Agra Macerası

Delhi’den bindiğimiz trenle, birkaç saat sonra, Agra İstasyonu’na varmıştık. Eşyalarımızı alıp istasyon kapısına geldiğimiz anda, onlarca taksi ve RİKŞA (motorsikletten bozma taşima aracı) şoförleri üzerimize çullandılar..
Birisi çantaya yapışmış, diğeri elimi tutuyor, ötekisi aradan diğer kolumu yakalamaya çalışıyor…
Olayı bilen tecrübeli turistler, şoförlere bağırarak yanlarından uzaklaştırdılar…Tecrübesiz biz ise, nazikçe, lütfen! Bir dakika! diyerek dert anlatmaya çalışıyorduk.
Sonunda birine, Taj Mahal’a ne kadara götüreceğini sordum. Akşama kadar gezdirme, gittiğimiz heryerde bizi bekleme, akşam da istasyona kadar getirmeye, sadece ve sadece 2.5 dolara anlaştık. Düşünsenize ne kadar ucuz!
Gerçekten de, anlaştığımız gibi, Rikşa şoförümüz bizi heryerde bekleyerek, istasyona kadar getirip, yolcu etti.

2.11.2002 

Atalarımız Meğerse Neymiş?

Malezya’da çok hoşumuza giden bir Cami’de namaz kılmak gelmişti içimizden…Hemen abdest alıp, içeri dalmıştık. Cemaat dağılmıştı , fakat 5-10 kadar kişi bizim gibi geç kalmıştı. Haydi cemaat yapıp, hep birlikte kılalım dedik.
– Nereden geliyorsunuz? dediler.
– Türkiye’den, Türküz dedik.
– O zaman, imam sizden biri olmalı dediler..
– Ne alaka? Neden biz? Neden siz değil? Farkımız ne?
– Namazı siz kıldırmalısınız, çünkü SİZ OSMANLI TORUNLARISINIZ!!!!
dediler.. Haydi buyurun bakalım!

Atalarımızı galiba çok kötü tanıtıyorlar birileri bizlere…………

2.11.2002

Tarihten Alınan Ders

Kore’de bindiğimiz takside şoför nereli olduğumuzu sordu. Türküz dedik. Başladı sorular sormaya..
– Sizin araba sanayiniz var mı?
– Ekonominiz bizden düşük değil mi?
– Sizde bu var mı? Şu var mı? Kore’de hepsi var, biz sizden daha moderniz, daha ileriyiz …
Olay gittikçe fanatik milliyetçiliğe doğru giderken, Kore Savaşında onlar için en çok asker gönderen ülkelerden birinin Türkiye olduğunu hatırlıyor musun? diye sorunca, o anda kendine gelen şoför:
– Haklısınız ya! Siz olmasaydınız biz bugünlere gelemezdik..Siz, çok büyük bir milletsiniz, şöyle ulusunuz, böyle delikanlısınız diye methiyeler dökmeye başladı…

2.11.2002

Can Acısı

 Nepal’de katıldığımız SAFARİ Turu sırasında, rahat dolaşmak amacıyla şort ve sandalet ayakkabı giymiştim. Hafif çiseleyen yağmur altında, sabahın ilk ışıklarıyla başladığımız orman keşif yürüyüşü sırasında, ayak parmağımın arasında iğne batmışçasına bir sancı hissetmiştim. Bir müddet bu şekilde yürümeye çalıştım ama durum gittikçe kötüleşmeye başlayınca, grup liderine olayı anlattım, galiba ayağıma birşey batmıştı.
Ayak parmağımı şöyle biraz aralayınca arada simsiyah bir sülüğün arada yerleşip, kanımı emdiğini görünce, hem biraz şaşırmış , açıkcası biraz da ürkmüştüm.. Sülük kanı seven bir hayvan..bunu biliyorum zaten ama kanı emilen ben olunca olay biraz farklı tabii ki….
Grup lideri sülüğü tutup etimden kopartmaya çalışırken dudaklarını, hayvan lastik gibi uzamıştı. ilginç bir sahneydi, neyse olayı çözüp yolumuza devam etmiştik.

2.11.2002

Singapur’da Sakız Sorunu

Singapur’a ilk gittiğimde canım ciklet çiğnemek istediğinde, doğal olarak markete gidip, kasa önünde olmasını umduğum ciklet paketlerini ararken, maalesef hayal kırıklığı ile karşılaştım. Ciklet yoktu..Sağa baktım, sola baktım…Başka marketlere de baktım…yok…yok….
Daha sonra öğrendim ki, Singapur’da ciklet satışı yasakmış. Ülke içinde temizliği bozduğu düşünülerek yasaklanan sakızı maalesef çiğneme şansım olmadı….
Döner dönmez ilk işim markete gidip birkaç paket sakız almak olmuştu.

2.11.2002