Ab Vize Sorunu

AB hayranlarinin ilgisini cekecegine inandigim bu yaziyi yazma ihtiyaci duyuyorum.

Almanya vizesi için müracat ederken ne kadar uğraştığımdan bahsetmiştim hatırlarsanız… Almanya’ya turist olarak değil, Frankfurt Paperworld Fuarı’na katılan bir şirket ortağı olarak müracat ettim. Vize için gerekli tüm belgelerin yanında bilet fotokopisi, fuara girdiğimin kanıtı olan belgeleri de eklemeyi ihmal etmedim.

İstanbul Ticaret Odası aracılığıyla gerçekleşen vize müracatı bugün sonuçlandı. Sadece 30 gün geçerli bir vize alabildim. 1991 yılından beri her sene bu ülkeye ticari seyahat ettiğim halde niyeyse halen bir senelik vize almayı başaramadım….

Daha komik olan konu ise benim gideceğim gün 24 Ocak ve bana verilen vizenin başlama tarihi 25 Ocak, yani 24’unde Almanya’ya gitmem bu verilen vizeyle mümkün değil. Ya 25’ine değiştireceğim biletimi ya da yeniden Almanya Konsolosluğuna müracat edip bir gün öncesine vize verilmesi için yalvaracağım.

Almanlar aptal değil tabii ki, bu kadar sorun çıkartmalarının bir nedeni var, bu bir meydan okuma bizlere…Dünyada tüccar olan insanlar tarih boyunca özerkliklere sahip olmuşlardır. Bunlar barış elçisi olarak kabul edilirler. Biz Almanya’ya ticaret yapmak için gidiyoruz. Terörist değiliz, bölücü değiliz, yapılan bu işkence tüm Türk insanlarına bakış açısının kanıtıdır.

Buradan yetkililerimize sesleniyorum, bu işkenceyi çözün artık! Bu AB ülkelerinin bize olan BARBAR bakış açısı hiçbir zaman değişmedi…13 senedir vize almakla uğraşıyorum, her seferinde bir sürü sorun çıkartılıyor, bunu ben, sen veya o değil devlet yetkililerimizin halletmesi gerekiyor. AB vatandaşları ellerini kollarını sallayarak gelirken buraya, biz işadamları olarak bile işkence çekerek vize alıyoruz.

Ben böyle bir Avrupa Birliği’ne karşıyım arkadaş…Bırakın bu saf yaklaşımları… AB bizi alacak!!!! Beklersiniz….Hem de çok beklersiniz…..

14.01.2005

Kıbrıslı Türklerden Yükselen Yardım Çığlığı

 MAIL OLARAK GELEN BU YAZIYI SIZLERLE PAYLASMAK ISTEDIM…..


Kıymetli Türk Kardeşlerim!

Yavru vatan KKTC’den hepinize selam olsun. Bizler burada bir mücadele başlattık. Lütfen sesimizi duyun; bizler zor durumdayız ! Burada bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz ve sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Kıbrıs’ımız Yunan tehlikesi altında. Emperyalist güçler bizi içte bölmek için sistemli bir biçimde çalışıyorlar. Sesimizi size duyuramıyoruz. Basın, Avrupa Birliği yolunda devletimizin feda edilmesi yolunda çalışıyor. Bu nedenle bağrımız yanık kardeşlerim! Bu toprakları vatan yapmak için canını hiç düşünmeden veren şehitlerimiz yattıkları yerlerde rahat değiller. Bizleri sistemli bir biçimde içten bölmek, yıkmak ve Türklüğümüzü ortadan kaldırmak için çalışan Avrupa, Rum-Yunan ve Amerika hedefine adım adım başarıyla gidiyor!
Değerli Türk Kardeşlerim! Bizler Kıbrıs’ta yaşayan Türk gençler olarak siz soydaşlarımıza sesleniyoruz. Bu sesleniş acı çığlığımızdır. Bu sesleniş bütün Türk halkını uyandırmak içindir. Çünkü vatanımızın bütünlüğü ağır tehdit altındadır! Bu milletin namusu olan devletimiz yıkılmak istenmekte, Türk Türk’e düşürülerek şerefimiz olan Türk Ordusu’nu bu topraklardan kovmak, bu toprakları 1974 sonrası vatan yapmak için yardıma gelen Türkleri bu topraklardan çıkarmak ve en sonunda Kıbrıs Türklerini azınlık olarak Rum boyunduruğu altına almak; göklerde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız yerine Yunan bayrağı çekmek için yapılan propagandalar sürmekte ve ne acı ki etkili de olmaktadır.
Sevgili kardeşlerimiz ! Bakınız size çok yakın zamanda olan bir olayı aktaralım : 11 Aralık 2004’te iki Kıbrıslı Türk gencimiz yasal olarak Rum tarafına geçmişlerdir. Güneyde Ayanapa denilen yerde trafik ışıklarında durduklarında iki sivil Rum polisi yanlarına gelmiş; gençlerimizin gözlerine ışık tutarak arabanın kapılarını açmaya çalışmışlardır. Panikleyen nişanlı çiftimiz korku içinde kaçmaya çalışırken Rumlar arabanın ardından üç el ateş etmişlerdir. Allah’a çok şükür olsun ki nişanlı çiftimiz yara almadan kurtulmuşlardır. Ancak Rumlar ateş etmekle de kalmamış peşlerine düşüp onların kaza yapması sağlamaya çalışmıştır.
Bizler böyle günler yaşarken 17 Aralık’ta AB doruğu olacağından ötürü buranın basını da Türkiye’mizin basını da bu konuya yer vermemiştir. Biz de yalnızca bir gazete olayı duyurmuş ve manşetten vermiştir.
Rum ders kitaplarında ve Rum kiliselerinde “Bir gün geri gelip Girne Kalesi’ne Yunan bayrağı dikeceğiz! Karpaz’dan Yeşilırmak’a, Erenköy’e kadar olan topraklarımızı geri alacağız.” diye yazılar varken ve ayinler yapılırken Türk tarafında “Rumlarla nasıl kardeş olabiliriz?”in mücadelesini yürüten satılmış kişiler var!
Rumlar, biz Kıbrıslı Türkleri asimile etmek için “Kıbrıslı” kimliği yaratarak yeni neslimizi Türk kimliğinden koparmak istemektedirler. Aynı zamanda Türk kardeşlerimize yoğun olarak Hıristiyanlık propagandaları yapmaktadırlar.
Sevgili kardeşlerim! Bu topraklarda ezan sesinin susmaması, devletimizin, Türk milletinin varlığının, toprak bütünlüğümüzün korunmasını sağlamak, milli uyanışı gerçekleştirmek için internet üzerinde Kızıl ateş ve Ötesi adlı hareketi kurmuş bulunuyoruz. Hareketimiz hiçbir siyasal kuruma hizmet etmemeyi temel ilke kabul etmiştir. Hedef Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımcılığına son vermek, KKTC Devletimizin varlığının devamını sağlayacak önlemler almaktır. Hedef ay yıldızlı bayrağımızı göklerden indirmemektir. Hedef ezan sesinin yerini kilise çanlarına bırakmamaktır. Bütün bu hedefler ışığında, yılmadan, usanmadan Ata’mızın “Millete efendilik yoktur; hizmet vardır. Millete hizmet eden onun efendisidir.” sözünün ışığında çalışmalarda bulunmaktayız. Çünkü bizler vatan, devlet ve Türklük aşkıyla yanan Türkleriz!
Bizlere öncelikle internet üzerinden destek veriniz. Sizlere göndereceğimiz haber, makale gibi bilgilerin radyo, televizyon, gazete, dergi, web sitesi gibi iletişim araçlarında yayınlanmasına yardımcı olunuz. Birlikte Türklüğe yaraşır dayanışma içinde hareket edelim. Bizi bölüp yıkmak isteyenlere karşı direnelim. Yüreğimiz acı içinde olsa da gözlerimiz yaşlansa da doğan her günün sabahı yüreğimiz Anavatan’dan gelecek desteğe kilitlenmiştir. Biliyoruz, geçmişte de atalarımız “Gelecekler, bir gün gelecekler!” diye gün sayarlardı. Şimdi bizler haykırıyoruz : Gelecekler ve bizleri yalnız bırakmayacaklar. Rumlara esir etmeyecekler!” Yüzümüz Kuzey’de! Anavatanımızda! Türkiye’mizde! Sizlerde!
Lütfen bizimle bağlantıya geçiniz! Ne kadar geniş çevreye ulaşırsak o kadar güçlü olacağız. Biliyoruz ki bize yine Annan Planı’nı sunacaklar. Bu kez vatanımızı ve devletimizi kurtaralım. Ağlayan dede ve ninelerimize mendil olalım.
Aziz kardeşlerim! Hepinizi en derin saygılarımla bir kez daha selamlayarak sözlerime şimdilik son veriyorum. Tanrı bütün Türk halkını korusun! Türk Kıbrıs’ımızı Yunan yapmaktan, Türkiye’mizi bölünmeye giden yola Kıbrıs’ta sokmaktan korusun! Bütün Türk halklarının birlik, bütünlük ve dayanışma içinde olmasını nasip etsin!
Yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bizleri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Lütfen bağlantı kurunuz : kizil_ates1@yahoo.com AYŞE KOCATÜRK

KIBRIS’TA YAKLAŞAN SESSİZ FIRTINA
Kıbrıs’ta yaşayan Türk toplumu, Annan Planı’nın 2002 yılında taraflara sunulmasından bu yana farklı bir boyutta varoluş mücadelesi vermeye başlamıştır. Adada uzun yıllardan beri Kıbrıs Türklerini bezdirmek ve Rum’a yama yapmak için bütün dünya tarafından sürdürülen ekonomik ambargolarla halkımızı istenilen düzeyde yıpratamadığını gören emperyalist güçler, Kıbrıs Türk halkını parçalamak için yürüttükleri propagandalar, etkinlikler ve sözde yardım amaçlı verdikleri paralarla halkımızı ikiye bölmeyi başarmışlardır. Kısaca Türk’ü Türk’e düşürmek, yeni bir Kıbrıslı kimliği yaratmak yönünde yürütülen propagandaların önüne kimse geçememiştir. En sonunda Kıbrıs Türklerini uzun vadede yok edecek olan Annan Planı’nın taraflara sunulmasıyla başlangıç düğmesine basan emperyalist güçler ve Rum-Yunan ikilisi, adadaki biz Türkleri, “Barış” isteyenler ve “istemeyenler” yani statükocular olarak ikiye bölmüştür. Bu yöndeki hareketlenmeleri gören Türk halkının bir kısmı da istenilen oyuna düşerek “Kıbrıs’taki Türkler bizi AB’ye girmek için istemiyor, yazıklar olsun.” derken Kıbrıs’taki Türkler de “Türkiye bizi AB için sattı, yapacak bir şey yok, nasıl olursa olsun plana evet demeliyiz.” Mantığıyla davranmaktadır. Bu amaç için yürütülen psikolojik yıpratma faaliyetleri, ne yazık ki ana ve yavru vatandaki Türk halkında duyarsızlığa ve moral bozukluğuna neden olmuştur.
Tarih, adada yaşayan iki halkın bir arada yaşayamayacağının en güzel kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sunulan Annan Planı’nda yaklaşık 100 bin Rum’un içimize geri döneceği hesaplandığı zaman adadaki 200 binlik Türk nüfusunun siyasal eşitliğini ortadan kaldıracağı ve zamanla Kıbrıs Türklerini azınlık konumuna sokacağı çok açık bir gerçektir. Her zaman tarihsel olaylar örnek olarak gösterildiğinde “Bunları geçiniz, onlar eskidendi.” diye yükselen sesler vardır. Bu söylemin gerçekte Kıbrıs için geçerli olmadığını sizlere belirtmek hatta haykırmak isteriz.
Bilindiği üzere, Kıbrıs’taki olayların yalnızca 1963-1974 arası dönemde olduğu bilinir. Ancak bunun öncesinde daha “1960 Ortaklık Cumhuriyeti” kurulmadan önce yaşanılan olaylar da vardır. Bu pek bilinmeyen ve yansıtılmayan olaylar gerçekte ileride patlayacak kıvılcımın habercisiydi. Nitekim de öyle oldu. Rum-Yunan ikilisinin başlattığı soykırım (1963-1974) adada büyük acıların yaşanmasına sebep olmuştur. Söz konusu süreçte, Kıbrıs Türk’ü tam 11 yıl sabırla, onurlu bir mücadele vererek varlığını korumayı başarmıştır. O yıllarda ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklarda mücadele eden bu halk “Gelecekler, bir gün gelecekler!” diye sabırla, aç susuz, dağlarda, ovalarda vatanını savunmuştur. Nice adsız kahramanlar vardır, bilinmezler. Nice emek edenler vardır, unutuldular. Nice şehitler vardır, “meçhul” diye mezara gömülmüşlerdir.
İşte böyle çetin, yürekli, onurlu varoluş mücadelesi veren ve her zaman et tırnak olan Türk halkı neden bugün bölündü? Neden “Kıbrıs’ı verelim yeteri kadar bize yük oldu.” diye düşünenler var? Ya da bazı Kıbrıs Türkleri niçin, “Türkiye bizi yıllardır kendi çıkarları için kullanıyor.” biçiminde bir mantıkta?
Beyinleriniz bu düşüncelerdeyken, Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımı da yapılıyorken ve bütün Türk halkının bu tip sorunlarla boğuşması için propagandalar yürütülürken bizlerin temel gerçekleri görmemiz engelleniyor. Hem adada hem de Türkiye’mizde o kadar çok konu var ki… Hiç kuşkusuz bu gerçekleri açığa vurmak bazı kesimleri rahatsız edecektir; etmelidir de!
Bilindiği üzere 17 Aralıktaki AB Doruğu Türkiye’de ve Kıbrıs Türkleri arasında heyecanlı bir bekleyiş getirmiştir. Kıbrıs bakımından sonuçlarsa ortadadır. Söz konusu sürece doğru giderken Rumlar, adada 1963 “ya da öncesi”ni aratmayacak bir terörü, 2 Kıbrıslı Türk nişanlı kardeşimize yaşatmışlardır. Bu gençler, Güney Kıbrıs’a arabalarıyla geçmişler ve hiçbir neden yokken 2 Sivil Rum (polisi…?) tarafından silahlı ateşe tutulmuşlardır. Ölümden dönen gençler bugün halen yaşadıkları dehşet dolu saatlerin hiçbir Türk tarafından dikkate alınmamasından yakınmaktadırlar.
Söz konusu haber ne yazık ki Türk basınında da Kıbrıs Türk basınında da halkımıza duyurulmamıştır. Yapılan bu vahşiliğe Gazeteler ve televizyonlarda yer verilmemesi hiç kuşkusuz ki hayra alamet değildir. Bu duyarsızlığın oluşması için yürütülen faaliyetlerin etkisi yaşanılan durumla apaçık ortadadır.
Aşağıdaki haber, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin yaşadıkları dehşet dolu anları kendi ağızlarından dile getirilmektedir. Sessizce başlayan ve de kamuoyundan gizlenen bu küçük kıvılcımların sonunun hiç hoş olmadığı görebilen gözler için bellidir. Kıbrıs’ı Yunan adası yapma uğruna mücadele edenlere milletçe “Dur!” demek ve yaşanılan gerçekleri su yüzüne çıkarma zamanı geldiği bilinmelidir. Bu bilinç yaşanılanlara duyarlı olmakla mümkün olacaktır. Kısılan sesimizi duymakla, gerçekleri anlamakla mümkün olacaktır. Duyarlılığınız Kıbrıs Türklerine kuvvet verecektir.
Önümüzde bir plan ve referandum süreci daha yaşanacaktır. Bu süreçte karşılaşacağımız planın lehimizde bir yaklaşımı içermesine Rum-Yunan müsaade etmeyecektir. Yaklaşan bu sessiz fırtınada Kıbrıs’ın Yunan olamaması, şehitlerimizin kemiklerinin sızlamaması için bütün dünyadaki Türk halkına haykırıyor ve yardım elimizi tutunuz diyoruz. Bu istemimiz Ada’nın “çözümsüz” bir biçimde devam etmesini istediğimizden değildir. “Çözüm”de Türklerin haklarının da korunmasıdır. Bu talebimiz yaklaşan sessiz fırtınada bizleri yalnız bırakmamanız içindir.
Volkan Gazetesi’nin 15 Aralık 2004 Tarihli Haberinden :
10 Aralık 2004 günü 22.00 de FM 899 plakalı aracımızla Aya Napa’da gezinirken kimliği belirsiz sivil kişilerce izlenmeye başladık. Söz konusu sivil kişiler tarafından ağır biçimde taciz edildik. Daha sonra trafik ışıklarında durduğumuz sırada arabadan zorla indirilmeye çalışıldık. Paniğe kapıldığımız için ölüm korkusuyla oradan hızla uzaklaştık. İngiliz üs bölgesine sığınmak amacıyla oradan uzaklaşmaya çalıştık. Ne var ki bahse konu sivil şahıslar gece karanlığında arabamızı izlemeye devam ederek aracımıza arkadan şiddetle çarptılar. Hayatımızda ilk kez karşılaştığımız böyle bir terör karşısında daha da paniğe kapıldık. Ne var ki söz konusu sivil şahıslar arabamızın önünü keserek bizi durdurmaya çalıştılar. Bu arada silahlarını çekerek üzerimize öldürmek için 3 el ateş açtılar. Arabamız kurşunlarla delik deşik oldu. Öldürülmek istendiğimize dair hiç bir kuşkumuz kalmadığı için İngiliz üs polisine sığındık. Ne acıdır ki bizi güven içinde Türk polisine teslim etmesi gereken İngiliz üs polisi bizi önce sorguya alarak arabamızı didik didik aradı. Ancak hiç bir suç unsuru bulamadı. Buna rağmen yine Türk polisine güvenlik içinde teslim edileceğimize Rum polisine teslim edildik. Daha sonra Rum polisi de yaptığı aramada suç unsuru hiç bir şey bulamadığı için nişanlım Zehra Susuz’u serbest bıraktı. Bense sabaha dek tutularak ertesi gün Rum mahkemesine çıkarıldım. Duruşma yargıcına sunulan olayı anlatan raporda bizi izleyen ve polis olduklarını söyleyen kişilerin polis vasıflarını taşımadıkları, kullanılan arabanın polis arabası olmadığı, sebepsiz yere bizi kurşunladıkları, arabamıza hızla çarptıkları ve davranışlarının korku verici olduğu, ateş açarak ve küfürler savurarak üzerimize terör estirdikleri dolayısıyla korkup kaçmamızın doğal olduğu belirtilmiştir. Buna karşın duruşmada 13 Aralık gününe dek tutukluluğumun devamına karar verildi. Bir gece Derlaya Karakolu’nda kaldıktan sonra Pazar sabahı Aynapa Karakolu’na aktarıldım. Endişe içindeki ailem duruşma gününe dek kefaletle serbest bırakılmamı istemesine karşın olumlu bir yanıt alamadım. Ne acıdır ki hükümetimizden ve Birleşmiş Milletlerden de yardım istememize karşın olumlu bir yanıt alamadık. 13 Aralık günü yeniden duruşmaya çıkarıldım. Ne ilginçtir ki trafik suçundan yargılandım. Yargıç yanlış anlaşılma olduğunu kabul etmesine karşın bana 325 Kıbrıs Lirası trafik cezası verdi. Ancak bu cezayı ödedikten sonra serbest bırakıldım. Şu anda elimizde resmi olarak yalnızca trafik suçu işlediğimizi söyleyen Rum polisinin ve üs polisinin raporu bulunmaktadır. Başka hiç bir konuyla suçlanmış değiliz. Gerçekler böyleyken bazı Rum basın yayın organlarının olayı araştırmadan bizi suçlayıcı anlatımlarıyla yansıtması bizleri derinden üzmüştür. Bizlerin ve ailelerimizin Rum’un gazabından çektiklerimiz yetmezmiş gibi bazı gazetelerimizin de Rum basınından alıntıyla yaptıkları yayınlar da hepimizi üzmüştür. Bizim ve ailelerimizin neler çektiğimizi ve ne korkular yaşadığımızı yalnızca biz biliyoruz. Olayın başından beri hükümetimiz de muhalefetimiz de örgütlerimiz de yanımızda olmamıştır. Hükümetimizin görevi yurttaşına sahip çıkmakken kimse bizlere yol göstermedi. Bizim Rum devleti, Rum polisi ve Rum mahkemeleriyle tek başımıza uğraşmamız gerekti. Bize sahip çıkması gereken devletimizin sesi BRT de ne yazık ki Rum basınından aldığı biçimiyle bizi töhmet altında bırakan yayın yapmış, şikayetimiz üzerine gelip bizimle konuşacaklarını söylemelerine karşın bu sözleri yerine getirmemişlerdir. Bizler KKTC yurttaşıyız. Bizlere hükümetimizden, partilerimizden ve örgütlerimizden başka kim sahip çıkmalıydı? Rum polisinin bize yaşattığı bu terörü halkımızın ve dünyanın bilgisine sunar, bu acının hiç kimsece yaşanmaması için herkesin çok uyanık olması gerektiğini belirtiriz.
Rum Polisince Kurşunlanan
Hamit Soyel – Zehra Susuz ve Aileleri
Kıymetli Soydaşlarım !
Bu şimdilik yalnızca bir örnek! Önümüzdeki süreçte sizlerin bilgisine öyle konular sunulacaktır ki bizleri daha iyi anlayacağınızı umuyoruz. Takdir sizlerindir…
Yardımlarınıza ihtiyacımız var. Bizleri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Lütfen bağlantı kurunuz : kizil_ates1@yahoo.com Ayşe KOCATÜRK

5.01.2005

Almanya Vize İşkencesi – Son Örneği

 Almanya’da her sene yapılan Frankfurt Paperworld Fuarı’na 5 senedir KATILIMCI FİRMA olarak katılmaktayım. Bu sene yaşadığım sıkıntıyı 15 senedir gidiyorum ama daha önce yaşamadım.

Christmas tatili dolayısıyla günlerce kapalı olan Alman Konsolosluğu, Kurban Bayramı münasebetiyle bir hafta daha kapalıydı… Fuar 24-28 Ocak 2007 tarihlerinde olduğu için ve günlerce önceden vize dokumanlarımı hazırlamış olmama rağmen, vesikalık fotoğrafımın standartlarına uymadığı söylenerek yeniden fotoğrafımı istediler. Taksim’deki LADIN FOTOGRAFCILIK studyosundan uygun fotoğraf çekildiği de belirtildi ve oradan bir kez daha vesikalık fotoğrafımı çektirdim. Neyse Cuma gününe randevu verildi ve dokumanlarımız işleme alındı…

Bu arada otel rezervasyonumu yaptırdım, uçağımı da 23 Ocak sabahına biletini aldım. Ödemeleri zaten peşin yapılıyor bunların…

Bugün saat 15’te vizemin çıktığı haber verildi…Ama…. vize başlangıç tarihi olarak 24 OCAK 2007 onaylanmış!!! Bu durumda uçak biletim yanmış oldu ve otele de bir gece ekstradan para ödemiş oldum.. Ayrıca fuar standının da hazırlanması imkansız oldu çünkü 24 Ocak’ta fuar başlıyor olacak ve ben vizem yüzünden buralarda olacağım…

Alman Konsolosluğunu sekreterime arattım telefonla, sorunu anlattırdım, ne cevap verildi biliyo musunuz?
– Ne garantiniz var Almanya’ya gitme noktasında?
Bir de hakaretlere uğradık iyi mi???
Yani bu cümle şu anlama mı geliyor: SİZ KİM OLUYORSUNUZ DA HAKKINIZI ARAMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ? İşadamı değil devlet adamı olsanız da ALMANYA sizi takmıyor……

Kadın ismini vermedi kapattı telefonu yüzüne sekreterimin….

Bu terbiyesizlikler artarak devam ediyor. Her sene daha kötüye gittiğini üzülerek görmekteyim.

Bu vize işkencesine artık devletimizin bir son vermesi gerektiğini düşünüyorum. Her sınıftan alman turistler ülkemize elini kolunu sallayarak gelirken, ben bir işadamı olarak parasını verdiğim Almanya’daki fuar standıma gidemiyorum!!!!

Bu ufacik terbiyesizligin maliyetini de cikartayim isterseniz:
– Otelin bir gecelik gidemedigim icin yanan miktari: 220 Euro (oteller normalde 50 Euro ama fuar zamanlarindan 250 Euro oluyor AVRUPA`da!! )
– Iptal edilen 23 Ocak tarihli ucak biletim: 190 Euro
– 24 Ocak gidis yeni bir bilet alinmasi : 190 Euro

VATAN SAGOLSUN mu demek durumundayiz?????

22.01.2007

Almanlar İlginç İnsanlar….

Almanya’ya ticari seyahat yapacaktim.Fuara katilimci firmaydik ve fuar idaresinden vizemi kolaylikla alabilmem için özel davetiyem bile elimdeydi.

Vize müracaatimi Ticaret Odasi araciligiyla yaptim.Verdigim belgeler arasinda ucak bilet ve otel rezervasyon kopyem de vardi. Neyse vizem geldi…Uçagim 24 Ocak tarihine olmasina ragmen verilen vizenin baslangic tarihi de 25 Ocak idi. Bu durumda ucak biletim bir anlam tasimiyordu… Otelde de bir gun fazladan odenmis olan oda bosa gitmis oluyordu….

Caresiz ucak bileti aradim ve 25 Ocak tarihinde baska bir bilet buldum zorla da olsa…

Bir gün önce vize vermek nedense zor gelmisti Alman amcalara… Ticari seyahat etmeme, davetiyem olmasina ragmen 30 gunluk vize verilmisti bana… Daha komigi ise, turistik vize muracati yapan arkadasima 6 aylik hem de çok girisli vize vermislerdi…..

28.02.2005

Haberler

  Dünyanın birçok köşesine ve ülkesine gitme şansım oldu, Türkiye’deki televizyon rezaleti gibi hiçbir ülkede rezalet görmedim desem yalan olmaz!

Dünya standartlarında haberler, normalde öncelikle ülke gündemi, ardından dünya haberleriyle devam eder, ardından spor haberleri ve hava durumu ile biter. Bizde ise, en gereksiz haberler, en detaylı noktalarına kadar gösterilerek insanların midelerini bulandırma noktasına getirilir.

Ülkeler, güçlü olduklarını haberlerle halklarına lanse ederken, ülkemizde haberler acizliğimizi, devletin çaresizliğini ve bu ülkede yaşanmaz dercesine haberleri ana haber programında sunarlar. Bunların amacı zaten milli birlik değil, direkt bölücülük yapmaktır.

Çin’de haberler devletin ciddi kontrolu altındadır. Ülkede olan olaylar asla halka duyurulmaz. Mesela Tibet olayları Çin halkının bilgisi dahilinde değildir, onlar ülkelerindeki sadece olumlu gelişmeleri duyar ve görürler ve devletlerine güvenleri sonsuzdur. Orada da sorunlar vardır ama bizdeki gibi zoom yapılarak halkın gözünün içine sokulmaz bu şekilde.

Hatırlarsanız Milli Futbol takımımız İsviçre ile yaptığı maç sonrasında olaylar çıkmıştı ve basınımız olayları en ince ayrıntısına kadar ve defalarca zoomlayarak dünyaya göstermişlerdi ve o maç sonrası milli takımımıza büyük cezalar gelmişti. Oysa İsviçre’de yapılan maçtaki iğrençlikleri biz hiç görememiştik (vatanseverlik bu oluyor işte!)

Haber özgürlüğü denilen noktayı kabul edebiliriz ama haber özgürlüğü demek ülke bütünlüğüne zarar vermek değildir bunu da ayırtetmek gerekmekte. Bu kendini bilmez basına kim dur diyecek? Devlet kendi çıkarlarına direkt bu kadar zarar veren basına nasıl bu kadar müsamahakar olabilir? Ortada milli birlik, beraberlik, huzurumuza karşı yapılan saldırı varken ve bu kadar aleni saldırıyı hepimiz görüyorken, yöneticilerimizin neden sessiz kaldığı da ayrı bir soru maddesi olmaktadır.

Haberlerin büyük kısmını oluşturan ne idüğü belirsiz sanatçı bozuntularının, gece kuşlarının ve kim kimin koynunda haberlerinin ne kadar mide bulandırdığını artık kabul etmeyeniniz var mı?

Ana Haber bültenlerinde,millet olarak, Ersoylardan, Sayanlardan, Avşarlardan başka haberleri duymaya oysa ne çok ihtiyacımız var…..Öyle değil mi?

25.03.2008

20 Milyon Çinli Turist Masalı

Son zamanlarda, ulkemizde Cinli turistlerin akin akin ulkemize gelecegi ve bunun icin cince ogrenmemizin yararli olacagi gibi hos ve sevimli yazilar ve yayinlar gormekteyiz.

Nereden cikti bu bir anda 20 milyon turist hikayesi? Anlatayim da gulun biraz… Son zamanlarda ulkemizde her kosede CIN MALLARI satilmaya basladi bildigimiz uzere. Cin`e sattigimiz fazla bir urunumuz yok. Aldigimiz urun sayisi ise hesapsiz. Devletimiz dogal olarak Cinli yetkililerle gorusurken bu sikintilarini sundugu zaman Cinlilerin verdigi cevap cok basit. Biz sizden ne alabiliriz ki? Hersey bizde size gore daha ucuz. Bizim onlara satabilecegimiz tek sey TURIZMIMIZ… Evet iste 20 milyon turist masali bu noktadan basliyor. Cinliler bizimkilere bizde size turist yollayacagiz SOZ! diyorlar ve bu kampanyamiz basliyor.

Kampanya basliyor baslamasina ama gelin gorun ki bu kampanya su an icin imkansiz. Yani birakin 20 milyon turisti, 2 milyon turist bile gelemez bu noktada. Bakin simdi:

1- Cin ile Turkiye arasinda ucak seferleri haftada 2-3 sefer yapilabiliyor. Her ucakta 300 kisi gelse, haftada en fazla 1000 kisi yapar. 52 haftada 52000 kisi sadece….

2- Cince TURKIYE= TU ER CHI olarak soyleniyor. TU karakteri TOPRAK anlamina geliyor. Cinli arkadaslarimin soyledigine gore bir Cinli icin TU karakteriyle baslayan TU ER CHI, ucsuz bucaksiz ova gibi bir ulke havasinda. Yani bir Cinlinin kafasinda Turkiye ilk duydugunda ova gibi bir ulke. O zaman nicin gideyim ki oraya diyor.

3- Turkiye, Cin`de fazla duyulan bir ulke degil. Reklama ihtiyaci var. Bunu yapacak tek yetkili DEVLETIMIZ tabii ki. Orada dergilerde, televizyonlarda Turkiye imajini adamlarin kafalarina guzel bir bicimde sokabilmek lazim oncelikle.

4- Bir Cinli turist dogal olarak yurtdisina yeni yeni ciktigi icin, aklinda resimleri ve okudugu kitaplardan etkilendigi Avrupa ulkeleri, Amerika gibi ulkelere gitmeyi tercih edecektir. Simdi siz ilk defa yurtdisina cikacaksaniz, Paris`e mi gitmek istersiniz yoksa 20 milyon TURK turistini bekleyen BURKINA FASO`ya mi gidersiniz…?

Sonuc olarak 20 MILYON CINLI TURIST olayi maalesef bir hayaldir bizim icin. Su anda yapabilecek tek sey altyapiyi CIN uzerine kurmaktir. Cinli Turistler Avrupali Bitli Turistlerden cok daha zengindirler ve daha cok para harcayabileceklerdir. Akilli bir yatirim yapilacaksa dogal olarak 1,5 milyar nufuslu Cin`de TURK imajini guzel bir sekilde sunmayi basarabilirsek ekonomimizdeki sikintilari cok kolay asabilecegimizi iddia ediyorum.

Neyse biz bu sene 50000 Cinli Turist getirebilsek bile buyuk basari olacaktir, inanin bana…

Hayal kurmayalim, gerceklere bakalim…

Saygilarimla

21.06.2002 

Uçak Dediğin…

Wenzhou ve Ningbo şehirleri arası eskiden yol çok kötü olduğu için 4-5 saat sürüyor ve ulaştığınızda zaten harap bir hale gelmiş oluyordunuz.

O sıralarda cankurtaran niyetine uçaklara binebilirdiniz. Ama gelen uçak pır pır uçaklardan… Uçağa bindiğinizde ağır bir koku, sanki sizden önce koyunları taşımışlar dersiniz :))

Birkaç kez bu uçaklarla uçma şerefine nail olduk biz de…

Sonradan kaldırdılar bu güzelim uçakları seferden.. Ne de üzülmüşümdür!!!

9.06.2003

Almanya Batıyor!!!

Avrupa Birliği denilince en başta akla gelen ülkelerden birisi olan Almanya’da 2004 yılı sonu itibariyle işsiz sayısı 5 milyon olarak açıklandı.

Avrupa Birliği çığırtkanlarının hoşuna gitmeyecek bu haber ama maalesef doğru. Almanya’da işsizlik oranı her geçen gün çığ gibi büyümekte.

Burunlarından kıl aldırtmayan politikacılar hava atmaya devam ededursun, Almanya seyahatim sırasında konuştuğum herkes ALMANYA RÜYASI’nın bittiğinden bahsetti. Orada yaşayan Türkler, “Biz burada ekmek kalmayınca memleketimize geri döneriz ama Almanların yapabileceği birşey de yok, umutsuzluk artıyor” diyorlar.

Almanya seyahatim sonrası bu kısa bilgiyi vermenin birilerine faydası olacağını ümit ediyorum.

3.02.2005

Bu Nasıl Bir Camii?

Bir Hong konglu arkadaşım vardı… Müslüman olmuştu yeni…. Buradan giderken özellikle seccade ve tesbih götürmemi rica etmişti…

Giderken yanımda götürdüğüm istediği eşyaları vermek için buluştuğumuzda bana yakındaki camiye gidebilirmiyiz diye sordu… Hayatında ilk kez bir camiye gideceği için yanında birisi olsun istiyordu… Tabii ki kabul ettim ve yürümeye başladık dediği camiye doğru..

Geldiğimiz CAMİ? ilginç bir yerdi…Hiç te camiye benzemiyordu işin garibi.. Kapıda hintçe birşeyler yazıyordu ve sarıklı hintliler girip çıkıyordu…
Burası camii değildi ve SİH TAPINAĞIYDI…. Yeni müslüman olan arkadaşımız her gördüğü sarıklıyı müslüman sanmış ve burayı da camii sanmıştı…

Kendisini alıp daha önce geçerken dikkatimi çeken camiye götürdüm… İşte cami bu dedim….

Burada dikkat çeken şey aslında müslüman=sarık mantığı……Müslümanlığı seçen biri bile bu şekilde bir önyargıya sahipse bırakın gayri müslimleri ne düşünürlerse düşünsünler artık……..

6.06.2003

İsrail’e Kim Dur Diyecek?

 Her gün haberlerde İsrailsiz bir gün geçmiyor….Kendimi bildim bileli de bu böyle.. Dünyanın bir ucuna gitsem de haberlerde değişmeyen tek konu İsrail’deki olaylar…İsrail oraya saldırdı, Hizbullah burayı bombaladı….. Nedir bu dünyanın çektiği İsrail’den?

Vadedilmiş topraklar adıyla kurdukları bugünkü İsrail, kurulduğu günden beri genişleme derdinde… Toprak toprak dediler ve sonunda topraklarına kavuştular ama yetinmiyorlar ellerindeki topraklarla maalesef….

ABD ve Avrupa Birliği de zaten İsrail’e çalışmaktan kendi sorunlarını çözecek durumda değiller… Amerika’daki yahudi lobisini bilmeyeniniz yoktur zaten… Başkanları bile onlar seçer, destekler, gerekirse de yokederler (Kennedy suikastı gibi)…

Şimdilerde de sorunlar artarak devam ediyor ortadoğuda…Sorunların arkasında kimin olduğunu söylememe gerek yok… Açgözlü İsrail bahane üreterek,kendi yaptıklarını hiçe sayarak bombalamaya devam ediyor suçsuz insanları….

Kim durduracak bu vahşeti? Nereye kadar seyretmek zorundayız bu saldırıları? Devletimiz neden sessiz kalıyor bu duruma?

İt ürür kervan yürür misali bizler konuşup duruyorken onlarca günahsız çocuk şu an bombalar altında can vermeye devam ediyor….

Nerede insan hakları savunucuları merak ediyorum?????

31.07.2006