Ab Vize Sorunu

AB hayranlarinin ilgisini cekecegine inandigim bu yaziyi yazma ihtiyaci duyuyorum.

Almanya vizesi için müracat ederken ne kadar uğraştığımdan bahsetmiştim hatırlarsanız… Almanya’ya turist olarak değil, Frankfurt Paperworld Fuarı’na katılan bir şirket ortağı olarak müracat ettim. Vize için gerekli tüm belgelerin yanında bilet fotokopisi, fuara girdiğimin kanıtı olan belgeleri de eklemeyi ihmal etmedim.

İstanbul Ticaret Odası aracılığıyla gerçekleşen vize müracatı bugün sonuçlandı. Sadece 30 gün geçerli bir vize alabildim. 1991 yılından beri her sene bu ülkeye ticari seyahat ettiğim halde niyeyse halen bir senelik vize almayı başaramadım….

Daha komik olan konu ise benim gideceğim gün 24 Ocak ve bana verilen vizenin başlama tarihi 25 Ocak, yani 24’unde Almanya’ya gitmem bu verilen vizeyle mümkün değil. Ya 25’ine değiştireceğim biletimi ya da yeniden Almanya Konsolosluğuna müracat edip bir gün öncesine vize verilmesi için yalvaracağım.

Almanlar aptal değil tabii ki, bu kadar sorun çıkartmalarının bir nedeni var, bu bir meydan okuma bizlere…Dünyada tüccar olan insanlar tarih boyunca özerkliklere sahip olmuşlardır. Bunlar barış elçisi olarak kabul edilirler. Biz Almanya’ya ticaret yapmak için gidiyoruz. Terörist değiliz, bölücü değiliz, yapılan bu işkence tüm Türk insanlarına bakış açısının kanıtıdır.

Buradan yetkililerimize sesleniyorum, bu işkenceyi çözün artık! Bu AB ülkelerinin bize olan BARBAR bakış açısı hiçbir zaman değişmedi…13 senedir vize almakla uğraşıyorum, her seferinde bir sürü sorun çıkartılıyor, bunu ben, sen veya o değil devlet yetkililerimizin halletmesi gerekiyor. AB vatandaşları ellerini kollarını sallayarak gelirken buraya, biz işadamları olarak bile işkence çekerek vize alıyoruz.

Ben böyle bir Avrupa Birliği’ne karşıyım arkadaş…Bırakın bu saf yaklaşımları… AB bizi alacak!!!! Beklersiniz….Hem de çok beklersiniz…..

14.01.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uzakdoğu Seyahat Notları Ekim 2011

*- Tayland’da son yılların en yoğun yağışları var ve çoğu bölge ova gibi düz olduğu için yağışların verdiği hasar daha fazla oluyor.
*- Tayland, halkının çok zor şartlar altında yaşadığı ve hayat standartlarının çok düşük olduğu bir ülke. Bu yüzden de fuhuş kaçınılmaz bir sonuç oluyor. Üç kuruş parası olan dünya erkekleri de bu fırsatı maalesef kaçırmıyor ve Tayland denince nedense herkesin aklına gece hayatı geliyor. Oysa müzeleri, tapınakları, yaşantıları, kültürleri incelenmeye layık bir millet Taylandlılar.
*- Tayland’daki yağışlar yüzünden birçok dünya markası imalata ara vermek zorunda kaldı. Bilgisayar hard disklerinin büyük bir kısmının üretildiği bu ülkedeki felaket sonrasında hard disk karaborsaya düştü. Fabrikaların en az 1 ayda ancak imalata başlayacağı düşünülürse fiyatların da tavan yapacağı demek oluyor bu.
*- Çin ticareti ihracata dayalı bir ekonomi. Son dönemlerde “Arap Baharı” , dünya ekonomik krizleri derken neredeyse durma noktasına gelen ihracat yüzünden birçok fabrika kapanmaya başlamış. Yiwu kentinde yaşayan Araplar ve Avrupalılar ülkelerine dönmüş ve market eskiden aşırı kalabalığı ile göze batarken, şu sıralarda oldukça sakin.
*- İşleri allak bullak olan bazı fabrika sahipleri ya intihar ediyor ya da ülke dışına kaçıyor. Sadece Wenzhou kentinde, bu sene 16 fabrika müdürü intihar etmiş.
*- Dünya ülkeleri ve özellikle Amerika, Çin’i durdurmak adına parayı ve ekonomiyi silah olarak kullanıyor. Çinliler de bunun farkındalar ve ekonomileri sıkıntıya girdikçe Amerika ve Avrupa’dan daha fazla nefret edecekler, bu da aslında hiç sağlıklı bir durum değil.
*- Çin parası Yuan, sene sonuna kadar 6.2 seviyesine inecek deniyor. Bu da Çin’den alınan tüm ürünlerin fiyatlarının biraz daha artacağı anlamına geliyor.

25.10.2011

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin Seyahat Hatırası – Çin

Fuarda isbirligi yaptigim bir firma beni fabrikalarini ziyaret etmem icin Hangzou sehrine davet ettigi zaman, bu teklifi degerlendirip , teklifi uzerine ucaga atlayip Hangzhou`ya gectim. Amacim hem fabrikada detayli urun secimi yapmak ,hem de Hangzhou hakkinda bilgi sahibi olmakti…

Hangzhou`ya vardigimda beraber fabrikalaya dogru yola ciktik, 3 saatlik yolumuzun oldugunu soylediler, ne bileyim yolun oyle bozuk oldugunu….Gittikce bitmeyen bir yol oldu..Uzadikca uzadi…Hayatimda gordugum en bozuk yoldu diyebilirim…Neyse en sonunda fabrikaya ulastik.Fabrika ama ne fabrika! Yuzlerce insan tezgah basinda , hepsi birer makine gibi durmadan calisiyorlar…Benim iceri girdigimi gorunce isler bir anda durdu ve insanlar durup beni seyretmeye basladilar. Kendime soyle bir baktim acaiplik varmi diye ama normaldim..ama millet birbirine benim hakkimda birseyler fisildiyordu, arkadasim yardimima yetisti ve BIYIKLI oldugum icin cok ilgi cektigimi soyledi, Cinlilerde biyik fazla olmadigi icin ben onlara cok ilginc gelmistim:)) Daha once de bircok yerde ilginc geldigim olmustu ama burada ki bir baskaydi. Herhalde biyikli birini ilk defa gormuslerdi diyebilirim..Bu arada dediklerine gore Cin`de biyikli erkekler cok revactaymis, sanki dunyanin en yakisikli erkekleriymis gibi sayiliyor biyikli erkekler:))

Aksam ustune dogru yemege davet ettiler, ben de musluman oldugumu soyledim, bulundugumuz bolgede bir musluman lokantasi oldugunu soylediklerinde acaip sevindim..Genelde Cin seyahatlerimde hep yumurta ve sebzeli pilav yemekten gina gelir, hemen kabul ettim. Geldik lokantaya.Kapida musluman bir bayan karsiladi bizi…Herkes elini kosede bulunan bir kova dolusu suya sokup yikadi.. Bu benim hem cok ilgimi cekti hemde midem bulandi dogal olarak…elimde olsa hemen cikacaktim oradan ama bir kere gelmis bulunmustum…Tam 7 kisi ayni kovadaki suyla elini yikamisti, nasil yikamaksa…..Onlar icin bu normal bir durumdu..

Ben o sirada lokantanin sahibesi musluman bayanla konusmaya calistim biraz. Tek bildigi sey ALLAH kelimesiydi, din ile alakali , islamiyetle alakali hicbirsey bilmiyordu, bunun beni cok sasirttigini soyledigimde, kocasinin birazdan orada olacagini ve onun cok bilgili oldugunu soyledi , ardindan da kocasi tesrif etti.. Adamcagizin da karisindan fazla bildigi tek sey Hz. Muhammed (SAV) i bilmesi ve daima bu kelimeleri soylemesiydi…

Masaya hemen hemen lokantadaki tum yemeklerden getirdiler, misafirseverliklerine hayran kalmadim desem yalan olur. Her ne kadar yiyemesemde yemeklerin icbirinden, insanliklari cok etkilemisti beni…

Lokanta sahibi hayatinda ilk defa baska ulke muslumaniyla karsilastigini ve cok mutlu oldugunu soylediginde icim bir tuhaf oldu. Benimle dost olmak istedigini soyledi. Eger bir sikintim olursa elinden gelen herseyi yapacagini da belirtti.

Lokantadan hicbirseye dokunmadan kalkmak ayip olacakti ama ne yapabilirdim ki midemi altust etmek istemiyordum acikcasi…En sonunda cozum bulundu..ve karpuz buldum orada..buyuk bir zevkle kendi bicagimla kestim, hem onlara yedirdim hem de kendim bir guzel yedim, olayi da tatliya baglamis olduk boylece…

Otele geldigimde hemen bavulumu acip konservelerimi masaya bir guzel actim ve kendime bir guzel ziyafet cektim:))

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Nepal’de Safari

Katmandu’da dolaşırken bir seyahat acentasındaki reklam ilgimizi çekmişti. Safari turundan bahsediyordu. Dünyada bir tek Nepal’de bulunan, tek boynuzlu Rhino (gergedan)’ı bu safari sırasında görme şansımız da olacaktı.
Macera arayan birileri olarak hemen orada tur detaylarını aldık ve kaydımızı yaptırdık.
Gideceğimiz bölge sadece 180 kilometre uzaklıktaydı Katmandu’ya, en kötü ihtimalle 2 saat sonra oradayız diye hesapladık. Fakat bir hata yapmıştık.Nepal yolları dehşet kötüydü ve biz ancak 4 saatte varabilmiştik Safari bölgesine, ve vardığımızda zaten yorgunluktan ölüyorduk.
Geceyi ahşap barakada geçirecektik, heryerde bözekler cirit atıyordu, yapacak birşey yoktu doğal olarak çünkü SAFARİ bu zaten!!! Yani doğa ile birlikte olmak değil mi?
Ertesi gün Rhino’yu ve timsah gibi birçok hayvanı görünce ve fil üzerinde ormanda dolaşınca tüm yorgunluğumuz geçivermişti…

2.11.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Amerika’dan İnsan Manzaraları

Bu yaziyi sizlere Los Angeles`tan yaziyorum, fazla beklemek istemememin nedeni ise sicagi sicagina oraya donmeden yazmak istemem.

Burada Ermeni bir arkadasim vardi. ICQdan genel yuzeysel olarak yazistigim, burada oldugumu duyunca annesinin cok guzel turkce konustugunu ve benimle de ozellikle konusmak tanismak istedigini soyleyince, bu teklifi geri cevirmemin imkani kalmamisti benim icin..Memnuniyetle kabul edip annesinin evine gittim.

Daha selam verip iceri girdigimde televizyonda TGRT seyrettiklerini farkettim. Sirf Turk kanallarini seyretmek icin uydu baglantisi yaptirmislar. Sabahtan aksama kadar Turk kanallarini seyrediyoruz dediler. TGRT, TRT1, STV ve STAR seyrediliyormus burada.

Neyse aile sanki buyuk bir toren varmis gibi o kisa zamanda hazirlanmis, kadincagiz benim cok ac oldugumu dusunmus olmali ki, anacigimin yaptigi ICLI KOFTE, CIG KOFTE, TURSU,TAVUKLU DARI YEMEGI falan, hepsi geldi masaya kondu..Bendeki soku dusunsenize, icli kofte ufak farklilik haricinde bizim oralarda yapilan sekilde yapilmis onumde duruyor, hemde annemin ozellikle ovundugumuz ince islenmis bulgurlu haliyle, hatta durust soylemek gerekirse annemden daha ince yapilmis:)

Neyse cok guzel bir yemek sonrasi oturduk ve TURK KAHVESI aldi sirayi. Komsulardan merak edip gelenler bu arada oldu. Hepsi Turkiye nasil diyor? Evin hanimi `eger Turkiye`yi gormeden olursem gozum acik gidecek` derken icim cok kotu oldu nedense. O arada bir komsu gelip `SABAN`in filmini bana videoya kaydettiniz mi?` diye sordu…Konu acilinca televizyonlardan artislerden basladilar , biri diyor Mahzun cok guzel, oteki diyor IBO`yu seviyorum, oteki diyor Ebru Gundes cok guzel , ardindan o mavi gozlu kimdi , Sibel Can cok seviyorum……..O arada Sarkis diyor ben Mahsun`u gormeye gittim Istanbul`da onu cok seviyorum DELIKANLI birisi!

O ara haberler ile alakali konu aciliyor, Fransa Ermeni tasarisini kabul etmis, `Turkiye`yi karistirdilar gene!`…. bunu diyen bir ERMENI! ve devam ediyor `Bizi birbirimizden ayirdi bu serefsizler!` ardindan da burada kullanmiyacagim o mukemmel kufuru salliyor..Gulumsuyorum ama ayni zamanda sasiriyorum……Hepsi tek bir agizdan o politikacilarin gozu korulsun hep insanlari dusman ettiler diyorlar.

Onlar bana soruyor ben onlara, sordukca herseyimizin ayni oldugu ortaya cikiyor..Bana evlendigimde BASLIK parasi ne verdigimi soruyorlar? Ceyiz ve kayinbiraderin gelin evden cikmadan once para verip vermedigimi soruyorlar… Elazig, Urfa, Gaziantep hakkinda bilgi istiyorlar..( Urfa ve Antep gocmeni agirlikli Turkce konusan Ermeniler burada)

Isin ilginc tarafi onlarda bizim onlarla farkli olmadigimizin farkindalar. Onlarla yuzyillar boyu ayni yasamanin verdigi kultur birligimiz ortada. Sanki bir Turk ailesi yanindaymisim hissi yasiyorum. Hele o guzel Urfa sivesiyle Turkce konusmalarina nasil bayiliyorum anlatamam….

Yeni nesil bizi uydu Tvlerin yardimiyla sevmeye baslamis.Zaten Ermeni muzikleri neredeyse Turk muziginin aynisi..Dinledikce bende sasiriyorum.Sezen Aksu`nun, Murat Gogebakan`in sarkilarinin ermeni versiyonunu dinliyorum , hosuma gidiyor hani:))

Bir bakiyorum ki saat gece yarisi olmus, utanmasam sabaha kadar kalacagim, aldigim o zevki anlatmam imkansiz..O insanliklari, misafirseverliklerini unutmam asla mumkun degil! Zaten sira sizde dedim…Ozellikle bekliyorum, kim olursa olsun, kapim acik ..Ben de onlara anamin yaptigi ICLI KOFTEyi yedirmezmiyim? HARPUT stilinde yapsin cevizli icli kofteyi onlara guzelce…Sonra cig kofteyi bir de bizim stilde yapalim onlara..(onlarda et cok koyuluyor, biraz civik seviyorlar, bizdeki gibi sert degil cig kofte onlarda)


O guzel insanlara tekrar gorusme dilegiyle veda ediyorum.. Otele geliyorum ve saatlerce uyuyamiyorum dogal olarak. Beynimde firtinalar kopuyor. Terliyorum, utaniyorum, seviniyorum, aglamak istiyorum…Iki ortak kulture sahip milletin, SADIK MILLET Ermeniler`le ayrilma hikayemizi hatirliyorum. Ruslarin oyunlariyla iki milletin nasil birbirine kisa zamanda dusman edildigini animsiyorum.

Belki biliyorsunuzdur, Rus casuslar Ermeniler arasina siziyor, ayni bizim teroristler gibi gidip Turk Koyunu basip yakip yikiyorlar, ardindan sicagi sicagina Ermeni koylerine gidip yakip yikiyorlar ..Her iki tarafta olayi yapanin kesinlikle digeri olduguna inandiriliyor, geride ozellikle karsi taraftan birkac ozellik birakilarak. Mesela Turk kiyafeti giyip Ermeni koyu yakilinca ve orada sadece 3-5 kisi kurtulunca dogal olarak gorgu sahitleri TURKLER yapti deyince Ermeniler OC alma derdine giriyor , ardindan ERMENILER yapti dnince bizimkiler basliyor OC almaya.. BU nasil olur demeyin, soyle 5-10 sene oncesine bakinca teroristlerin asker kiyafeti giyip koyluleri oldurmesini hatirlarsaniz yeterli olacaktir….

Onlar yapti biz yaptik derken zaten saman alevi misali yayilan olaylar iste o donemde yoneticilerin IYI niyetle aldiklari ama uygulamada yetersiz kaldiklari icin bugun Ermenilerin bizden nefret etmesine sebep olan olaylar yasaniyor. Sonuc ortada, ayrilan iki guzel dost, aradan gecen bu kadar seneye ragmen halen daha Memleketim Turkiye diyen bu Ermeniler, Turkceyi ozellikle ogrenen Turkiye Gozmeni Ermeniler….Bu insanlar da bizi tanidikca BIZ AYNIYIZ diyorlar.

Gelin guzel birsey yapalim, bir an politikayi ve politikacilari bir yana birakalim ve birbirimizi tanimaya calisalim. Napster kullaniyorsaniz ermeni sarkilari cekin mesela bazilarinin bizim sarkilar oldugunu gorun, ICQda konusun, aslinda dusman olmadigimizi anlatin onlara…Bunu yapin cunku dinimiz de, kulturumuz de kardesligi emrediyor, barisi istiyor…

Benden soylemesi:))

Hepinize KARDESLIK dolu gunler dilegiyle

Ocak 2001 – Los Angeles

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Atalarımız Meğerse Neymiş?

Malezya’da çok hoşumuza giden bir Cami’de namaz kılmak gelmişti içimizden…Hemen abdest alıp, içeri dalmıştık. Cemaat dağılmıştı , fakat 5-10 kadar kişi bizim gibi geç kalmıştı. Haydi cemaat yapıp, hep birlikte kılalım dedik.
– Nereden geliyorsunuz? dediler.
– Türkiye’den, Türküz dedik.
– O zaman, imam sizden biri olmalı dediler..
– Ne alaka? Neden biz? Neden siz değil? Farkımız ne?
– Namazı siz kıldırmalısınız, çünkü SİZ OSMANLI TORUNLARISINIZ!!!!
dediler.. Haydi buyurun bakalım!

Atalarımızı galiba çok kötü tanıtıyorlar birileri bizlere…………

2.11.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin’de Sansür

  Uzun zamandır Çin’e gidip geliyorum… Orada ofis açtım ve ofisin altyapısını bitirene kadar da burada yaşadım çinlilerle birlikte…Onları daha iyi tanıma şansım oldu bu sayede…

Bu yazımda sizlere Çin’deki devlet sansürü hakkında birşeyler yazmak istiyorum….Çin’de devlet çok ciddi bir sansür sistemi kurmuş durumda… Haber özgürlüğü diye birşey geçerli değil burada… Sadece yabancıların olduğu ortamlarda sansür yok görüntüsü veriliyor…

Uydu satellite sistemleri bir kere yasak. İzinsiz asla receiver kullanamıyorsunuz. Anında polis sizi yakalıyor. Kaçak uydu yayını kullananların hapse atıldığı maalesef doğru bir haber. Kendi yaşadığım eve uydu yayını almak istedim ve yüzlerce dolar para ödemem istendi avrupa kanallarını açtırmak istersem. Ücretsiz yayın paketini seçtim çaresiz…Orada da Hint, Pakistan kanalları sadece çıkıyor 🙂

Haberleri izlerken bile uydudan özgür değilsiniz. Diyelim Çin ile alakalı bir olumsuz haber yayınlanıyor…anında yayın kesiliyor ve o haber geçinceye kadar birşey göremiyorsunuz sonra düzeliyor yayın… Burada Çin aleyhine hiçbir haberi öğrenmeniz mümkün değil… Sansürlenen haberlerden bir tanesine örnek vereyim. Guangzhou eyaletinde yağıilardan seller olmuş ve 48 kişi ölmüş…Bu haberi de internetten öğrendim sonra..Haberin içeriği sadece bu….

Bizim Türkiye’yi bir de düşünelim şimdi… Haber özgürlüğünün sınırsızlığını hatırlayalım.. Adam yol kenarında kaza yapmış kanlar içinde kameramanlarımız zoom yaparak çekerler adamı… Bir olay olur bütün dünyaya en ince detayıyla ulaştırırız.. Kendimizi deşifre etmekte üstümüze yoktur bizim. Herşeyi ama her şeyi göstermek gibi bir fantazimiz vardır. Bazı şeylerin toplum sağlığını bozabileceğini asla düşünmeyiz biz…

Bir tarafta Çin sansürü, diğer tarafta Türk Haber özgürlüğü… Acaba hangisi normal olan? Yoksa en mantıklısı ortası mı dersiniz?

8.08.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Endonezya – Endonezya

Endonezya`ya gidisim tam ekonomik krizin patlak verdigi doneme rastgelmisti. Suharto`nun son donemleriydi. Ulke Uzakdogu krizine yeni yakalanmis ve o dunyanin en kalabalik nufuslu musluman ulkesini buyuk bir stres ve sikinti kaplamisti. Her yerde fiyatlar acaip dusmus, ve biz turistlere alisverise gun dogmustu.

Bakiyorum da bizim ulkemizde klasik olan bu tip krizleri baska ulkeler kolay kolay atlatamiyor, biz de bukalemun gibi bir millet oldugumuz icin artik her sikintiya gulmeyi adet edinmis olacagiz ki, Endonezya`da o krizin icindeyken kendimi daha cok Turkiye`de hissetme imkanim olmustu:))) E kolay degil, enflasyonu dogdugumdan beri nefese nefes icime ceken bir vatandas olarak o kadar uzak bir ulkede bunu hissetmek inanin oksijen gibi bir seydi…Ama sonuc olarak kotu bir donemde gitmistim baskent Jakarta`ya.

Endonezya, adalar ulkesidir. 365 degisik kultur bu adaciklarda yasamaktadir. Ulke askeri cumhuriyetle yonetilmekte. Konusulan dil BAHASA INDONESIAN.

Endonezya`daki olaylarin cikis nedeni yonetimdeki rusvetin dizboyu olusundan ve devleti yonetenlerin kendi ceplerine calismasindan kaynaklaniyordu . Simdi hemen kizmayin anlatayim bir dinleyin once… Mesela havaalanindan sehire dogru gidiyordunuz, yol boyunca birkac yerde durup para oduyordunuz.. bu paralar degisik kisilere odeniyor, bu yollari kim insa ettirdiyse onlara gidiyordu.. bir bakima yol kirasi gibi birsey..diger adi ise yollarin bile birilerine peskes cekilmesi…..Su anda bu olayin cozulup cozulmedigini bilemiyorum ama o donemde inanin benim bile artik yeter dememe neden olmustu bu durum….

Endonezya insani da bizim insanimiz gibi cok sevimli ve cok canayakin.. Cok sicakkanli insanlar ve sevecen yapilariyla hemen kaynasiveriyorsunuz.

Yukarda anlatigim gibi, 210 milyon nufusuyla dunyanin 4.cu buyuk ulkesi ve en kalabalik musluman ulkesi olan bu ulkede muslumanlik hayatin bir parcasi .. Namaz vakitlerinde isyerlerinde saci acik calisan bayanlar , ozel hazirlanmis tesettur kiyafetini (yagmurluk gibi bir stil) uzerlerine burunup namazlarini ifa ediyorlar sonra da islerine devam ediyorlar.

Jakarta`ya ramazan ayinda gitmistim ve oradaki ramazanlarin ne kadar canli kutlandigini gorme sansim olmustu. Ilginc olan sey , gece sahur sonrasi sabah namazina kadar aileler camilerde dualar ediyor, namazlar kiliyor ve kuran okuyorlardi. Diyebilirim ki bircok konuda ramazan ayini bizden cok daha canli bir sekilde yasadiklarina sahit oldum.

Endonezya cok sicak bir ulke ve bol yagis alan tropik bir iklime sahip. Her yer yemyesil ormanlarla kapli..Guzel bir hafta sonu gittigim SAFARI parkinda bircok degisik hayvani gorme imkanim oldu. Filler, zurafalar, sevimli maymunlar, goriller, tukuren lamalar (bizde gerci cok var ama:))))) kocaman bir boa yilani ile fotograf cekmeyi dusundum bir ara ama yemedi isin gercegi kucaklamak yilancigi.. rahat 2 metre vardi boyu ve buz gibiydi, nede olsa sogukkanli deniyordu… ayrica fok baliklari bolumunde de epey eglendigimi belirtmekte fayda var saniyorum:) ORANGUTAN`in Endonezya dilinde Orman Adami anlamina geldigini de ogrenmis bulunmaktan mutlu oldum ….

Dogu Timor, haberlerden hep duydugumuz olayli bir bolge Endonezya`da.Gecen senelerde adini ozellikle bir turist grubunu kacirip uzun muddet rehin almalariyla tum dunyaya duyurmuslardi.

Endonezya`nin sadece sikintisi Dogu Timor degil tabii ki… Hristiyan ve Muslumanlar bazi yorelerde catismalara devam etmekteler. Orada tanistigim eski bir rahip neden musluman oldugunu anlattiginda cok ilginc gelmisti. anlatmadan gecemeyecegim. Krizlerin cikmasindan tam 6 ay once Vatikan`dan GIZLI bir mektup geliyor Hristiyan Merkezine ve ellerindeki tum arsalari satmalari isteniyor. Ve bu emir uzerine butun arsalar satiliyor ve 1 milyon dolara yakin para ellerine geciyor , aradan alti ay gecince ve kriz patlak gosterince , arsa fiyatlari yariya dusuyor ve yeni bir emirle sattiklari arsalari da geri satin aliyorlar ve ayni paraya iki kat yeni arsa satin almis oluyorlar. Bunu goren bazi rahipler Vatikan`in da bu kara oyunun icinde olabilecegini dusunup muslumanliga geciyorlar.. Ben dinledigimi anlatiyorum arkadaslar, kimseye ve hicbir dine karsi da degilim biline…:)))

Endonezya bize vize uygulamiyor. Turkiye`den direkt ucus halen mevcut degil. Ya Bangkok , ya Hong kong, ya da Singapur uzerinden ucabilirsiniz. Tabii ki baska havayollari ile degisik aktarmalarla da gidilebilinir.

Endonezya yemeklerinde agirlik dogal olarak balik uzerine kurulu ve mukemmel deniz mahsullerini her zaman tavsiye ederim.

Aldigim guzel haberlere gore Endonezya`da olaylar artik normale donmekteymis,. Umarim bu guzel ulke ve bu sevimli insanlar da bizim guzel ulkemiz gibi en kisa zamanda huzura ve refaha erisecektir.

Son bir not, puro sevenler varsa dunyaca unlu JAVA purolari Endonezya`da uretilmektedir. Oraya kadar giderseniz birkac kutu almanizda fayda var.Bir de BATIK Kumasi dunyaca unludur, bayanlarin kaciracagini sanmiyorum zaten bu sansi….

Saygilarimla.

Ali Baylar

27.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Kimchi – Güney Kore

Kore’ye yolunuz düşerse her markette dikkatinizi çekecek bir yiyecektir Kimchi (kimçi diye okunur). Turşu olarak dilimize çevirebileceğimiz bu ürün her Koreli için vazgeçilmez ürünlerden biridir.

Sabah kahvaltısında bile yenir kimçi…Marula benzeyen Çin Lahanasından yapılır.Bizde nasıl lahana turşusu ana turşu cinsinden ise orada da bu marul cinsinden yapılan kimçiler ana tipi oluşturmaktadır.

Acısız kimchi neredeyse yok denebilir, bu noktada ilk kez kimchi deneyecekseniz acı ile aranızın iyi olup olmadığına dikkat ederek yemenizi tavsiye ederim.

Kimchi tarihine baktığımız zaman, çok eski yıllardan beri kore kültürünün bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. En eski kimchilerin acısız olduğu bilinmektedir, Kore’ye acı baharatların Chosun sülalesi döneminde getirildiği dikkate alınırsa bu tarihten önceki kimchilerin sade turşu tadında olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kimchi sonbaharda yapılarak, kış aylarında tüketilen bir saklama yöntemiydi aslında. Kore’de soğuk geçen kış aylarında sebzelerin bu şekilde saklandığı da bilinmektedir.

Bugün Kore’de her tür gıdadan kimchi yapılmaktadır. Balık kimchisinden, yengeç kimchisine kadar yüzlerce çeşit yapılmakta ve tüketilmektedir.

Koreli bir bayan için kimchiyi evinde kurmak (bizde turşu kurmak gibi) çok önemlidir ve halen bu adeti devam ettirmektedirler…

Sağlık açısından da faydalı olduğu iddia edilmektedir kimchinin. İçinde A, B1, B2 ve C vitamini,kalsiyum, karbonhidrat, yağ ve mineraller bulunduran bu ürünüdeki laktik asit de sindirim sistemine faydalı bir gıda olarak kabul edilmektedir.

Kore’ye yolunuz düşerse kimchi yemeden ayrılmayın derim, kimi yabancıların hayran kaldığı bu gıdayı sizin de beğenebileceğinizi düşünüyorum…..

13.02.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uzak İki Ülkenin Hikayesi – 2

ALFA halkı , liderlerinin kendilerini kandırmasından hiç memnun değildir. Her seçim öncesi müthiş vaatlerde bulunan ve sonra ortalarda görğnmeyen liderlere artık güvenleri de kalmamıştır.

Yöneticilerin hata zinciri yavaş yavaş halk seviyesine kadar inmiştir. Herkes, kendi alanında umursamazlık içinde hareket etmeye başlamıştır. Amaç, günü kurtarmaktır. Amaç yarına bir kaç kuruş atabilmektir, çünkü ALFA ülkesinde halkın hastane ve gelecek garantisi yoktur. Parası olmayan hasta kapıda bekletilmektedir, acil hastaya 3 ay sonraya gün verilmektedir, doğal olarak herkes kenarda YASTIKALTI parası tutmaktadır. İşin ilginç tarafı, bu yastıkaltı paraların miktarı birçok devletin tüm değerinden fazladır. Halk bu paraların yarısını piyasaya sürse zaten piyasada kriz diye birşey kalmayacaktır, ama nerede o yöneticilere güven?

ALFA ülkesinin bir özelliği daha vardır… Tarih boyunca birçok uygarlıklara evsahipliği yapmıştır, bunun nedeni de toprağın verimliliği, 4 mevsimin birarada yaşanabilirliği, halkın çalışkanlığıdır… Gelgelelim bilinçsiz yönetim sayesinde bereketli topraklar bile verimsiz olmaya başlamaktadır.

Komşu ülkelerde taşı vurduklarında petrol çıkarken nedense ALFA ülkesinde petrol olmadığı iddia edilir senelerdir. Hatta açılan petrol kuyularını birileri özellikle kapattırmaya çalışır nedense…Kimse anlam veremez ama soru da soramazlar.

Birçok devletin gözü aslında bu bereketli topraklardadır. Bu nedenle dostu neredeyse yok denecek kadar azdır, üstelik gerçek dostlarını da Vatansever Yöneticilerin, Batı sevdası yüzünden kaybetmişlerdir. Yalnız kalmışlardır. Tek dostları vardır.. Batı’lı devletler.. O da Kurtlar Sofrasından başka birşey değildir aslında.

Birgün, çok güzel bir gelişme olur. ALFA ülkesinde halk sokaklara dökülür sevinçten. Batı’lılar bu kadar sene kapılarından ayrılmayan, eşikte yatan Alfa liderlerinin isteklerine kulak verirler ve GÜMRÜK BİRLİĞİ adını verdikleri, apartmandaki kapıcılık görevi denebilecek bir göreve getirirler Alfa’lıları.

ALFA halkına büyük bir müjde verilmiştir, Batı’lı olmamışlardır ama artık Batı apartmanında kapıcı olmayı başarmışlardır. Bu ne büyük bir başarıdır !

Batı’lılar ise olaya farklı yaklaşmaktadırlar aslında. ALFA ülkesindeki yukarda bahsettiğimiz o hammaddeleri, madenleri, hormonsuz ürünleri Gümrük Birliği sayesinde çok ucuza Batı halkının hizmetine sunmuş olacaklardır. Kendi ürünleri dünyaya pahalı geldiği için, ALFA ülkesinden gümrüksüz aldıkları malları, BATI damgasıyla iki, üç katına satabileceklerdir.

Batı, aslında kendini beğenmiş bir yapıya sahiptir. Tarihi boyunca hep kendini üstün, diğer tüm kültürlere barbar diyebilecek kadar aslında basit bir düşünceden kendini kurtaramamıştır. Batı uygarlığı gittiği her ülke kültürünü değersiz saydığı için, bırakın kültürü değiştirmeyi, neredeyse halkın rengini bile değiştirebilmek için elinden geleni arkasına koymamıştır. Dünyada kaybolmuş uygarlıkların bir kısmı övünerek Batı tarafından yokedilmiştir. Sırada ALFA ülkesi vardır. İşin komik tarafı, ALFA’lılar, elleriyle kültürlerinin yokedilmesine çalışmaktadırlar. Hatta 70 sene önce yapılan , Dünya Kültürel Kıyafetler Sergisi’ne ALFA devleti Smokinli erkek kıyafetiyle, mini etekli bir bayan kıyafeti gönderecek kadar komik işler de yapmayı başarabilmiştir.

Devamı ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE…..

21.06.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin