Seyyahamca 13. Yıl

 Değerli Seyahat Dostlarımız
2000 yılında amatör bir zevk ile başladığımız SEYYAHAMCA sitesi tam 13 yıldan beri zevkinize sunuluyor. Hiçbir ticari amaç ve beklentisi olmadan, sadece seyahat bilgi alışverişi yapılabilen dünyadaki birkaç siteden biri olma özelliği taşıyoruz.
Yazılarınız sitemizde onaylandıktan sonra yayınlanmakta ve diğer seyahatseverlerin faydalanmasını sağlamaktadır.

17.01.2013

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Endonezya – Endonezya

Endonezya`ya gidisim tam ekonomik krizin patlak verdigi doneme rastgelmisti. Suharto`nun son donemleriydi. Ulke Uzakdogu krizine yeni yakalanmis ve o dunyanin en kalabalik nufuslu musluman ulkesini buyuk bir stres ve sikinti kaplamisti. Her yerde fiyatlar acaip dusmus, ve biz turistlere alisverise gun dogmustu.

Bakiyorum da bizim ulkemizde klasik olan bu tip krizleri baska ulkeler kolay kolay atlatamiyor, biz de bukalemun gibi bir millet oldugumuz icin artik her sikintiya gulmeyi adet edinmis olacagiz ki, Endonezya`da o krizin icindeyken kendimi daha cok Turkiye`de hissetme imkanim olmustu:))) E kolay degil, enflasyonu dogdugumdan beri nefese nefes icime ceken bir vatandas olarak o kadar uzak bir ulkede bunu hissetmek inanin oksijen gibi bir seydi…Ama sonuc olarak kotu bir donemde gitmistim baskent Jakarta`ya.

Endonezya, adalar ulkesidir. 365 degisik kultur bu adaciklarda yasamaktadir. Ulke askeri cumhuriyetle yonetilmekte. Konusulan dil BAHASA INDONESIAN.

Endonezya`daki olaylarin cikis nedeni yonetimdeki rusvetin dizboyu olusundan ve devleti yonetenlerin kendi ceplerine calismasindan kaynaklaniyordu . Simdi hemen kizmayin anlatayim bir dinleyin once… Mesela havaalanindan sehire dogru gidiyordunuz, yol boyunca birkac yerde durup para oduyordunuz.. bu paralar degisik kisilere odeniyor, bu yollari kim insa ettirdiyse onlara gidiyordu.. bir bakima yol kirasi gibi birsey..diger adi ise yollarin bile birilerine peskes cekilmesi…..Su anda bu olayin cozulup cozulmedigini bilemiyorum ama o donemde inanin benim bile artik yeter dememe neden olmustu bu durum….

Endonezya insani da bizim insanimiz gibi cok sevimli ve cok canayakin.. Cok sicakkanli insanlar ve sevecen yapilariyla hemen kaynasiveriyorsunuz.

Yukarda anlatigim gibi, 210 milyon nufusuyla dunyanin 4.cu buyuk ulkesi ve en kalabalik musluman ulkesi olan bu ulkede muslumanlik hayatin bir parcasi .. Namaz vakitlerinde isyerlerinde saci acik calisan bayanlar , ozel hazirlanmis tesettur kiyafetini (yagmurluk gibi bir stil) uzerlerine burunup namazlarini ifa ediyorlar sonra da islerine devam ediyorlar.

Jakarta`ya ramazan ayinda gitmistim ve oradaki ramazanlarin ne kadar canli kutlandigini gorme sansim olmustu. Ilginc olan sey , gece sahur sonrasi sabah namazina kadar aileler camilerde dualar ediyor, namazlar kiliyor ve kuran okuyorlardi. Diyebilirim ki bircok konuda ramazan ayini bizden cok daha canli bir sekilde yasadiklarina sahit oldum.

Endonezya cok sicak bir ulke ve bol yagis alan tropik bir iklime sahip. Her yer yemyesil ormanlarla kapli..Guzel bir hafta sonu gittigim SAFARI parkinda bircok degisik hayvani gorme imkanim oldu. Filler, zurafalar, sevimli maymunlar, goriller, tukuren lamalar (bizde gerci cok var ama:))))) kocaman bir boa yilani ile fotograf cekmeyi dusundum bir ara ama yemedi isin gercegi kucaklamak yilancigi.. rahat 2 metre vardi boyu ve buz gibiydi, nede olsa sogukkanli deniyordu… ayrica fok baliklari bolumunde de epey eglendigimi belirtmekte fayda var saniyorum:) ORANGUTAN`in Endonezya dilinde Orman Adami anlamina geldigini de ogrenmis bulunmaktan mutlu oldum ….

Dogu Timor, haberlerden hep duydugumuz olayli bir bolge Endonezya`da.Gecen senelerde adini ozellikle bir turist grubunu kacirip uzun muddet rehin almalariyla tum dunyaya duyurmuslardi.

Endonezya`nin sadece sikintisi Dogu Timor degil tabii ki… Hristiyan ve Muslumanlar bazi yorelerde catismalara devam etmekteler. Orada tanistigim eski bir rahip neden musluman oldugunu anlattiginda cok ilginc gelmisti. anlatmadan gecemeyecegim. Krizlerin cikmasindan tam 6 ay once Vatikan`dan GIZLI bir mektup geliyor Hristiyan Merkezine ve ellerindeki tum arsalari satmalari isteniyor. Ve bu emir uzerine butun arsalar satiliyor ve 1 milyon dolara yakin para ellerine geciyor , aradan alti ay gecince ve kriz patlak gosterince , arsa fiyatlari yariya dusuyor ve yeni bir emirle sattiklari arsalari da geri satin aliyorlar ve ayni paraya iki kat yeni arsa satin almis oluyorlar. Bunu goren bazi rahipler Vatikan`in da bu kara oyunun icinde olabilecegini dusunup muslumanliga geciyorlar.. Ben dinledigimi anlatiyorum arkadaslar, kimseye ve hicbir dine karsi da degilim biline…:)))

Endonezya bize vize uygulamiyor. Turkiye`den direkt ucus halen mevcut degil. Ya Bangkok , ya Hong kong, ya da Singapur uzerinden ucabilirsiniz. Tabii ki baska havayollari ile degisik aktarmalarla da gidilebilinir.

Endonezya yemeklerinde agirlik dogal olarak balik uzerine kurulu ve mukemmel deniz mahsullerini her zaman tavsiye ederim.

Aldigim guzel haberlere gore Endonezya`da olaylar artik normale donmekteymis,. Umarim bu guzel ulke ve bu sevimli insanlar da bizim guzel ulkemiz gibi en kisa zamanda huzura ve refaha erisecektir.

Son bir not, puro sevenler varsa dunyaca unlu JAVA purolari Endonezya`da uretilmektedir. Oraya kadar giderseniz birkac kutu almanizda fayda var.Bir de BATIK Kumasi dunyaca unludur, bayanlarin kaciracagini sanmiyorum zaten bu sansi….

Saygilarimla.

Ali Baylar

27.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uçuş Notlarından

Senelerden beri ucaklarda seyahat ederim. Genelde degisik hatlarda uctugum icin karsilastirmalar yaparim. Hangi ucuslarda hangi insanlar nasil tepkiler verir diye. Insan zamanla bazi ilginc noktalari farkediyor. Dilerseniz birkac notu aktarayim buradan sizlere.
Herseyden once Turk ucaklarindan bahsedelim bu yazimizda….
Havaalaninda Turk oldugunu bircok insanin hareketinden anlayabilirsiniz. Ozellikle Tayland gibi tatil ulkelerinde genelde grupla gelen Turk arkadaslarimizin o bagiurtili konusmalari , abartili turistik hediyelikleri, yurtdisina gittigi belli olsun diye giydikleri takilar vesaire ile hemen dikkat cekeriz millet olarak.

Ucakta Turklerin oldugunu nasil mi anlarsiniz? Genelde sigara icmek yasaktir ama bir sigara kokusu gelirse burnunuza burada da bizimkiler vardir denebilir. Bizde cozum eksik olmaz, mesela uzun hatlarda , hostesten istenilen bir battaniyenin altindan sigara icenler mi dersiniz, tuvaletlerde ellerini islatip dedektorlerin mekanizmasini bozanlarmi dersiniz, genelde bizim ince zekamizdir bunlar….

Diger dikkat edeceginiz nokta icki icen Turkler olmali.. Bircok arkadasimiz ucaklarda servis edilen kaliteli ickilerin neredeyse hepsini icme yarisina girerler ve ardindan sarhos olup hosteslere sarkintilik yaparlar ve pilot bazen anons yapmak zorunda kalir, baen ucak indigi zaman o cok hos arkadaslar polis tarafindan sorgulanmaya alinir vs vs….
Ama son anlatacagim nokta eminim cogunuzun da basina gelen bir milli fanatizmimizdir. Ucak indigi anda alkislama fanatizmi, yok arkadas dunyada bu hareketi yapan baska millet. Varsa da ben gormedim henuz. Ucak yere degdigi anda kopan bir alkis neyi , kimi alkislariz bilmem ki……
Efendim yukarda yazdiklarimdan dolayi sahsi olarak kimseye bir ithamim yok burada. Bunlar sahsi yakaldigim noktalardir, iyi veya kotuye yorumlanabilir. BHata ettikse affola..
Saygilar

21.06.2002 

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uzakdoğu Notlarından 1995 – Çin

1995 SEYEHAT NOTLARI 26 Ekim 1995 tarihinde İstanbul’dan yola çıkıyorum.İlk durak Dhahran. Dhahran, İran’daki Tahran sanılabilir ama değil. Burası Suudi Arabistan Krallığı’nın bir şehri.Adını belki hatırlarsınız, Körfez savaşında, Amerika birlikleri buradan uçaklarını kaldırıp Irak’ı bombalıyorlardı.

Zaten Singapur Hava yolları da savaştan sonra halen burada bulunan Amerikan üssündeki askerlerin, uçuş sayısının artması üzerine, İstanbul-Singapur uçağını buraya indiriyor. Ayrıca Dhahran’dan çoğunlukla Filipinli işçiler biniyorlar.Arabistan zengin bir ülke olduğu için genelde yabancı işçiler çalışıyor.Filipinli,Hintli,Pakistanlı çoğunlukta. Daha önce Dhahran’da kalıp Arabistan’ı gezmeyi düşünmüştük.Bu geçen seneki uçuşumuzdaydı.Herşeyi hazırladık.Hatta Dhahran-Cidde uçak biletlerini bile.Gidip menenjit aşısı bile olduk.Ama maalesef son anda bize vize verilmeyeceği söylendi.Meğer sadece İstanbul-Cidde arası uçarsak vize alabilirmişiz Bence bu çok saçma bir uygulama.Belki bu onların kendi ülke politikası ama eger kutsal topraklara gitmek isteniyorsa buna engel olmanın hiçbir anlamı yok! Dhahran havaalanının resmini çekmekte yasak,bunu levhalardan okuyorsunuz.Zaten çekecek fazla bir yerde yok.Heryer çöl çünkü.

Dhahran’da dikkatimi çeken şey şehir çok büyük olmadığı halde şehirler arası yollarda tamamen ışıklandırma yapılmakta Yani israf edilen bir elektrik enerjisi var.Bunun tek nedeni petrol zengini olmanın verdigi şımarıklık olmalı. Dhahran’dan Bahreyn’e bir köprü yapılmış ve iki ülkenin bağlantısı böylece sağlanmış.Upuzun bir köprü. SİNGAPUR 1995 Yolculuğumuzun ikinci durağı Singapur.Singapur bir Şehir devlet.Nüfusu 3,5 milyon civarında.Dünya’nın en önemli Limanlarından birisi olan Singapur Limanı,uzakdoğu ülkelerinin dünya ülkeleriyle arasındaki bir köprü.Ticaret çok gelişmiş durumda. Ülkenin gelişmiş olduğu her yerin düzenli ve temiz olmasından belli olmakta.Sokaklar hergün bir uçtan bir uca temizleniyor.Ağaçların altındaki düşen yapraklar hergün toplanıyor.

Yol kenarındaki çimenler haftada bir kısaltılıyor, temizlige o kadar çok önem veriliyor ki,bu Ülkede sakız çiğneme yasağı bile var. Sırf temizlik mantığı yüzünden Gerçekten şans bu ya bir keresinde bir markete gidip epeyi aramıştım sakızı.Canım sakız iştemişti de.Ama satıcı ya sorduğumda bu ülkede yasak deyince uyandım. Sigara içmek kapalı alanlarda kesinlikle yasak.Caddede de ulu orta içmek yok.Yol boyunca sigara içme cepleri var.Oturuyorsunuz ve buralarda sigaranızı içe biliyorsunuz. Unutmadan ülkemizde çokca gördüğümüz yere tükürme adetini bu ülkede yaparsanız yüklüce bir para cezasına katlanmanız gerekiyor. Singapurda halkın çoğunu çinliler oluşturuyor. Daha sonra Hindu ve ahlaylar ve sonra da araplar geliyor.Ticaret çinlilerin elinde zaten uzak doğunun hemen her ülkesinde ticaret hakimiyeti çinlilerde. Farklı kültürler bir arada olmasına rağmen hiçbir aşırılık yaşanmıyor. Genelde huzurlu bir ülke.Olay yok denecek kadar az.Çin mahallesine gidip küçük çin’i Hint mahalllesine gidip hindistanı ve Arap mahallesine gidip arap kültürünü görebilirsiniz.Bu kültür mozayiği ülkenin dahada ilginç ve çekici olmasını sağlayan bir unsur. Nüfus yoğunluğu son zamanlarda çok arttığı için yabancıların ülkeye yerleşmesi nerdeyse imkansız hale getirilmiş.15 günlük vize veriliyor ve oturma izni almak için epey gerekçeler isteniyor.Bu da kaçak işçilerin haricinde bir çok insanın burada yaşama hayelini yok ediyor.

Singapurun havaalanı olan Chengi havaalanı uzakdoğunun en büyük ve en işlek havaalanı,Singapur Havayolları da ülkenin Milli havayolu ve o da dünya çapında bir üne sahip. Singapurun genişliği 640 km2 Fakat bu kadar küçük bir yüzölçüme o kadar çok şey sığdırılmış ki insan şaşıyor. Singapur için turistler “bahçe şehir” ve “küçük asya “adını takmışlar.1965 yılında bağımsızlığını ilan etiş.Daha önceden 1819’da ingilizler tarafından ticaret için kullanılmaya başlanmış ve 1965’e kadar ingiliz sömürgesiymiş. Yiyecek konusunda da kültürlerin çok farlı olması dolayısıyla farklılık ve o kadarda çeşit gözleniyor. Meyveler de tropikal iklime uygun ve çok ilginçler.Star fruit denilen yıldız şeklinde meyve mayhoş tadıyla çok değişik mesela. Sonra rambutan,Lyche ve daha adını bile bilmediğim birçok meyve. Hepsi de birbirinden farklı ve ilginç. Singapur ‘un simgesi ne derseniz? Orkide en önde geliyor.Bu ülke orkide ülkesi olarak biliniyor,ve dünyanın her yerine orkide ihraç ediliyor.Diğer simge ise “Aslan” zaten kentin bir adı da “Lion city”yani Aslan şehri. ÇİN 1995 Singapur’dan Hong kong’a ,oradan da Taipin’e geçiyoruz.

Taipin ufak bir şehir.İlginç olan şey filmlerde gördüğümüz küçük gemi içinde yaşayan insanlara burada rastlamam oldu.Halen daha böyle sefil bir yaşam sürülüyor buralarda.su problem,elektrik problem. Geldiğiniz ülkenin Çin olduğu duvarlardan hemen belli eder kendini.Sanki hiç bakan görevli yokmuş gibi duvarlar delik deşik –boyaları yer yer dökülmüş,bakımsızlığı her halinden belli olan bir ülke girişi.Çin’de en çok dikkatimi çeken şey; iki Çin var.Biri dışarıya gösterilen mükemmel bir yüz,diğeri sadece 40 dolar aylıkla geçinmeye çalışan zavallı insanlara bakan yüz.Maalesef çoğunluğu bu ikinci kısım oluşturuyor.Çin bir tezatlar ülkesi olmuş durumda.Eskiden yani ilk komunist yıllarda halkın hepsi eşit tutulmaya çalışılıyordu .Fakat şimdi bazı insanlar fırsatlar ülkesi durumundaki Çin’de öyle zenginleşmişki anlatılamaz..En son model Arabalar bunu basit bir örneği.

İlk başta bu insanların Hong Kong’lu çinliler ya da Taiwan’lı çinliler olabileceğini düşünmüştüm Ama sorduğumda onların neredeyse hepsinin kızıl çin vatandaşı olduğunu öğrendiğimde suratımdaki ifadeyi herhalde düşünebilirsiniz.Şu anda anlamaya çalıştığım şey ise diger çok fakir insanların bu zenginlere psikolojik olarak bakış açısının nasıl olduğu.Acaba ne düşünüyorlar? Kimbilir. Her sene iki kez Guangzhou da Çin malları Fuarı yapılır.Dünyanın dört bir yanından buraya ziyaretçiler gelir.Biz de bu fuarı gezmek için geldik buraya. Fuara Çin’in dört bir yanından fabrikalar mallarını teşhir etmek için geliyorlar.Genelde devletin olan fabrikalar artık yavaş yavaş şahısların malı olmaya başlamış.Tabi bunu sonucunda kendi aralarında rekabete girişen fabrikalar ortaya çıkmış.Aynı malı üreten birçok firma bulabiliyorsunuz ve fiyatlar birbirini kırıyor .Kalite gititkçe yükselmiş.5 sene evvelki Çin kalitesiyle çok farklı.Çünkü Ticaret mantığıda çok değişmiş.Eskiden herşey devletin ve her şey Çin halkı için olduğu için ucuz kalite önemliydi.Şimdi ise artık dışa mal satıldığı için,kalite ön plana geçmiş durumda ve bunun sonucunda Amerika piyasasını ele geçirmiş bir çin ortaya çıkmış .zaten gelecek 10 yılın en büyük devletlerinden biri Çin olacaktır. Çin gelişiyor dedik ama bunu bütün Çin yüzölçümü için ele alırsak büyük bir yanılgıya düşeriz.Şu anda Çin’in en önemli limanları Şhanghai ,Dalian,Hongkong. Tabiki buralara büyük yatırımlar yapılıyor.Gelişen şehirlerin arasında Gvangzha,Shenzen,Shaghai,çok sivrilenler arasında başı çekiyorlar.

Yatırım çoğunlıkla bu tip önceden seçilmiş şehirlere yönelince insanlarda da buralara göç etme isteği belirmekte.Fakat bu neredeyse imkansız çünkü bir çinlinin doğduğu şehirden başka bir yere devlet izni olmadan gitmesi YASAK!evet yasak! Nerede bizdeki o rahatlık.Kalkacaksın canın istediği zaman,istediğin şehre gideceksin. Burada sıkar biraz.Çin’de maalesef Lisans almak gerekiyor Nasıl biz ülkeler arası vize alıyorsak onlarda başka bir yere gidince vize gibi kağıt almak zorundalar.Şimdilerde biraz yumşama görülüyor ama umarım ileride daha iyi olur. Eskiden duyduğumuz Çin’den kaçıp ailesinin bulunduğu Taiwan’a giden insanlar parmakla sayılır ve imkansızı başarırmış gibi sayılır mantığı meyer doğruymuş.İnsan olayın dışındayken inanası gelmiyor ama şu anda olayın tam içindeyim ve acı gerçekte canlı bir şekilde duruyor karşımda . Dün gece yemekten sonra restoranın kapısında küçük sevimli bir kız elinde kırmızı güllerle yanımıza gelip güllerinden satmak istedi.Bende arkadaşlarımı gösterip bozuk Çincemle “Bizim kız arkadaşımız yok, istemiyoruz” dedim.kız fakat o kadar içimi parçaladı ki dayanamadım. Daha yanımızda da Çin parası yoktu.ve bütün dolarlar 100’lük olduğu için birşey veremiyeceğimi kahretsin böyle şansızlığa derken yanımdaki arkadaş 1 dolar uzatıp çiçeği alınca kızın yüzündeki sevincin ve mutluluğun tarifini sanıyorum yapamam. Hemen koştu annesini yanına ve 1 doları gösterip bilmem neler söyledi.Onun da gözlerinin içi gülüyordu.Bende onu bu kadar sevindirdiğimize görünce mutlu oldum,rahatladım.Çünkü bir insanı hele böyle bir ülkenin insanınımutlu edebilmek o kadar güzelki.Sevimli çiçekçi kız biz arabaya bindikten sonra uzaklaşıncaya kadar hep elsalladı.Hiç unutamayacağım buruk bir anı olarak kalacaktır o anlar.

Çin çok egzotik,çok anlaşılmaz bir ülke zaten bunu anlatmaya çalışıyorum iki saatten beri.Ara sokaklarda 70’lik nineler sokak süpürüp çöpcülük yaparken,fuar salonunda 20’lik manken gibi kızlar ütülü tertemiz kıyafetleriyle temizlik yapar.Halk değişik para kullanırken dolar bozduranlara cıncık gibi (Elazığ’da öyle denir –tertemiz para)paralar verilir.Siz götürüp o cıncık paralarla halktan alış veriş yapınca halkın basitte olsa mutluluğunu görürsünüz.Çünkü onlara bu paraları kimse vermez.Şanslarına siz çıkmışsınızdır karşılarına.Tezatlar bir tane deyilki.Komünizm dedikleri şey buysa eğer bizim üniversiteye gelmiş gençlerimiz insanlığın kurtuluşu diye komünizmi okuyarsa ve bir zamanlar ülkemizde bu rejimi getirmek için büyük oyunlar oynanmışsa yazık….çok yazık diyecek bir şey yok o zaman.Keşke o komünizm tellallarını buraya getirip bir ay yaşatabilsek bu zavallı insanların içinde.Görürler ozaman hayatın ne olduğunu ve Türkiye’nin nasıl bir nur nimet olduğunu.Yazık.. Devlet her aileye tek çocuk hakkı veriyor. Sadece bir çocuk yapıla biliyor.Eğer ikinci çocuğa hamile kalınırsa hemen kürtaj yapılıyor.Eğer anne hamileliğini bekletirse bir deceza alıyor.Yani ikinci çocuğa hamile kalına bilir ama çocuk canlı doğamaz.

Çocuğun ikinci çocuk olması onun ölmesi yada idam edilmesi için geçerli bir neden. Çin halkında da genel dünya aile psikolojisinde olduğu gibi erkek çocuk isteniyor ve bu durumda ultrasonla çocukların cinsiyetine bakılıyor ve eyer kız ise kürtaj yaptırılıyor. Erkekse doğuyor.Bu durumda gelecekteki korkunç sonucunu düşünebiliyormusunuz?Erkek nüfus kadın nüfusundan fazla olacak.Bunun sıkıntılarını umarım Çin politikası çözebilir.Ama yanlışı en başta yapıyorlar. Çözümüde en başta aramaları gerekir.Çin’de kişi başına 8m2 ev veriliyor daha doğrusu baraka ya da şanslı olanlara apartman odası.Tuvalet banyo çoğu yerde müşterek.Yani Motel,pansiyon gibi.Evlenenlere 16m2 çocukluya 24m2 düşüyor. Bir de bizdeki en fakir evine bakalım!Şükretmek hem de binlerce şükretmek lazım halimize….. İnsanlar için en ideal ulaşım aracı “cışıng cı” yani bisiklet.Çoğu insan bu alete sahip. Bırakalaım da o kadar lüksleri olsun.Radyo bile halen lüks sayılabilir. Televizyon mu?1970’lerin Türkiyesindeki televizyon sayısından belki biraz fazladır. Acı bir gerçek daha halkın neredeyse %80’i koca Çin haritasını bilmezmiş.Yani Guangzhou’daki birçok insan Shanghai’ın nerde olduğunu bilmiyormuş bunu da bir çinli taksici anlattı.Nedeni de eğitimden kaynaklanıyormuş. Okulda Çin haritasını görmek diye birşey yokmuş dediğine göre.Bilmiyorum belki adam yanılabilir diye düşünüyorum ama şu da bir gerçek ki “Türkey” diye bir ülkeyi benden duymuş olanlar çoktur ve yine eminimki haritada Türkiye’yi bir anda bulabilecek Çinli parmakla sayılabilir. “Turkey”dediğinizde “tokyo”(japonya’nın başkenti )diyorlar bazen orayıda bırakalım bilsinler çünkü yüzyıllardır Japonlarla savaşıyorlar ve onların halen daha en önemli düşmanları japonlar.Bunu ne kadar belli etmeselerde filimleri bunun en güzel kanıtı.

Bir filme rasladım oteldeki tv’de. Çinliler kötü Japonlarla savaşıp bir güzel yenmişlerdi sonunda…… Çinin dilencisi de tam dilenci.Yani bizdekiler gibi zengin değiller.Gerçek fakirler bunlar.Ama hiç yardım edemiyorsunuz çünkü birine üç, beş kuruş veririseniz hepsi üşüşüyor başınıza.En iyi oradan en kısa zamanda uzaklaşmak. Din inancı oldukça azalmış.Budizm,Taaizm buranın ana dinleri olduğu halde artık insanlar tapınaklara rağbet etmiyorlar.Komünist rejim öncesi dindarlar çoğunluktayken,rejim sonrası dinsizlik ortaya çıkmış.İnsanlara sorarsanız bizim tanrılarla işimiz yok onlar kendi dünyalarında biz kendi dünyamızdayız.Önemli olan bizim için para! diyorlar.ve aslında para tanrısına tapıyorlar.Paranın bu ülkede açamayacağı kapı yok.Bunu onlar söylüyor.Bir Amerikan atasözü vardı.”para konuşur pis işler yürür “ burada da geçerli. Çinde hırsızlığın çok olduğunu duymuştum.

Fakat bizim bulunduğumuz yerlerde hırsızlığın yok denecek kadar az olduğunuda duydum.Daha sonra öğrendim ki devlet fuardan önce halka anonsla duyurup hırsızlık yapanların özellikle fuar zamanı yapanlatın aşırı cezalandırılacağını söyleyince birazcık azalmış hırsızlık. Unutmadan eğer birkaç kez hırsızlıktan yakalanırsa ölüm cezasına kadar varıyor. Daha önce söylediğim tv sayısı için yeni öğrendiğime göre kuzey bölgelerde çok azsayıda tv varmış ama güneyde özellikle şehirlerde tv sayısı artıyormuş.Güney şehirlerinin Hong kong’a yakın olanları Hong kong tv’nu seyrede biliyorlarmış.Galiba yavaş,yavaş Hong kong’un farklı olduğu halka alıltırılmaya çalışılıyor.1997’de Çin’e geçecek olan Hong kong böylece Çinlilere tanıtılmaya başlanmış oluyor. Sokak aralarına girip halkın yaşantısına girince halk çok şaşırıyor. Çünkü genelde yabancılar halkı çok yanlış tanıdığı için sanki başlarına birşey gelecekmiş korkusuyla dolaşmıyor.Yalnız işin gerçeği halkın arasında dolaşmanın verdiği zevk hiçbir yerde bulunmuyor.Çünkü gerçekleri izliye biliyorsun.Mesala bugün 16m2 bir evin kapısı açık olduğu için içini görme fırsatım oldu ve söylenenlerin ne kadar gerçek olduğunu görme fırsatım oldu. Artık halkın dini inacı o kadar azalmış ki Donguan şehrinin sokaklarını dolaştık ama neredeyse hiç tapınak göremedim.

Buradaki insanlarla özellikle halkla ilgilenirseniz önce çok şaşırıyorlar,buna bir anlam veremiyorlar çünkü çok frklı bir biçimde yetiştirilmişler. Daha sonra sizin onlara gülümserken içten gülümsediğinizi onlarda şaşkın şaşkın size gülümsüyorlar. Halkın bu düşünüş biçimi mutlaka aldıkları eğitim ve devlet devlet düzeninin bir parçası. Polisin halka turistlerin olmadığı yerde;hatta bazen nerede olduğunu unutup ezici davranışı itip –kakışı hep bu şekil insan tipi ortaya çıkarıyor. Sonra insanların sert kanunlarla sindirilmesi de unutulmamalı.Polisler ve askerler genelde silah taşımadığı halde halk karşılarında ezilip büzülüyor.Gerçi artık bazılarının kimseyi takmadığını ve polisleri küçümseyici baktıklarını da gözden kaçırmıyorum. Yolda adamın birini polisler birini yakaladı.Konunun başını bilmiyorum ama adamın yüzündeki çaresiz ifade “naneyi yediğinin “ kanıtıydı. Acıdım. Fabrikalar genelde hergün çalışıyor.Devlet fabrikaları değişik günlerde tatil yaptırıyorlar mesela kırtasiye ürünleri imalatı yapılan fabrikalar Perşembe günü kapalılar.Pazar günü çalışıyolar.Diğer fabrikalar başka günlerde tatil yapıyorlar. Böylece haftanın bir günü bütün ülkede ölü gün değil.Güzel bir çalışma mantığı özel fabrikalarda ise genelde Pazar günleri tatil fakat isteyen Pazar günüde çalışıp ekstra para kazanabiliyor.Genellikle de işçiler Pazar günleri çalışıyorlar. İnsanların eğlence yerleri ise karaoke denilen yerler.Buraların özelliğine gece kulübü diyebiliriz.Bir oda ve karaoke cihazı.

Karaoke cihazını anlatmak gerekirse bir video gibi içinde video da olabiliyor yeni şekliyle CD’lerde var. ve bu CD’ler o kadar gelişmiş ki binlerce parça ve müzik klipi birarada sıkıştırılmış ve istenilen parça katalogdan seçilip çaldırılıyor.Parçanın çalınması sırasında istenirse şarkıcının sesi yok edilip sadec müzik dışarıya verilebiliyor. Böylece ellerine mikrofon alan insanlar şarkıyı kendileri müzik eşliğinde söyleyebiliyorlar parçanın sözleri müzikle birlikte ekranda yazıyor.Böylece şarkı sözlerini bilmeyenler bile az da olsa işi becerebiliyorlar.Karaokeler uzak doğunun hemen her ülkesinde var. Gittiğim her ülkede gördüğümü söyleyebilirim.ve eyer uzak doğuda bir yerde “OK” yazısı görürseniz bu oranın bir karaoke klubü olduğunun işareti olur. HONG KONG 1995 Ve geldik Hong kong’a… Hong kong, bir ticaret kolonisi.Zaten eskiden beri burası ticaret merkezi olarak düşünülmüş ve öyle gelişmiş.Tarihine baktığımızda İngilizlerin adaya Hindistan’daki birlikleini gönderdiğini ve yapılan savaş sonrası ğalip gelip burada koloni kurduğunu görüyoruz.Çinlilerle yapılan tek tük savaştan sonra 1897 yılında Çin bu bölgeyi İngilizlere 100 sene için kiraya verir.Yani 1997 yılında Hong kong tekrar Çin’in olacak.Şu anda ilke bir ingiliz sömürgesi.Paralarda Kraliçe Victoria’nın resimleri duruyor.

Trafik sağdan.iki katlı İngiliz otobüsleri ulaşımda kullanılıyor.Kanunlar ingiliz yasası.Gelişme yönünden çok ileri bir seviyedeler. Tarihten bahsediyordum konuyu karıştırdım yine 1941 yılında hong kong’a Japonlar saldırıyor. 1940’da Guangzhou ‘yu yani Hong kong’un kuzeyindeki toprakları ele geçiriyorlar.Hong Kong’un Çin’den gelen desteği bitiyor.İngiliz askerleri’de yeterli lojistik destek alamayınca 1941’de Japonlar rahatça buraya giriyorlar ve tam 3 sene 8 ay burada yönetimde bulunuyorlar.Paraları değiştirip “Askeri yen “adlı parayı kullandırıyorlar.Elektrik,su,gaz yok denecekkadar azaltılıyor.Birçok insan Çin’e zorla göç ettiriliyor.Böylece 2 000 000 olan Hong Kong’un nüfusu bir anda 700 000’e düşüyor.peki bu zorluklar nasıl bitiyor? Hiroşima ile tabii ki Japon yayılmacılığı uzak doğuda hızla yayılırken ve onu pek durdurmak pek mümkün olamazken tek çareryi atom bombasıyla buluyor müttefikler ve Japonya çaresiz barışı kabul ediyor ve kendi ana vatanına geri dönüyor.İngilizlere ada geri veriliyor ve nedense İngiliz askerleri sanki burayı şavaşarak almışlar gibi zafer fotoğrafları çektriyorlar.İnsan bakınca anlam veremiyor ifadelerine.Bu arada ikinci dünya savaşında Uzak doğu savaşlarını okumakta fayda var sanıyorum. İngilizler adaya geri dönünce halkta memnun oluyor çünkü gerçekten Japonların ezici hükümdarlığı onlara çok ağır geliyor. Şimdi çinlilerin niçin İngilizlerden nefret etmediklerini yada en azından azıcık nefret ettiklerini anlayabiliyoruz.İngilizlerin Hong Kong’dan götürdükleri kadar buraya bıraktıklarıda az değil.Buradaki insanlarla çindekileri karşılaştırmak devede kulak bile olamaz. Çok rahat yaşıyorlar.İstedikleri kadar çocuk sahibi olabiliyorlar.Zenginlik içindeler. Herşeyleri var.Daha ne isteyebilirler ki? Hong Kong bir ada.Aslında küçük bir ada.belki bizim büyük ada’dan biraz büyüktür.Asıl büyük olan bölüm Kowloon tarafı.Burası bir yarımada.Sırtını Çin’e dayamış.Kocamn bir caddesi var.Adı Nathan Raad.

Bütün alışveriş merkezleri burada.Bizim Bağdat Caddesi,Rumeli Caddesi gibi.Nathan Raad’da Kowloon Camii var.Çok güzel bir camii.Genelde pakistan’lı müslümanlar geliyor.Ayrıca turistlerde uğrayıp ibadet ediyorlar. Hong Kong’da en önemli din Buddhizm görünüyor ama bence Hristiyanlık epey yol katetmiş.Budistlerin çocuklarını geleceğinden endişe ettiklerini görüyorum.Bir tanesi bana eğer senin çocuğun katolik olmak isterse ne yaparsın diye sorarken aslında karşı karşıya olduğu sorun için bir fikir alma niyetindeydi.Hristiyanların çocukları Ana okulundan alıp eğitime başlıyorlar ve çocuklar sonuçta hristiyanlığa çok kolay giriyorlar.Herşey eğitimden başlıyor. Heryerde “YMCA” yani Young Mans Christian Association yani “Genç Hristiyan Erkekler Derneği”bulabiliyorsunuz.Buralarda gençler gidip çok ucuza cafe ihtiyaçlarını görebiliyorlar.Hemde kitaplar okunuyor.Amaç heryerde hristiyan eğitimi. Kowloon ile Hong Kong adası arasında yer altından geçit yapılmış.Ayrıca Metro ile de gidebiliyorsunuz.Metro her iki-üç dakikada bir var ve ulaşım en kolay metroyla yapılıyor. Çin’in 1997’de Hong Kong’u alınca nasıl bir yönetim yapacağını çok merak ediyorum ama anladığım kadarıyla mutlaka bir özerk yönetim olacaktır.Çünkü bu insanlar yokluğu bilmiyorlar ve çok rahat yaşamaya alışmışlar.

Sonra ekonomiyi bunlar ellrinde tutuyorlar.Çin’in ürettiği malların neredeyse hepsi Hong Kong üzerinden gönderiliyor.Çin’in en önemli limanı gelecekte şüphesiz Hong Kong olacaktır.Çin yavaş yavaş geleceğini hissettiriyor.paraların üzerindeki kraliçe resmi yeni paralarda yok.Çiçek resmi yada Aslan resmi konulmuş. Hong Kong’lu işadamları da şu anda ne yapacaklarını tam bilemiyorlar. Çoğu Çin’de fabrika kurmuş ve böylece şimdiden ayaklarını sağlam basmaya çalışıyorlar.Onlar Çin’e yönelince Çinlilerden son model arabalarla ve lüks yaşayan insanlar görmüş oluyorlar.Acaba nasıl düşünüyorlar?Çok merak ediyorum doğrusu. Sen üç kuruşla geçin,adam Milyon dolarlık arabalarla gezsin.Bisiklet sana yeterde artar bile.Tek farkı adamın Hong Kong’da doğmuş olması.Belkide sen ondan daha zekisin ama neye yarar.Şans bu kardeşim.Kimbilir belki akrabalık bile vardır arada. Ama Çin bu,adamı eşitler.Herkes eşit.Herkes……..

Aslında Çini seviyorum ama nedense diger taraftan bunları görünce çok kızıyorum elimde değil.Kusura bakılmasın.Eşitlik diye eşitsizlik veriliyorsa ben yokum arkadaş! ister Çin olsun,ister Türkiye!

27.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Avrupa Turu Sonrası İzlenimler…

  İsviçre bütün gezdiğim ülkeler içerisinde diyebilirim ki en pahalısıydı.

Çek Cumhuriyeti’nde Prag görülmesi gereken bir şehir, gerçekten de insanı çeken bir tarihi yapıya sahip.

Slovakya’nın başkenti Bratislava da sevimli bir kent fakat Prag’dan sonra oraya gidince çok sessiz kalıyor. Bu arada Prag, Avrupa’nın en çok turist çeken altıncı şehri.

Avusturya Alpleri çok güzel manzaralara sahip, tepelerinde karların olmadığı Alpler, biraz şapkasız gibi duruyor ama gene de etkileyiciler…

Avrupa Birliği’ne giren Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da fiyatlar acaip yükselmiş durumda. Hayat Euro’dan sonra daha zor, kazandıkları paralar artmış görünse de, fiyatlar da paralelinde yükselince aslında eskisinden daha kötü duruma düşmüşler. Yüksek dağın karı çok olur dedikleri gibi, yüksek hayat şartlarının da insana yükü daha fazla oluyor.

Avrupa Birliği’ne giren bu yeni ülkelerin, birlik sonrasında aslında ne kadar sıkıntılara düştüklerini dikkat eden herkes görebilecektir. Yeni alınan ülkeler aslında sıkışan Avrupa ekonomileri için küçük birer nefes alma alanı olmaktan öteye gidememektedir. Her gelen ülke, sorunlarılarıyla da geldiği için bırakın büyümelerini, hep birlikte batmaya doğru gitmekteler.

2004 yılında seyyahamca.com seyahat sitesinde yazdığım ve “Avrupa Birliği, 10 yıl içerisinde yıkılacak!” öngörüm gün geçtikçe daha da ciddi bir şekilde gerçekleşiyor. Yunanistan, Portekiz, İtalya, Fransa…domino taşları ciddi bir şekilde yıkılmaya başladı bile…

İngiltere’deki olaylar… Olayların arkasında yatan en büyük neden kapitalizm ve insana verilen değersizliktir… Sokaklarda o vahşeti yapan gençleri senelerce adam yerine koymayan ve maddi güçsüzlüklerine çözüm üretmeyen kapitalist düzene bir isyandır.

Avrupa ekonomisi, bankaların senelerden beri mortgage, faiz, repo gibi sömürme yöntemleriyle suyunu çekmiş ve insanların artık dayanabilecekleri bir nokta da kalmamıştır. Bizde olduğu gibi “Ya Sabır!” edebiyatı maalesef o insanlarda prim yapmadığı için de sokaklara dökülme kaçınılmaz olmaktadır. Umarım olaylar daha fazla büyümeden çözülebilir.

Son olarak dikkatimi çeken bir noktayı daha paylaşarak konuyu kapatayım: Eskiden kiliseler dolu olurdu, bu son ziyaretimde 7 ülkede de kiliseleri özellikle ziyaret ettim ve hepsi boştu. İşin daha ilginci ise artık milleti kiliseye çekebilmek ve kiliseye para kazandırabilmek adına para karşılığında klasik müzik konserleri veriliyor! Konser salonuna dönüşen kiliseler…

19.08.2011 

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Aya İniş Masalı…

 AYA İNİŞ MASALI            Bütün dünya, 1969 yılında ABD’nin, Apollo uzay gemisi ile ayda yaptığı yürüyüşü bilir. Son zamanlarda bu dünyayı sarsan olayın, bir senaryo olduğuna dair iddialar aldı başını gidiyor. Gelişen internet teknolojisi, gizli kalmış bilgileri ortaya çıkarıyor ve bizler de şaşkınlıkla bu olayı izliyoruz.            Apollo’dan çekildiği iddia edilen resimler ve astronotların fotoğraflarını yüzlerce internet sitesi inceleyip, bunların stüdyoda çekildiğini iddia ediyorlar.  Yorumlar artık size kalmış….  Resimlere bakalım:
Fotoğrafı çeken sanatçının arkasındaki ışığa dikkat. Ayda sadece güneş ışığı olduğuna göre bu kadar değişik açıdan gelen stüdyo ışıkları ne demek oluyor?  
Ayda rüzgar olmadığını biliyoruz. Peki bu dalgalanan Amerikan bayrağı nasıl dalgalanıyor???  Amerikan bayrağının her fotoğrafta mükemmel detaylı ve ışığın ayarlı oluşu da başka bir Tesadüf olsa gerek!    
Ay yüzeyinde bir aracın bu kadar derin izler bırakmasının mümkün olmadığı iddia ediliyor.     
İki astronotun gölgeleri ayrı yöne bakıyor, demek ki birkaç güneş vardı stüdyoda….. 
İnsanı güldürecek kadar komik bir resim, Aldrin’in detaylı görünmesi için özel ışıklar kullanılmış stüdyoda…. 
Güneş haricinde ne kadar çok ışık kullanılmış? NASA’ya göre astronotların karın kısmına konulan fotoğraf makineleriyle bu fotoğraflar çekilmiş.    
Kayanın üzerindeki C yazısına dikkat! Bunu özellikle UZAYLILAR yazmış olmalı…..  Bunlar sadece birkaç örnek… Amerikalıların soğuk savaş döneminde, dünyaya kendilerini en güçlü gösterebilmek için yaptıkları senaryolardan birisiydi bu Aya İniş senaryosu da…..İnanan inanır, inanmayana da saygılar. Konumuzla alakalı web siteleri: http://www.braeunig.us/space/hoax-jw.htm       Kullanılan fotoğrafların aynı stüdyodan nasıl çekildiğini bilimsel olarak incelemişler. Hatta stüdyodaki arka plan fotoğraflarını da detaylı şekillendiriyorlar. İlginç…. http://www.redzero.demon.co.uk/moonhoax/Çok detaylı bir site ve her resim özel incelenmiş.  

16.02.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Malezya – MALEZYA

Malezya İslami kurallarla yönetilen demokratik bir ülke. Vatandaşlar bağlı bulundukları dini inancın kurallarına göre cezalandırılıyorlar. Farklı dinlerin farklı kuralları olduğu göz önüne alınırsa bu mantıklı bir çözüm olarak görünüyor doğal olarak…

Ülkede Müslüman çoğunluk İslami kurallara göre hareket ediyor, buraya kadar her şey çok mantıklı ama bundan sonrası ilgimizi çeken kurallarla dolu….örnek mi? Mesela ramazan ayında müslümansanız dışarıda bir şey yiyemezsiniz, diyelim ulu orta bir şeyler yiyorsunuz ve polise yakalandınız, o zaman ceza alır ve teşhir edilirsiniz, bu adam oruç tutmadı diye utanmanız gerekir…. Diyelim bir genç Müslüman, bir Müslüman kızla oturuyor bir kafeteryada, ahlak polisi bunları yakaladığında 2 gün gözetimde tutuluyorlar ve ailelerin de huzurunda evlendiriliyorlar !!!

Malezya’da Müslüman kimliği taşıyan kızlar da başlarını örtmek zorundalar. Kısa kollu kıyafetleri, dar pantolonları üzerine başörtüsü takan genç kızlar bu zorlama ile olan kapanmanın sorunlu yansımaları dış dünyaya…Zorla kapatılan bu gençlerin sağlıklı bir İslam yaşamalarını beklemek yanlış olur zaten.

Müslümanlar bara, diskoya giremiyorlar, içki alamıyorlar, yasaklara uymak zorundalar… Bu diğer dinlere mensup olanlar için geçerli değil tabii ki. Bu yüzden de sosyeteyi Çinliler oluşturuyor Malezya’da…

Malezya’nın ticareti Çinlilerin elinde ve ülkenin en zenginleri bu Çinliler…

Malezya,ülke olarak yaşanabilecek bir yaşam standardına sahip, 300-400 dolar gibi bir para ile bir ay yaşamak mümkün. Taksi fiyatları uygun, insanlar sıcakkanlı, sorunlarınıza yardım etmeyi seviyorlar, biryeri sorduğunuzda kolaylıkla tarif alabiliyorsunuz. Oteller genelde 50-100 dolar arasında değişiyor. Turizm ciddi bir maddi kaynak ülke ekonomisi için…

Karışık kültürlerin bir arada barışla yaşadığı bu ülkede aynı sokakta cami, hint tapınağı ve çin tapınağını ziyaret edebiliyorsunuz ve hepsi de güleryüzle karşılıyor sizleri…

Sonuç olarak Malezya gidilebilecek ve görülebilecek değerde bir ülke…

1.11.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çanakkale Savaşı

  İsa, Mousa (Musa), Ahmad ve bunun gibi müslüman isimleri.. Bu isimleri TÜRK ŞEHİTLİĞİ’nden almıyorum. Bu isimler maalesef FRANSIZ ve İNGİLİZ MEZARLIKLARINDAN…..

Çanakkale’ye yolunuz düşerse, bir nezaket ziyareti yapıp, Fransız ve İngiliz Mezarlıklarını ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Çanakkale Savaşı’na ve emperyalizme bakış açınızı değiştireceğine eminim.

İngiliz ve Fransızlar, kendi insanlarını savaşta kaybetmek yerine, sömürgeleri altında bulunan ya da savaştıkları ülkelerde aldıkları esirleri meydanlara sürmüşlerdir. Afrika’dan getirdikleri müslüman zencileri, Çanakkale’de üstümüze sürmüş ve müslümanı müslümana kırdırmışlardır.

Çanakkale savaşı ile ilgili bazı kitaplarda bu esirlerin, karşılarındaki düşmanın müslüman olduğunu , bayram günü sabah Türk siperlerinden Bayram namazını cemaatle kılan askerlerin sesini duyduklarında anladıklarını ve isyan çıkardıklarını ve ingilizlerin bu askerleri başka ülkeye sevkettiği yazar.

Savaşta ölenlerin çoğu maalesef, köleler ve esirlerin oluşturduğu kesimdir.

Sizden ricam, bu zavallıları da hatırlamanız dualarınızda… Çanakkale’ye kadar gitme şansınız olursa, o zavallı esirlerin ve sömürge insanlarının ruhlarını da şad edin. Onlar bizim düşmanımız değillerdi…….

Şu dünya tarihini dikkatli okumak lazım……

19.03.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin Seyahat Hatırası – Çin

Fuarda isbirligi yaptigim bir firma beni fabrikalarini ziyaret etmem icin Hangzou sehrine davet ettigi zaman, bu teklifi degerlendirip , teklifi uzerine ucaga atlayip Hangzhou`ya gectim. Amacim hem fabrikada detayli urun secimi yapmak ,hem de Hangzhou hakkinda bilgi sahibi olmakti…

Hangzhou`ya vardigimda beraber fabrikalaya dogru yola ciktik, 3 saatlik yolumuzun oldugunu soylediler, ne bileyim yolun oyle bozuk oldugunu….Gittikce bitmeyen bir yol oldu..Uzadikca uzadi…Hayatimda gordugum en bozuk yoldu diyebilirim…Neyse en sonunda fabrikaya ulastik.Fabrika ama ne fabrika! Yuzlerce insan tezgah basinda , hepsi birer makine gibi durmadan calisiyorlar…Benim iceri girdigimi gorunce isler bir anda durdu ve insanlar durup beni seyretmeye basladilar. Kendime soyle bir baktim acaiplik varmi diye ama normaldim..ama millet birbirine benim hakkimda birseyler fisildiyordu, arkadasim yardimima yetisti ve BIYIKLI oldugum icin cok ilgi cektigimi soyledi, Cinlilerde biyik fazla olmadigi icin ben onlara cok ilginc gelmistim:)) Daha once de bircok yerde ilginc geldigim olmustu ama burada ki bir baskaydi. Herhalde biyikli birini ilk defa gormuslerdi diyebilirim..Bu arada dediklerine gore Cin`de biyikli erkekler cok revactaymis, sanki dunyanin en yakisikli erkekleriymis gibi sayiliyor biyikli erkekler:))

Aksam ustune dogru yemege davet ettiler, ben de musluman oldugumu soyledim, bulundugumuz bolgede bir musluman lokantasi oldugunu soylediklerinde acaip sevindim..Genelde Cin seyahatlerimde hep yumurta ve sebzeli pilav yemekten gina gelir, hemen kabul ettim. Geldik lokantaya.Kapida musluman bir bayan karsiladi bizi…Herkes elini kosede bulunan bir kova dolusu suya sokup yikadi.. Bu benim hem cok ilgimi cekti hemde midem bulandi dogal olarak…elimde olsa hemen cikacaktim oradan ama bir kere gelmis bulunmustum…Tam 7 kisi ayni kovadaki suyla elini yikamisti, nasil yikamaksa…..Onlar icin bu normal bir durumdu..

Ben o sirada lokantanin sahibesi musluman bayanla konusmaya calistim biraz. Tek bildigi sey ALLAH kelimesiydi, din ile alakali , islamiyetle alakali hicbirsey bilmiyordu, bunun beni cok sasirttigini soyledigimde, kocasinin birazdan orada olacagini ve onun cok bilgili oldugunu soyledi , ardindan da kocasi tesrif etti.. Adamcagizin da karisindan fazla bildigi tek sey Hz. Muhammed (SAV) i bilmesi ve daima bu kelimeleri soylemesiydi…

Masaya hemen hemen lokantadaki tum yemeklerden getirdiler, misafirseverliklerine hayran kalmadim desem yalan olur. Her ne kadar yiyemesemde yemeklerin icbirinden, insanliklari cok etkilemisti beni…

Lokanta sahibi hayatinda ilk defa baska ulke muslumaniyla karsilastigini ve cok mutlu oldugunu soylediginde icim bir tuhaf oldu. Benimle dost olmak istedigini soyledi. Eger bir sikintim olursa elinden gelen herseyi yapacagini da belirtti.

Lokantadan hicbirseye dokunmadan kalkmak ayip olacakti ama ne yapabilirdim ki midemi altust etmek istemiyordum acikcasi…En sonunda cozum bulundu..ve karpuz buldum orada..buyuk bir zevkle kendi bicagimla kestim, hem onlara yedirdim hem de kendim bir guzel yedim, olayi da tatliya baglamis olduk boylece…

Otele geldigimde hemen bavulumu acip konservelerimi masaya bir guzel actim ve kendime bir guzel ziyafet cektim:))

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Kimchi – Güney Kore

Kore’ye yolunuz düşerse her markette dikkatinizi çekecek bir yiyecektir Kimchi (kimçi diye okunur). Turşu olarak dilimize çevirebileceğimiz bu ürün her Koreli için vazgeçilmez ürünlerden biridir.

Sabah kahvaltısında bile yenir kimçi…Marula benzeyen Çin Lahanasından yapılır.Bizde nasıl lahana turşusu ana turşu cinsinden ise orada da bu marul cinsinden yapılan kimçiler ana tipi oluşturmaktadır.

Acısız kimchi neredeyse yok denebilir, bu noktada ilk kez kimchi deneyecekseniz acı ile aranızın iyi olup olmadığına dikkat ederek yemenizi tavsiye ederim.

Kimchi tarihine baktığımız zaman, çok eski yıllardan beri kore kültürünün bir parçası olduğu ortaya çıkmaktadır. En eski kimchilerin acısız olduğu bilinmektedir, Kore’ye acı baharatların Chosun sülalesi döneminde getirildiği dikkate alınırsa bu tarihten önceki kimchilerin sade turşu tadında olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kimchi sonbaharda yapılarak, kış aylarında tüketilen bir saklama yöntemiydi aslında. Kore’de soğuk geçen kış aylarında sebzelerin bu şekilde saklandığı da bilinmektedir.

Bugün Kore’de her tür gıdadan kimchi yapılmaktadır. Balık kimchisinden, yengeç kimchisine kadar yüzlerce çeşit yapılmakta ve tüketilmektedir.

Koreli bir bayan için kimchiyi evinde kurmak (bizde turşu kurmak gibi) çok önemlidir ve halen bu adeti devam ettirmektedirler…

Sağlık açısından da faydalı olduğu iddia edilmektedir kimchinin. İçinde A, B1, B2 ve C vitamini,kalsiyum, karbonhidrat, yağ ve mineraller bulunduran bu ürünüdeki laktik asit de sindirim sistemine faydalı bir gıda olarak kabul edilmektedir.

Kore’ye yolunuz düşerse kimchi yemeden ayrılmayın derim, kimi yabancıların hayran kaldığı bu gıdayı sizin de beğenebileceğinizi düşünüyorum…..

13.02.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin