıyor!” (11)
F VE Q KLAVYELERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
— Q Klavye Evrenseldir.
Bu fikire yazar Yurtsan Atakan şu güzel cevabı veriyor:
Hıncal Uluç’un ”Q” savunusunda kullandığı temel argümanlardan biri de aynı yanılgıya dayanıyor. Dünya ”Q” klavye kullanıyor, diyor Sevgili Hıncal Uluç, o yüzden yurtdışına gittiğinizde deli danalar gibi ”F” klavye arayıp bulamayacağınız, hâlbuki eğer ”Q” klavye kullanıyor olsaydınız sürü sebil klavyeyi emrinize amade bulacağınız için ”F”yi atın, baştan ”Q” kullanın.
Aynı mantıkla iyisi mi biz Türkçe’yi toptan başımızdan atalım. Öyle değil mi ya, yurtdışına çıktığımızda derdimizi anlatacak Türkçe bilen biri arayıp bulamayacağımıza -eğer İngilizce bilseydik sürü sebil kişiyle iletişim kurabileceğimize- göre Türkçe’yi atalım, resmi dil olarak baştan İngilizce’yi kabul edelim. (12)
Benim bu konuda eklemek istediğim bir husus şudur: F klavye kullananlar genellikle bakmadan yazabilirler. Bu durumda sadece windowsta klavyeyi f yapmak yeterli olur.
—F Klavye Kullanmak Bizi Küresel Dünyadan Uzaklaştırır
Bu gibi bazı gerekçeler ise çok gülünçtür. Japonlar, Çinliler, Kiril alfabesi kullananlar bugün sırf kendi alfabelerini kullandıkları içi dünyadan kopmakta mıdırlar? (13)
—F Klavye Özgüven, Q Klavye Teslimiyet Sembolüdür.
HP Türkiye Genel Müdürü Şahin Tulga, SAP Teknoloji Günleri 2003’te Amerika’da aldığı eğitim sürecinden bahsederek düşünme eyleminin daima anadilde yapıldığını, bunun yaratıcılık ve özgüveni tetikleyeceğini, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş F klavyenin de bu ana çıkış noktası nedeniyle özellikle kullanılması gerektiğini savunmuştur. (14)
—Bilgisayar Kullanımındaki Verimsizliğin En Büyük Etkeni İhsan Yener’e Göre Q Klavye
“Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla-bakmadan klâvye kullanma yöntemi için çok verimli bir Standart Türk Klâvyesi 1955 yılından beri resmen varolduğu halde, İngiliz dili için 130 yıl önce (on parmak yönteminin bilinmediği çağlarda) belirlenen (ve Türkçe’deki binlerce sözcüğün yazılmasına olanak vermeyen) American Standard Code for Information Interchange (ASCII) klâvyeyi Dünya standardı zanneden ve buna eklenen, Türkçe’ye has 7 harfin, en kullanışsız yerlere bilinçsizce yerleştirilmesiyle oluşturulmuş klâvyeyi de Q Türkçe standardı olarak kabullenen kullanıcıların bu hususta bilinçsiz oluşları, bilgisayar kullanımındaki verimsizliğin en büyük etkeni olmaktadır.” (15)

SONUÇ

Bu yazıyı ülkemiz bilgisayar kullanıcılarının zaman ve kaynak israfını önlemek amacıyla hazırladım. Verdiğim linklerde çok daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz
Bilimsel araştırmaların sonuçlarından anlaşıldığı gibi Q klavye ingilizcede dâhil hiçbir dil için faydalı değildir. Bir klavyenin işlevselliği kullanıcının dilinde en çok kullanılar harfleri parmakların en rahat ulaşabildikleri yere yerleştirilmiş olmasına bağlıdır. Her dile göre ayrı klavye tasarlanması daha doğaldır. Türkçe için en uygun klavye Fe klavyedir.
Q klavye ile hızlı yazdığını iddia edenler F ile daha hızlı ve daha az yorularak yazacaklardır. Eğer denemek isterlerse 2-3 hafta 10 parmak f klavye programı ile günde 15 dakika çalışsınlar.
Üretici firmalar, talep edildiğinde dil ayrıcalıklarını gözönüne alarak, istenen her türde klâvye ile donanım ve yazılımlar üretip satmaktadırlar; yeter ki ithalâtçı, yerli üretici ve kullanıcı, klâvye konusunda bilinçli olsun satıcı tarafından dayatılan Q klavye karşı çıksın ve kendi dilinin klâvyesini istesin. (16)
F klavye uyduruk Q Türkçe klavyesinden, Dvorak klavyesi de Q klavyeden kat kat hızlı ve zahmetsiz yazmaya yugundurlar. Bırakın türkçeyi, isterseniz ABDli olun F klavye ile daha hızlı ve kolay ingilizce yazabilirsiniz. Bu durumun bilimsel olarak açıklaması yukarıda anlatılmıştır.
1990 ların ortalarına değin de herkes F klavyeye alışmıştı. Macintoshlar da F klavye ile gelirdi. Ama PC piyasası F klavyenin önemini kavrayamadı. Yüzlerce dolarlık bilgisayarları satanlar F klavyeyinin önemini düşünmediler. Bugün bilgisayar kullanıcılarının büyük çoğunluğu Amerikanın bile bırakmak isteyipte bırakamadığı Q Klavye kullanıcısı. Vakit geç olmadan F klavyenin yaygınlaştırılmasın sağlamalıyız. Zararın neresinden dönülse kârdır. Kaybedilen zaman asla telafi edilemez.

Kaynaklar.
1 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm
2 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harflerimiz/fklavyebabasi.asp
3 http://turkoloji.cu.edu.tr/DIL%20SORUNLARI/01.php
4 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harflerimiz/fklavyebabasi.asp
5 http://www.gelisimplatformu.org/uye/uye_aktivite_print.asp?akt_id=1493
6 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm
6 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2001/temmuz/05/bilisim.html
7 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harflerimiz/dhizlan2.asp
8 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm
9 http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/yazici_dostu.php?kategori_id=19&soru_id=1304
10 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harflerimiz/zbolukbasi2.asp
11 http://www.medyatava.net/fklavyeyazilar.asp?yazar=yurtsan+atakan
12 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/nisan/27/bilisim.html
13 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/mayis/04/bilisim.html
14 http://www.kongar.org/medyanotu/251_F_Klavye_Firtinasi.php
15 http://www.medyatava.net/fklavyeyazilar.asp?yazar=yurtsan+atakan
16 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm

8.06.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Agra Macerası

Delhi’den bindiğimiz trenle, birkaç saat sonra, Agra İstasyonu’na varmıştık. Eşyalarımızı alıp istasyon kapısına geldiğimiz anda, onlarca taksi ve RİKŞA (motorsikletten bozma taşima aracı) şoförleri üzerimize çullandılar..
Birisi çantaya yapışmış, diğeri elimi tutuyor, ötekisi aradan diğer kolumu yakalamaya çalışıyor…
Olayı bilen tecrübeli turistler, şoförlere bağırarak yanlarından uzaklaştırdılar…Tecrübesiz biz ise, nazikçe, lütfen! Bir dakika! diyerek dert anlatmaya çalışıyorduk.
Sonunda birine, Taj Mahal’a ne kadara götüreceğini sordum. Akşama kadar gezdirme, gittiğimiz heryerde bizi bekleme, akşam da istasyona kadar getirmeye, sadece ve sadece 2.5 dolara anlaştık. Düşünsenize ne kadar ucuz!
Gerçekten de, anlaştığımız gibi, Rikşa şoförümüz bizi heryerde bekleyerek, istasyona kadar getirip, yolcu etti.

2.11.2002 

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Phnom Penh Ve Tuol Sleng Hapishanesi – Kamboçya

TUOL SLENG Hapishanesi – KAMBOÇYA
Tuol Sleng, eski bir okul olup, Kızıl Khmerler tarafından daha sonra hapishaneye çevirilmiş ve ANGKAR adını verdikleri düzene karşı olduğunu düşündükleri herkesi bu hapishaneye atarak, çeşitli işkenceler yapıp, daha sonra da bu insanları öldürmüşlerdir.

Tuol Sleng, Mayıs 1976’da hapishaneye çevirilince, S-21 adıyla anılmaya başlanmıştır. Buraya getirilen suçlular, Kızıl Khmer rejimine düşman olduğu düşünülen insanlardı. 1962 yılında, PONHEA YAT adı ile okul olarak kurulan bina, lise olarak kullanılır ve General Lon Nol zamanında okulun ismi Tuol Svay Prey Lisesi adıyla anılmaya başlar. Kızıl Khmerler yönetimi ele geçirince okulun duvarları tel örgülerle kapatılıp bir hapishane haline getirilir. Tel örgüler daha sonra elektrik akımı ile güçlenirilerek, tutukluların kaçması engellenir. Okul etrafındaki binalar da hapishane kullanımına dahil edilir ve bu binalarda hapishane yönetimi çalışır.

Tuol Sleng’deki bütün sınıfların dizaynı değiştirilerek, basit tuğlalar kullanılarak, küçük bölmeler yapılarak hücreler haline getirilir. Pencereler demir parmaklıklarla kapatılır, her hücreye bir tutuklu konulur ve orta katlara bayanlar hapsedilir.

İlk zamanlarda suçluların sorgulanması yan binalarda yapılırken, daha sonraları suçluların diğer binalara götürülüp getirilmeleri zor olduğu için, hapishane müdürü Duch tarafından aynı binada açılan bir bölümde sorgulanıp işkence yapılmaları sağlanmış olur. Bu sayede görevliler de yorulmaktan kurtulurlar.

Hapishanenin müdürlüğünü yapan Duch, daha önceleri bir matematik öğretmeniyken, Kızıl Khmerler döneminde hızla yükselerek, bu katliam merkezinin başına özel seçilmiş ve görevini de en iyi şekilde ifa etmiştir.

Hapishanede görevli kişi sayısı 1720 kişi olmuştur. Bu sayının 148’I ofis görevlisi, 141’i hapishane görevlisi, 54’ü sorgulama ve işkence görevlisi ve 1377’si genel görevlilerdi.Görevliler içinde henüz 10-15 yaşlarında çocuklar da görev almaktaydı ve bunlar S-21’in güvenliği için özel bir eğitimden geçirildikten sonra, her türlü vahşete hazır birer ölüm makinesi haline geliyorlardı. Kendilerinden çok yaşlı tutuklulara, her türlü mezalimi çekinmeden yapmayı zamanla daha kolay başarıyorlardı.

Hapishanenin 2 yönetim bölümü vardı , birinde müdür Duch ve idareciler bulunuyorken, diğer binada, sorgulamalar, dokümantasyon ve genel işler hallediliyordu. Hasta tutukluların tedavileri ,sadece kendi hücrelerinde yapılıyordu. Hastabakıcılık görevini yapanlar ise, gene 10-15 yaşlarındaki çocuklardı.

Tutuklular, ülkenin her tarafından ve her milletten olabiliyordu. Vietnam, Lao, Tayland, Pakistan, Amerika, Kanada, Yeni Zellanda, İngiltere ve Avustralya vatandaşları da bu hapishanede sorgulanıp, Amerika ya da Rus casusu oldukları öne sürülerek işkenceye maruz kalıp, daha sonra da kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdir. Kamboçya vatandaşları arasında ise genelde işçi, köylü,mühendis,professor, öğrenci, öğretmen ve hatta diplomatlar bile burada hapsedilmişlerdir. Bazen tüm aile üyeleri, hep birlikte hapse atılıp, yeni doğmuş bebekleri ile beraber işkence yapılıp daha sonra da öldürülmüşler ve toplu mezarlara nakledilmişlerdir.

1975-79 yılları arasında Kızıl Khmer kayıtlarına gore, Tuol Sleng Hapishanesinde hapsedilen kişi sayısı net olmamakla beraber:
-1975 yılında 154 kişi
-1976 yılında 2,250 kişi
-1977 yılında 2,330 kişi
-1978 yılında 5,765 kişidir.

Gerçek rakamlar bu sayının çok üzerindedir çünkü birçok doküman Kızıl Khmerler tarafından yakılmış ve yokedilmiştir. Anılan rakamlar sadece kayıtlarına ulaşılabilen kişilerin sayısıdır.

Hapishaneye getirilen suçlular ortalama 2 ila 4 ay arası kalıp, öldürülüyorlardı. Diplomat ve üst düzey görevlilerin işkenceleri daha uzun tutulmaktaydı.

Tutuklular, hücrelerde, ayakları demire kilitlenerek hapsediliyordu ve bazen 4, bazen de 20-30 tutuklu hep birlikte bir demir çubuğa ayaklarından kilitlenirdi. Her tutuklu hapishaneye geldiğinde fotoğrafı çekilirdi. Bütün geçmişi kaydedilir ve çırılçıplak soyulur ve tüm eşyalarına el konordu. Yatacak yatakları olmayıp, beton üzerinde yatırılırlardı.

Her sabah, saat 4’te, tutuklular kaldırılır ve şortları indirilip, kontrolden geçirilirlerdi. Daha sonra, sabah sporu adı verilen başlarını sağa sola çevirme, ayakları demir çubuğa bağlı olduğu halde yarım saat ayaklarını kaldırıp indirme gibi hareketleri yapmaları istenirdi…Yapamayanlar, görevlilerden her türlü kaba kuvvete maruz kalırlardı. Günde 4 kez kontrolden geçirilen bu tutuklular, her seferinde ayaklarını kaldırıp, ayaklarındaki demirin gevşekliğini görevlilere control ettirirlerdi ve gevşek olan demirler iyice sıkıştırılırdı. Tuvalet yoktu ve hücrelere boş mermi kutuları konulur ve bu kutulara ihtiyaçların giderilmesi istenirdi. Konuşmak yasaktı ve izinsiz hareket eden suçlular da dayak yerlerdi. Her türlü hareket izinle yapılmak zorundaydı. Görevlilerden izin almadan ayağa bile kalkmak mümkün değildi. Buna uymayanlara 20 ila 60 kırbaç cezası verilirdi. Her hücrede, hapishane kuralları, kara tahta ile yazılıp asılı dururdu ve kurallar şöyleydi:

1. Sana sorduğum sorulara cevap vereceksin. Cevap vermeme hakkın yok!
2. Benden hiçbirşeyi gizlemeye çalışmayacaksın.
3. Sistemimizi bozmayı aklından bile geçirme.
4. Sana soru sorduğumda, düşünmeden cevap vereceksin.
5. Sorunlarınla ve yönetimle alakalı hiçbir şey söyleme!
6. İşkence sırasında ağlamayacaksın.
7. Hiçbir şey yapma, otur ve emirlerimi bekle! Emir vermiyorsam, sessiz ol! Sana birşey yapmanı söylediğimde, itaat edeceksin ve dediklerimi zevkle yapacaksın!
8. Diğer tutuklularla gizli iletişim kurmayı deneme.
9. Bu kurallara uymadığında elektrik cezasına hazır ol.
10. Benim dediklerime uymadığında 10 kırbaç ya da 5 elektrik şoku seni bekliyor olacak.

Bütün tutuklular, yatmadan önce bile izin istemek zorundaydılar. Uymayanlar acımasızca cezalandırılıyorlardı. Tutuklular, banyo ihtiyaçlarını da banyo olarak kullanılan tek hücrede, sırayla ve çok az su ile yapmak zorundaydılar. Bazen haftada bir kez sadece yıkanmaya izin veriliyordu. Hijyen özelliği olmayan hüzrelerde kalan bu tutukluların birçoğu hastalıklardan ve yetersiz tedaviden dolayı zaten ölmekteydiler.

Hastalara yemek olarak her gün sadece bir su bardağı pirinç lapası verilmekteydi ve yetersiz beslenme sayesinde açlıktan bile ölümler olmaktaydı.

1975 yılı sonlarında Vietnam askerlerinin ülkeyi ele geçirmesi ile Tuol Sleng Hapishanesi de Kızıl Khmerlerin elinden alınmış olur. Hapishaneye giren askerler, gördükleri sahnelerden şok olurlar. Henüz birkaç gün once işkence ile öldürülmüş ve o şekilde bırakılmış tutuklu cesetleri beklemektedir hücrelerde. Kahramanlıklarıyla övünen Kızıl Khmer askerleri, kaçarken birçok dokümanları da ortada bırakmışlardır.

Hapishane daha sonra SOYKIRIM MÜZESİ olarak kullanıma açılır. 1980 yılından beri de turistlerin ziyaretine açılmıştır.

27.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uzak İki Ülkenin Hikayesi – 2

ALFA halkı , liderlerinin kendilerini kandırmasından hiç memnun değildir. Her seçim öncesi müthiş vaatlerde bulunan ve sonra ortalarda görğnmeyen liderlere artık güvenleri de kalmamıştır.

Yöneticilerin hata zinciri yavaş yavaş halk seviyesine kadar inmiştir. Herkes, kendi alanında umursamazlık içinde hareket etmeye başlamıştır. Amaç, günü kurtarmaktır. Amaç yarına bir kaç kuruş atabilmektir, çünkü ALFA ülkesinde halkın hastane ve gelecek garantisi yoktur. Parası olmayan hasta kapıda bekletilmektedir, acil hastaya 3 ay sonraya gün verilmektedir, doğal olarak herkes kenarda YASTIKALTI parası tutmaktadır. İşin ilginç tarafı, bu yastıkaltı paraların miktarı birçok devletin tüm değerinden fazladır. Halk bu paraların yarısını piyasaya sürse zaten piyasada kriz diye birşey kalmayacaktır, ama nerede o yöneticilere güven?

ALFA ülkesinin bir özelliği daha vardır… Tarih boyunca birçok uygarlıklara evsahipliği yapmıştır, bunun nedeni de toprağın verimliliği, 4 mevsimin birarada yaşanabilirliği, halkın çalışkanlığıdır… Gelgelelim bilinçsiz yönetim sayesinde bereketli topraklar bile verimsiz olmaya başlamaktadır.

Komşu ülkelerde taşı vurduklarında petrol çıkarken nedense ALFA ülkesinde petrol olmadığı iddia edilir senelerdir. Hatta açılan petrol kuyularını birileri özellikle kapattırmaya çalışır nedense…Kimse anlam veremez ama soru da soramazlar.

Birçok devletin gözü aslında bu bereketli topraklardadır. Bu nedenle dostu neredeyse yok denecek kadar azdır, üstelik gerçek dostlarını da Vatansever Yöneticilerin, Batı sevdası yüzünden kaybetmişlerdir. Yalnız kalmışlardır. Tek dostları vardır.. Batı’lı devletler.. O da Kurtlar Sofrasından başka birşey değildir aslında.

Birgün, çok güzel bir gelişme olur. ALFA ülkesinde halk sokaklara dökülür sevinçten. Batı’lılar bu kadar sene kapılarından ayrılmayan, eşikte yatan Alfa liderlerinin isteklerine kulak verirler ve GÜMRÜK BİRLİĞİ adını verdikleri, apartmandaki kapıcılık görevi denebilecek bir göreve getirirler Alfa’lıları.

ALFA halkına büyük bir müjde verilmiştir, Batı’lı olmamışlardır ama artık Batı apartmanında kapıcı olmayı başarmışlardır. Bu ne büyük bir başarıdır !

Batı’lılar ise olaya farklı yaklaşmaktadırlar aslında. ALFA ülkesindeki yukarda bahsettiğimiz o hammaddeleri, madenleri, hormonsuz ürünleri Gümrük Birliği sayesinde çok ucuza Batı halkının hizmetine sunmuş olacaklardır. Kendi ürünleri dünyaya pahalı geldiği için, ALFA ülkesinden gümrüksüz aldıkları malları, BATI damgasıyla iki, üç katına satabileceklerdir.

Batı, aslında kendini beğenmiş bir yapıya sahiptir. Tarihi boyunca hep kendini üstün, diğer tüm kültürlere barbar diyebilecek kadar aslında basit bir düşünceden kendini kurtaramamıştır. Batı uygarlığı gittiği her ülke kültürünü değersiz saydığı için, bırakın kültürü değiştirmeyi, neredeyse halkın rengini bile değiştirebilmek için elinden geleni arkasına koymamıştır. Dünyada kaybolmuş uygarlıkların bir kısmı övünerek Batı tarafından yokedilmiştir. Sırada ALFA ülkesi vardır. İşin komik tarafı, ALFA’lılar, elleriyle kültürlerinin yokedilmesine çalışmaktadırlar. Hatta 70 sene önce yapılan , Dünya Kültürel Kıyafetler Sergisi’ne ALFA devleti Smokinli erkek kıyafetiyle, mini etekli bir bayan kıyafeti gönderecek kadar komik işler de yapmayı başarabilmiştir.

Devamı ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE…..

21.06.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Harput

HARPUT adıyla anılan yerleşim merkezimiz, Elazığ ilinin 5 kilometre kuzeyinde yeralmaktadır. Elazığ kenti kurulmadan önce halk bu bölümde yaşamaktaydı. Harput’un tarihi Urartu’lara kadar gitmektedir.
Osmanlılar doneminde Harput sancağı olarak geçen Harput ilimiz, stratejik açıdan çok önemli bir merkez olması asabiyle yabancı devletlerin de ilgi merkezi arasında yeralmıştır. Çoğumuzun inanamayacağı bazı ilginç noktalar vardır Harput ile alakalı. Mesela Harput’ta 100 sene önce bir Amerikan Koleji’nin olduğunu biliyormuydunuz? Ayrıca konsolosluk bazında Amerikan, İngiliz temsilcilikleri de faaliyet göstermekteydi.
Harput’a olan bu yabancı ilginin asıl amacı burada yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı kullanmak ve Osmanlı`nın bölünmesini kolaylaştırmaktı. Nitekim 1915 yılında yapılan arama sonuçunda Amerikan Koleji’nde bulunan silahların Ermeni ayaklanmacılara destek olunduğunun kanıtı olmuş ve okul kapatılmıştır.
Harput’la birlikte asırlarca kardeşlik içinde yaşayan Türkler ve Ermeniler son yuzyildaki olaylar yüzünden ayrılmak zorunda kalmışlardır, fakat belgelere baktığımız zaman Ermeni olaylarının en az görüldüğü merkezlerden birisi Harput olmustur. Harput`ta olayların az olma nedeni genelde halkın birbirini çok iyi tanıyor olmasından dolayıdır. Komşuluk mefhumunun çok gelişmiş olduğu ve Harputlu olma ayrıcalıktır sayıldığı için o dönemde farkli kültürler kaynaşma konusunda hemfikir oldukları için Harput kültür
ü bölgedeki diğer
şehirlerden farklı bir boyutta gelişmiş ve kardeşlik bağları daha derin olmuştu.
Harput, kültürel anlamda da epey ileri durumdaydi. Mesela fotoğraf makinesi ilk olarak dünyada çıktıktan daha 12 sene sonra Harput’un fotoğrafları çekilmiştir. Belki de bir çok batı kentimiz henüz fotoğraf makinesi ile tanışmamıştı o dönemlerde.
Harput`un diğer bir ilgi çeken özelliği müzik konusundaki farklılığıdır.
Doğu Anadolu bölgemizdeki bütün kentlerde halk müziği kullanılırken , Harput’ta divan müziği kullanılıyor ve enstrumanlar olarak doğuda hemen hiç kullanılmayan tambur, ud gibi müzik aletleri kullan
ılıyordu.
Çoğu kimsenin Muş türküsü olarak bildiği “Burası Muş`tur, Yolu yokuştur , giden gelmiyor, acep ne iştir” türküsünün aslında bir Elaziğ türküsü olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Aslında türküde geçen asıl yer HUS kalesidir. Burası Yemen’deki bir kale olup orada çok şehit verilmiştir. Ve Harput’tan da bu kaleyi korumak için gönderilen askerlerimiz için yazılmış bir türküdür. Türkünün diğer mısrasındaki “Ano Yemen`dir, gülü çemendir , giden gelmiyor , acep ne istir” bölümü de parçadaki adı geçen yerin HUS kalesi olduğunun kanıtıdır.
Harput kentimiz Ermeni olayları sonucunda komple yıkılmış ve halk Elaziğ`a yerleştirilmistir. Elazığ kentinin kurulması ise başka bir noktadır. Harput nüfusu çoğalınca ve Harput’un bulunduğu tepede yer kalmadığı için Abdulaziz Han tarafından çıkar
ılan karar ile MAMURATUL-AZIZ kentinin kurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra kentin ismi ELAZIZ olarak değiştirilmiş ve Mustafa Kemal ATATÜRK, Elazığ’a yaptığı seyahat sırasında buranın bir AZIK kenti oldugunu soyleyerek adinin EL-AZIK olarak değişmesini istemiştir. Kentimizin ismi bu tarihten sonra ELAZIĞ olarak kalmıştır.
Bugün Harput kenti artık kent olmaktan cok yıkık bir köy havasındadır. İnsanın bu eski SANCAK kentimizin nasıl bu hale geldiğine inanabilmesi o kadar zor olsa da biraz tarih sayfalarını karıştırınca nasıl bir kültür birikiminin yok edildiği aşikardır. Eski Harput fotoğraflarına bakınca ne denilmek istendiği daha iyi anlaşılacaktır.
Şu anda Harput’a yolunuz düşerse sizi EVLİYA’lar karşılayacaktır, her köşesinde sehitler ve evliyalar dolu olan bu kahramanlar diyarına kesinlikle yolunuz düşerse ziyaret edin. Ama lütfen basit bir gezi olmasın çünkü Harput gerçekten içerisinde bir hazine taşıyan boş bir küp gibidir. İnceledikçe bunu daha iyi anlayacağınızdan eminim.
Saygılarımla,

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Tayvan – Tayvan

Tayvan benim ilk gozagrimdir, 1990 yilindan beri senede 2 kez ziyaret ederim.Taipei bildiginiz uzere Taiwan`in baskenti. Genelde seyahatlerim Taipei agirlikli olmakta…

Lisedeyken isyerine Tayvan’dan mektuplar gelirdi ve Gönderen kösesinde “Taiwan, ROC” diye yazardi…O zamanlar daha yeni yeni ingilizcemin gelistigi dönemler oldugundan ROC ne demek acaba diye düsünür dururdum….en sonunda ögrendim neymis ROC ? Republic Of China demekmis.

Tayvan`da tayvan cincesi konusulmaktadir, bu biraz sive farki olan bir cincedir, Tayvanca diye bir dil de kullanilir ada sakinlerince ve bu biraz daha zor anlasilir bir dildir. Tayvan`da cincenin en eski sekli basitlestirilmemis cince kullanilir, simdi sorabilirsiniz ne demek bu diye, anlatayim . Cin`de alfabedeki zorluklari kolaylastirmak icin bircok karakteri kisaltmis ve karakterlerin daha kolay yazilmasi programina girilmistir, okullarda artik bu tip basitlestirilmis alfabe ogretilir Cin`de, ama Tayvan klsaik alfabeden odun vermemektedir, bu nedenle Tayvan`daki bazi karakterleri Cin`de artik goremezsiniz.

Cin ile Tayvan arasindaki sogukluklar cesitli zamanlarda ekranlarimiza gelmekte..Cin taraftari politikacilarla, ozgurluk taraftari politikacilarin sac saca, basbasa kavgalarini buradan gulerek izlemis olsakta, olaya biraz dikkatli bakinca aslinda ne kadar zor bir secim oldugunu kolayca anliyoruz. Cin ile birlesmek nasil olacak? SOnra bir donem Cin bu insanlari kendi eliyle kovmus Cin`den, simdi Tayvanlilaa gelin biz birlik olalim demeleri ne kadar baglayabilir bir Tayvanli`yi? Politikacilarin da cozmeye calistigi ama sonunda kavgaya tutustugu nokta iste bu…Birlik mi , ozgurluk mu? Bekliyorum bakalim ne olacak sonucta… Ama sunu belirtmeden gecemiyecegim…Amerika Tayvan uzerinde daima onemle duruyor ve Jandarmaliktan vazgecmiyor, Cin ile her toplantida TAYVAN meselesi konusuluyor…..

Cinliler Tayvan`i sanki kendilerinin bir parcasi gibi gostermekten cekinmiyorlar ve son 5 seneden beri ozellikle her Cin haritasinda Tayvan eyaleti olarak ciziyorlar. Konustugum neredeyse her Cinli Tayvan Cin`in bir parcasidir diyor, ama konustugum her Tayvanli`dan ayni sozleri duydugumu soyleyemiyecegim…Tayvanlilarin halen buyuk bir cogunlugu ozgurluk taraftari.

Tayvan`in o kadar cok eski bir tarihi yok, tabii ki yasayan ilkel kabileler olmus cesitli donemlerde ama oyle mukemmel bir uygarlik olarak yukselememisler..bunda da ada olmanin ve disa acilamamanin verdigi sikinti unutulmamali. Zaten Tayvan`in soyle ciddi anlamda onemi 17.ci yuzyilda basliyor. O zamana kadar yasayan kabileler balikcilikla ugrasan insanlardi. Daha sonra Cin`den insanlar yavas yavas bu adaya yerlesmeye basliyorlar ve en onemli nufus artisi 2. Dunya savasi sonrasi Cin`den gelen gocmenler tarafindan oluyor ve bugunku modern Tayvan`in ortaya cikmasi iste bu doneme rastliyor.

Adaya yerlesen Cinliler`e yeni is imkani saglamak dogal olarak onlarin buraya gelmelerinde onayak olan Amerikalilara dusuyor ve yeni yeni fabrikalar, agir sanayiler buraya kurulup insanlarin dunyaya acilmasi ve mal satmalari destekleniyor. Bu destekler tabii ki insanlik namina degil politik nedenlerle yapiliyor. Kimse elin Cinlisine Allah rizasi icin kalkip Amerika`dan gidip yardim etmiyecegine gore:) Bu konuyu fazla incelemeye burada gerek yok saniyorum.

Taipei ilginc bir sehirdir…Sokaklar o kadar birbirine benzer ki, her gectiginiz yeri digerine benzetirsiniz. Mesela Nanjing caddesi en buyuk caddelerden biridir ve bir cok bolumden olusur, dogu , bati, birinci kisim, besinci kisim vesaire…Eger bir adrese gidecekseniz kesinlikle hangi kisim olduguna dikkat edin yoksa ortada kalabilirsiniz…

Taipei`de onemli turistik merkezler arasinda Tarih muzesi beni en cok etkileyen yerdir. Eger vaktiniz varsa kesinlikle kacirmayin derim. Burada Tayvan tarihinden kesitleri ogrenirken ayni zamanda eski donemlerde TIBET RAHIPLERInin insan kafataslarindan nasil icki kadehleri yapmis olduklarini ve bugunlerde bu kadar populer olmalarina karsin gizli kalmis ne gibi ozellikleri oldugunu bu muzede biraz gorebilirsiniz. Ama ozellikle bu bolumde fotograf cekilmesine nedense izin verilmiyor, dusunuyorum da acaba insanlarin Tibet rahiplerine bakisinin degisebileceginden mi korkuyorlar ki?

Taipei tapinaklari icinde en etkileyici olani bence LUNGSHAN tapinagi..17. yuzyildan kalma bu tapinagin daha sokagina girdiginizde burnunuza tutsu kokulari gelecektir…Icerde dua edenler, tutsulerle tanrilara dert anlatanlar , egilip yeri openler gorurseniz sasirmayin. Tayvanlilar Cinlilere nazaran daha dindardirlar. Din ozgurlugu burada daha fazladir. Lungshan Tapinagi da mukemmel bir fotograf malzemesi olarak kullanabileceginiz bir eserdir.

Tapinagin hemen onunde aksam vakitlerinde KOR MASAJCILAR siralanir… Bu korlerin cok iyi masajci olduklarini ogrendim. Ben yaptirmadim ama tavsiye edildi , denemesi size kalmis:)))

Tapinak civarinda NIGHT MARKET yada gece marketini sorun… Gece marketinde ufak tefek hediyelik esya ve incik boncuk bulacaginiz gibi asil ilginc olan Yilan Marketini de goreceksiniz.. Bu market kucuk bir pasajdan olusuyor, ozelligi ise buraya insanlarin gelip ozellikle yilan ve su kaplumbagasi eti yeme ve kani icmeleri.. Fotograf cekmek kesinlikle yasak burada, ama ozellikle yilanlarin nasil kesildigi , kanlarinin ickiyle karistirilip nasil icildigi, daha ilginci ise, yilan zehirinin nasil akitilip onun bile icildigine sahit olacaksiniz.. Bu noktada burada tayvanlilara soyle boyle demek derdinde degilim tabii ki cunku onlarin kulturune gore yilan ve su kaplumbagasinin eti de kani da cok degerli ve genclik asisi sayiliyor. Insanlar ozellikle gelip burada o kadar para verip yemeklerini yiyorlarsa bir nedeni vardir onlara gore oyle degil mi???

Bilgisayar ve elektronik uzerine birseyler bakiyorsaniz, BADEH Caddesine gidin.Ama ic piyasada fiyatlar o kadar cazip gelmiyecektir bastan soyleyeyim. Ben sahsen hayal kirikligina ugramistim gittigimde ama gene de yeni teknolojilere bakmak isterseniz bir bakmakta fayda var derim.

Bugün dünya bilgisayar sektörünün kalbi Tayvan’da atmakta..Bu sadece bilgisayar için degil daha birçok sektörde böyle.Çogunuzun cebini süsleyen kalemler, evinizde isyerinizde kullandiginiz elektronik cihazlar ve daha nice esyalarda ‘Made in Taiwan’ yazisini görmek mümkün…Insan şöyle bir düsünüyorda bizim yuzolcumumuz yaninda sadece bir sehrimiz kadar yüzölçümüne sahip olan bu ADA’dan eksigimiz ne acaba ?

Tayvan`da yemek konusundaki problemi son senelerde biraz atlattik sayilir cunku acilan KUNMING Restaurant bizim zevkimize yakin yemekleriyle en azindan pidesiyle mukemmel bir lokanta olup cikiverdi. Kendisi de musluman olan YAKUP Bey sevimli bir kisi ve sadece Turk oldugunuzu soyleyin ve size o zaten yiyebileceginiz yemekleri getirecektir. Coban salatasi , Musakka, biberli et tavsiye edilen yemeklerden:)) Kunming Restauranti butun turist kataloglarinda gorebilirsiniz.ozellikle THIS MONTH IN TAIWAN Dergisi heryerde zaten bedava dagitilmakta ve orada gerekli bircok bilgiye de ulasabilirsiniz Tayvan ile alakali.

Yemek dedim de aklima MONGOLIAN BARBEQUE geldi . onu da anlatayim bari . Bir keresinde bir firma bizi Mogol lokantasina goturdu, etler dilimlenmis ve hazir bir sekilde bekliyor koca tepsilerde, tabaginiza istediginiz tavuk, koyun, inek artik neyse etini alip ahciya veriyorsunuz, ahci da kocaman ates uzerinde duran tava uzerine atip o etleri biraz sebze ve baharat ve tuzla karistirip bir guzel kizartip tabaginiza koyuyor . Ilginc bir pisirme sekli, ilginizi cekebilir.

Tayvan bir motorsiklet cenneti bu arada. Trafik isiklari yesile dondugunde sanki motorsiklet ordusu hareket ediyormus sanirsiniz. Sokaklarda parketmis motorsikletler zaten bir seriti dolduruyor ve size dar bir yer kaliyor yurumeniz icin.

Taksi soforlerinden ilginc bir sey ogrendim. BINLANG… Bu hindistan cevizinin daha tomurcuk hali, ve icine kesip bir sos koyuyorlar, kucuk paketler halinde satiliyor ve taksiciler bunu sakiz gibi cigniyor ve tadi gecince de bir guzel tukuruyorlar. Bunu cok cigneyenler hemen anlasiliyor cunku disleri kahverengi yapiyor bir muddet sonra, bu kadar sevilme nedeni ise uyku kacirmasi, gece gec saatlere kadar calisan taksiciler bunu cok sik kullaniyorlar. Bu arada ben de denedim ve de hosuma gitti, her Tayvan seyahatimde bundan bir paket cignerim, isin komik tarafi bunu genelde taksicilerde gormeye aliskin Tayvanlilar bir yabancininda sevebilecegini dusunemedikleri icin oldukca komik bir etki yapiyor uzerlerinde:)))) Birbirini durtup a aaaa adama bak binlang cigniyor dediklerini cok hissetmisimdir:)))) ama deneyin, belki sizin de hosunuza gidebilir.

Tayvan`da ticareti devlet elinden geldigince yurtdisina acmaya calisiyor, her turlu setegi veriyor, insanlar gruplar halinde dunyanin dort bir tarafindaki fuarlara gidiyorlar..Benim birkac arkadasim senenin 3 ayi fuar fuar geziyor ve siparis aliyorlar…Devlet destegi cok onemli bu noktada, ozellikle ilgimi ceken bir nokta su oldu: Isadamlari dernekleri fuar programlarini toptan ayarlayip gidilecek yerlerden bircok indirim aliyorlar, dernekler araciligiyla devletlerden inanilmayacak destekler aliyorlar, sizin ayni fiyata 6 metrekare alacaginiz fuara ayni parayi verip 3 kati yer aliyorlar ..nasil mi? BIRLIK BERABERLIKLE….Tayvanlilar tek degil birlik olunca guclu olunacagini ogrenmisler kisaca.. En buyuk rakipler bu isbirliklerini omuz omuza yapiyorlar …inanmazsaniz inceleyin. Ben acaip saygi duydum bu yonlerine.

Tayvan ekonomisi gecen senelerde buyuk sikintilar yasamasina ragmen su siralarda standart cizgide gitmektedir. Yakin gelecekte cok ani degisiklikler beklenmemektedir. Ama Cin her gecen gun buyudukce Tayvan uzerinde agirligini artirmakta. Tayvan ise dunya capinda devlet statusune girebilme cabasinda ama Cin devlet olarak tanimaya kalkanlara agir tepkiler vermektedir. 5 sene evvel Kore`den aldigim Tayvan vizesinde ustte TAIWAN REPUBLIC yazdigi icin istanbul`daki Cin konsoloslugu benim Cin vizesi alamiyacagimi, tek cozumun pasaportumun degistirilmesi gerektigini soylemislerdi ve pasaportu yenilemek zorunda kalmistim. Kore Tayvan`i devlet olarak taniyordu ve oradaki vizelere TAYVAN CUMHURURIYETI yazmasi maalesef basimi epey agritmisti. Sniyorum artik bu sorun devam etmiyor eskisi gibi. Ama siz gene de Turkiye`den alin Tayvan vizenizi ne olur ne olmaz.

Tayvan her ne kadar turistik bir ulke olmasa da bence eger kucuk bir ulkenin nasil gelisebildigini gormek istiyorsaniz kacirmamaniz gereken bir ulkedir. Kucuk capli bir Cin kulturunu gorme firsatini yasayacaginiz bu kucuk adada size bircok sey cok ilginc gelecektir.

Tayvan kucuk bir ada dedik ama ulkemizdeki o hazin deprem felaketi sirasinda ozellikle budist TZU CHI Vakfi araciligiyla acaip yardimlar yolladilar bize. buradan tekrar bu vakfa tum milletim adina tesekkuru bir borc bilirim.

Saygilarimla

Subat 2001

Ali BAYLAR

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Fransa – Fransa

Fransa`ya 2000 yili Temmuz ayinda Ispanya`dan kiraladigimiz araba ile gecmistik. Ispanya`dan arabayi kiralayip Italya,Isvicre, Almanya uzerinden Fransa`ya gecip Paris`te teslim etmistik ve 10 gunluk bu seyahat icin toplam 1200 dolar odemistim. Simdi diyeceksiniz ki neden bu kadar fazla tutuyor, anlatayim….birinci neden arabayi baska bir ulkede teslim edecegimiz icin fiyat ikiye katlanmaktaydi….ikinci neden ise zaten tren ile gecseydim Barselona`dan Paris`e verecegim ucret toplam 8oo dolar olacak ve hicbir yer gorme sansim da olmayacakti,,,oysa verdigim 400 dolarcik fark ile o kadar ulkenin de altini ustune getirme imkanim olmustu….

Neyse konuyu fazla dagitmadan Fransa`ya gecelim..Fransa …evet Fransa nedense son senelerde Avrupa Toplulugu ulkeleri icinde belkide bizimle en cok dalasan ulke nedense…Oncelikle tarihsel iliskilerimize bakmaliyiz derim ben bu noktada… Osmanli doneminde Avrupa icinde ozellikle desteklenen ve Kapitulasyonlar ile ayricalik sahibi bir ozellige sahip olan Fransiz kardeslerimiz, emperyalizmin gelismesi ve Avrupa`nin yukselisi ile birlikte bize bu kapitulasyon silahini geri cevirmekle kalmamis , ayni zamanda bircok cephede bizimle savasmis ve binlerce insanimizi sehit etmistir. Ozellikle Arap cephelerinde ve Canakkale savasinda bizi epey yipratmislardir.

Son senelerde ise Avrupa Birligine yakinlasan Turkiye`den rahatsizligini her sekilde ortaya koymakta ve ulkemizin kanayan yaralarini ozellikle desmekten cekinmemektedir. Oysa Cezayir`de yaptiklarinin nedense hic konusunu bile acmamaktadir.. Canakkale Fransiz Mezarligina yolunuz duserse ozellikle orada olen askerlerin isimlerine bakmanizi rica ederim…Mousa, Mohammad, Hassan gibi isimler Afrika`dan gemilere bindirip getirdikleri ve bizimle savastirdiklari savas esirleridir maalesef. O insanlar da maalesef kiminle savastiklarini bile bilemeden maalesef olmuslerdir …

Neyse hepinizden ozur dileyerek artik normal konuya girmek istiyorum ama inanin o kadar Avrupa ulkesi gordum ama Fransa nedense bende hos olmayan bazi izlenimler birakti… Ozellikle bir turistin FRANSIZCA bilmek gibi bir zorunlulugu yoktur dogal olarak ama yolunuz Fransa`ya duserse ve oldu ya bir soru soracaksaniz bir Fransiz`a yandiniz…Sanki kirk yillik Fransizca biliyorsunuz gibi Ingilizce bilseler bile Fransizca tarif edeceklerdir ve siz anlamsiz anlamsiz bakarken suratlarina, onlar yardimseverliklerinin zevkini cikartmis olacaklardir… Kac adres sorduysam Fransizca cevap aldim, bazi lokantalarda ne ingilizce menu vardi ne de ingilizce konusan garson…ve ne kadar ilginctir ki basima gelen bu olaylar hep turistik sayilan noktalarda geldi…Ilginc degil mi??

Paris, Dunyanin sayili sehirlerinden birisi.. O EYFEL kulesini gormek istemeyen olur mu hic? Sen nehri, Vesailles sarayi, Notre Dame kilisesi……Ben de iste butun bu guzellikler aklimda olarak bastim gaza ve varik Paris`e…. Vardigimizda aksam ustuydu..Avrupa kupasinda FRANSA-ITALYA final maci oynaniyordu o anda ve millet sokaklarda kocaman ekranlardan maci naklen izlerken biz de araya kaynayip o heyecana ortak olduk. Bulundugumuz yer Notre Dame Kilisesinin hemen yanibasiydi, nehir yanimizda ve hos bir aksamustu…Ustune ustluk bir de Fransa maci kazaninca heryer karnaval havasina burunmustu..Biz daha fazla bu heyecanda kalamayip otel aramaya basladik..

Onceden rezervasyon yaptiramamistim Paris`te..Oteller sansa full..bir tane oda bulamadim. Gece saat 11 oldu biz halen otel ariyoruz inanir misiniz ? Altimizda kiralik araba olmasa ne yapardik bilemiyorum. En sonunda neredeyse sehir disinda bir kasabada ya da arabada konaklamayi dusunecek kadar sinirlerim bozuldu ama Allahtan bir otel bulduk ve fiyatini bile dusunmeden atladik arabadan…

Sabah uyaninca dogal olarak soyle guzel bir sehir turu yaptik. Eyfel kulesine ciktik..Ilgimi ceken sey ise diyebilirim ki oradaki turistlerin neredeyse yaridan cogu Turk Turist gruplariydi.. Ne de olsa artik Fransa Turlari o kadar ucuz ki gitmemek icin hicbir neden yok. Halen siz de gitmediyseniz hemen ayarlayin derim. Fiyatlar o kadar cazip ki….

Eyfel kulesi gercekten mukemmel bir yapit. Metalden yapilmis ve insan gercekten urperiyor yukari katlara ciktikca..Zaten en tepeye asansor cikartiyordu ama yer mi? yemedi tabii ki, orta katlar bile bana yetti ve artti bile:)

Fransa`dan parfum almadan donene az rastlanir derler..ben de galiba bu az rastlananlardanim, cunku o kadar araba uzerinde gecirdim ki vaktimi, sehri gezmekten alisverise vakit bile ayiramadim. Ama arkadaslarimin dedigine gore Champs-Ellyse (SANZELIZE) bu tip alisveris icin cok ideal bir yer.

Notre Dame Kilise`sini duymayanimiz da kalmamistir herhalde.O unlu Notre Dame`in kamburu filminde Quasimodo`su ile Esmeralda`si ile nasil unutulur degil mi? O disi cirkin ici guzel Quasimodo`yu hatirladim Notre Dame`da…

En son gun Paris`te ucagimiz saat 2:30`da oldugu icin erkenden cikip yola koyulduk…Ama ilginc bir sey dikkatimi cekti..Koca Paris`te yol levhalari icinde havaalani levhasi nedense konulmamis pek fazla, ve biz de sehrin gorulmemis sokaklarina girip girip havaalanina cikis aradik.. Birkac yerde durup yolu sordum Fransizca anlattilar birseyler..Tek anladigim A-11 yolu oldugu..Bunu da anlamak icin zaten bir harita satin almak zorunda kaldim..Az kalsin ucagi kaciracaktim bu levhalarin olmayisi yuzunden.. Yetkililere duyurulur:)))

Fransa`da ilgimi ceken nokta Afrika`lilarin coklugu oldu. Ozelikle Kuzey Afrika`dan gelenler cogunlukta ve kucuk bir Arap ulkesi havasi veriyor bu Fransa`ya.

Fransa`da Cannes sehrinden gecerken neymis bu dunyaca unlu plajin sirri deyip mola verdik. Bizim Akdeniz sahillerinden hicbir farki olmayan bu plajda neden bu kadar une sahip oldugunu dusunup cozmeye calistim..Galiba isin sirri ciplaklikta..Bizim 5 yasindaki Enes bile bir iki ciplak gorup kikir kikir gulerken demekki isin sirri buymus dedim kendi kendime:))))

Fransa ile iliskilerimiz duzelir umidindeyim ama bunun duzelmesi icin Fransa`nin bizden cok gayret gostermesi gerekiyor bence, cunku durup dururken sorun cikarmanin iki ulkeye de hicbir faydasi yok. Tarihimizde yuzyillarca dost kaldigimiz Fransizlarin son yuzyilda bizi dusman gormelerinin ne onlara ne de bize bir faydasi olmayacaktir. Umarim birileri bunun farkina varir ve `Dostumuz Fransa` diye baslariz bu yazilara bir daha ki baskimizda:))

Saygilarimla

Ali Baylar

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Türkçedeki Bilinçaltı Terimleri

 Güzel türkçemize bazı kötü niyetliler, bilinçli bir şekilde bazı terimleri sokarak, bilinçaltımızda bazı noktaları kötü izlenim bırakarak etkilemeye çalışıyorlar.
Bu yazımızda dikkatimi çeken bazı örnekleri sunacağım sizlere. Eminim ki siz bunlara belki yüzlerce örnek bulup ekleyebilirsiniz de!
Dil bir iletişim aracıdır ve dikkatli kullanılmak zorundadır. Aşağıdaki örnekleri dikkatle okumanızı rica ediyorum:

1- “ERKEK FATMA”: Hz Fatma’yı erkeksi özellikleri varmış gibi bilinçaltına sokuyorlar.
2- “ARAP SABUNU”: Güya araplar en basit sabunla yıkanıyorlar ya ! Neden yahudi sabunu değil mesela?
3- “KARA FATMA”: bir hamamböceğine FATMA adını vermek nasıl bir düşmanlıktır, nasıl bir yetenektir!
4- “Yağmur yağıyor,seller akıyor,ARAP KIZI camdan bakıyor!”
5- “ARAP SAÇI”: araplar afrikalı zenci gibi kıvırcık saçlı olmadığına göre şimdi ne demek bu laf?
6- “ŞEKER BAYRAMI”: Ramazan Bayramı ile şeker adının ne bağlantısı var?
7- “HACI YATMAZ”: dindarlar gece kalkıp sabah namazı kılıyorlar ya hani?

24.06.2011

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Wc Kültürü

90’lı yıllar… Daha ilk Çin’e gittiğim dönemler…. İlk kez Wenzhou’ya geçmişiz. Shanghai yanında Wenzhou çok geri kalmış o dönemde….

Bir firmaya ziyarete gittik.. Tuvalet ihtiyacı duyduğum için WC nerede dedim ve birisi yolu gösterdi…

Neyse küçük abdestti ve bir şekilde sıkıntımı gidermeye çalışırken…….. arkamda haşır huşur sesler duydum…korktum..irkildim…. sağıma baktım kimse yok….solumda da kimse yok…..ses arka taraftan geliyor…göz ucuyla arkaya baktım…ne göreyim?

Amcamın birisi büyük tuvaletini yapıyor ve gazete kağıdı ile haşır huşur uğraşıyor ve işin ilginç tarafı kapı yok…..

Hemmen işimi bitirip uzaklaştım oradan….Arkadaşa anlattım olayı…İnanmadı… ve sıkıntıı olduğu halde de tuvalete gidemedi…otele kadar tuttu :)))))

Bu olay birkaç kasabada daha başıma geldikten sonra anladım ki bu bir kültür oralarda…..

9.06.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin