Kemer

Antalya’ya uçakla gidiyorsanız, taksi fiyatlarının yüksek olduğunu bilerek gitmenizde fayda var.

Turistik bir yer olduğu için, fiyatlar Euro üzerinden fikslenmiş durumda. Mesela Antalya-Kemer arası 40 kilometrelik bir uzaklık ve taksi fiyatı 50 Euro.

Kaldığım otel ile en yakındaki kasaba arası sadece 3 km olmasına rağmen taksi fiyatları İstanbul’dan daha pahalıya geldi.

Anadoluda fiyatlar İstanbul’dan ucuzdur deyip, nakit paranız olmadan çıkmayın yola derim.

Antalya- Kemer arasında yol çalışmaları yüzünden öğle saatlerinde bazen yollar trafiğe kapatılarak, yol çalışması yapılıyor, programınızı yaparken bu noktaya dikkat etmenizi tavsiye ediyorum.

22.07.2004

Sümela Manastırı – Maçka

1989 senesinde liseyi bitirdiğim dönemde, otobüse atlamış ve Karadeniz sahilinden devam ederek Trabzon’a gelmiştim. Trabzon’da geceyi geçirdikten sonra minibuse atlayıp çok merak ettiğim Sumela Manastırı’na doğru yola çıktım.
Sumela Manastırı, Trabzon’un Maçka ilcesi sınırları içerisinde kalmakta. Maçka ilçe merkezine 12 kilometre uzaklıkta ve dolmuşlar her zaman manastıra kadar rahatça götürüyor.
Manastıra giden yol zaten insanı cennetteymiş gibi bir hisle kaplıyor, heryer yemyeşil, dağ manzaraları harika, yaylalar ve yüksek tepelerdeki yayla evleri insanı şaşırtıyor. Alp dağlarını andıran mükemmel karlı dağların fotoğrafını çekmemek büyük hata olur.. Yanınıza fotoğraf makinenizi almadan asla seyahate çıkmayın derim.
Sumela Manastırı, epey yüksek bir noktada. Minibüsler sizi dere kenarında bırakıyor. Dere kenarı diyorum ama bu dereye dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. Ben hiç çekinmeden kana kana su içtim bu dereden, çünkü taa dağlardan gelen tertemiz bir su bu. Serinlemek için çok uygun bir yer.
Neyse şimdi sırada manastıra tırmanma zamanı geliyor, ilginç bir patika sizi bekliyor.. bu patika zikzaklar çizerek sizi bir saat gibi bir sürede tepeye çıkartıyor. Manastıra çıktığınızda eminim benim gibi nefes nefese kalmış olacaksınız. Önemli değil bu yorgunluk çünkü bütün yorgunluğunuza değecek bir yere varacaksınız sonuçta..
Öncelikle manastıra girmeden önce arkanızı bir dönüp karsı dağlara bakmanızı tavsiye ediyorum. O manzara zaten özgürlük duygunuzu percinleyecek. Yükseklerden o manzara bir başka güzel oluyor çünkü. Ben daha manastırın resimlerini çekmeden yarım rulo filmimi o dağ manzaralarında bitirmiştim bile…
Gelelim Manastıra artık..Sumela Manastırı, I.S.3’cü yüzyılda inşa edilmiş bir manastırdır. Burada görevli rahipler aşağıya fazla inmez ve vakitlerini dua ederek geçirmekteydiler. Erzak ve gıda ihtiyacları buradan aşağıya sarkıttıkları asansör sistemi mekanizma ile dere kenarından verilmekteydi.
Gecen yüzyılda burada yaşayan Ermeni rahipler tarafından manastır olarak kullanılmaya devam edilmistir. Son yüzyıldaki Ermeni olayları sırasında burada da silah saklanıldığı ortaya çıkınca manastır kapatılmış ve bir dönem sessizliğe burunmüştür. O dönemde içerideki mükemmel resimler yıpranmış, burayı geçici ikamet yeri olarak kullanan çobanlar tarafından tahrip edilen kilisenin büyük bölümü daha sonra müze olarak açılınca restore edilerek eski orjinal haline getirilmeye çalışılmıştır.
Bugünlerde restorasyonda son noktalara gelinmiş ve turistik anlamda ülkemizin candamarlarından biri olan Sumela Manastırı turistlerin hizmetine sunulmustur.
1989 yılında manastır civarında kalacak otel, motel hiç yokken, 1998 yılında gittiğimde birçok motel ve pansiyonun açılmış olması çok hoşuma gitmişti.. Oteller genelde temiz ve kahvaltı dahil. Sabah tertemiz havada yapılan kahvaltının tadına doyum olmuyor. Trabzon ekmeği istemeyi unutmayın.
Son dönemlerde yabancı turistlerin de dikkatini çeken bu turistik bölgemizi kaçırmayacağınızı ümit ediyorum.
Saygılarımla,

30.07.2002

Harput

HARPUT adıyla anılan yerleşim merkezimiz, Elazığ ilinin 5 kilometre kuzeyinde yeralmaktadır. Elazığ kenti kurulmadan önce halk bu bölümde yaşamaktaydı. Harput’un tarihi Urartu’lara kadar gitmektedir.
Osmanlılar doneminde Harput sancağı olarak geçen Harput ilimiz, stratejik açıdan çok önemli bir merkez olması asabiyle yabancı devletlerin de ilgi merkezi arasında yeralmıştır. Çoğumuzun inanamayacağı bazı ilginç noktalar vardır Harput ile alakalı. Mesela Harput’ta 100 sene önce bir Amerikan Koleji’nin olduğunu biliyormuydunuz? Ayrıca konsolosluk bazında Amerikan, İngiliz temsilcilikleri de faaliyet göstermekteydi.
Harput’a olan bu yabancı ilginin asıl amacı burada yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı kullanmak ve Osmanlı`nın bölünmesini kolaylaştırmaktı. Nitekim 1915 yılında yapılan arama sonuçunda Amerikan Koleji’nde bulunan silahların Ermeni ayaklanmacılara destek olunduğunun kanıtı olmuş ve okul kapatılmıştır.
Harput’la birlikte asırlarca kardeşlik içinde yaşayan Türkler ve Ermeniler son yuzyildaki olaylar yüzünden ayrılmak zorunda kalmışlardır, fakat belgelere baktığımız zaman Ermeni olaylarının en az görüldüğü merkezlerden birisi Harput olmustur. Harput`ta olayların az olma nedeni genelde halkın birbirini çok iyi tanıyor olmasından dolayıdır. Komşuluk mefhumunun çok gelişmiş olduğu ve Harputlu olma ayrıcalıktır sayıldığı için o dönemde farkli kültürler kaynaşma konusunda hemfikir oldukları için Harput kültür
ü bölgedeki diğer
şehirlerden farklı bir boyutta gelişmiş ve kardeşlik bağları daha derin olmuştu.
Harput, kültürel anlamda da epey ileri durumdaydi. Mesela fotoğraf makinesi ilk olarak dünyada çıktıktan daha 12 sene sonra Harput’un fotoğrafları çekilmiştir. Belki de bir çok batı kentimiz henüz fotoğraf makinesi ile tanışmamıştı o dönemlerde.
Harput`un diğer bir ilgi çeken özelliği müzik konusundaki farklılığıdır.
Doğu Anadolu bölgemizdeki bütün kentlerde halk müziği kullanılırken , Harput’ta divan müziği kullanılıyor ve enstrumanlar olarak doğuda hemen hiç kullanılmayan tambur, ud gibi müzik aletleri kullan
ılıyordu.
Çoğu kimsenin Muş türküsü olarak bildiği “Burası Muş`tur, Yolu yokuştur , giden gelmiyor, acep ne iştir” türküsünün aslında bir Elaziğ türküsü olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Aslında türküde geçen asıl yer HUS kalesidir. Burası Yemen’deki bir kale olup orada çok şehit verilmiştir. Ve Harput’tan da bu kaleyi korumak için gönderilen askerlerimiz için yazılmış bir türküdür. Türkünün diğer mısrasındaki “Ano Yemen`dir, gülü çemendir , giden gelmiyor , acep ne istir” bölümü de parçadaki adı geçen yerin HUS kalesi olduğunun kanıtıdır.
Harput kentimiz Ermeni olayları sonucunda komple yıkılmış ve halk Elaziğ`a yerleştirilmistir. Elazığ kentinin kurulması ise başka bir noktadır. Harput nüfusu çoğalınca ve Harput’un bulunduğu tepede yer kalmadığı için Abdulaziz Han tarafından çıkar
ılan karar ile MAMURATUL-AZIZ kentinin kurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra kentin ismi ELAZIZ olarak değiştirilmiş ve Mustafa Kemal ATATÜRK, Elazığ’a yaptığı seyahat sırasında buranın bir AZIK kenti oldugunu soyleyerek adinin EL-AZIK olarak değişmesini istemiştir. Kentimizin ismi bu tarihten sonra ELAZIĞ olarak kalmıştır.
Bugün Harput kenti artık kent olmaktan cok yıkık bir köy havasındadır. İnsanın bu eski SANCAK kentimizin nasıl bu hale geldiğine inanabilmesi o kadar zor olsa da biraz tarih sayfalarını karıştırınca nasıl bir kültür birikiminin yok edildiği aşikardır. Eski Harput fotoğraflarına bakınca ne denilmek istendiği daha iyi anlaşılacaktır.
Şu anda Harput’a yolunuz düşerse sizi EVLİYA’lar karşılayacaktır, her köşesinde sehitler ve evliyalar dolu olan bu kahramanlar diyarına kesinlikle yolunuz düşerse ziyaret edin. Ama lütfen basit bir gezi olmasın çünkü Harput gerçekten içerisinde bir hazine taşıyan boş bir küp gibidir. İnceledikçe bunu daha iyi anlayacağınızdan eminim.
Saygılarımla,

30.07.2002

Bursa İzlenimleri

Bursa gerçekten İstanbul’da yaşamaya alışmış ve İstanbul’u zorunluluklardan dolayı terketmek zorunda olanlar için çok güzel, alternatif bir şehir. Kendinizi aslında İstanbul’un görmediğiniz semtlerinden birinde gibi hissediyorsunuz. Hani bazen Anadolu’ya gideriz de birkaç gün sonra bu vazgeçilmez şehrin trafiğini bile özleriz ya Bursa’da bu duyguyu pek yaşamıyorsunuz. Hareketlilik bu şehirde her yerde göze çarpıyor…
Biz gittiğimizde ilk gün şehrin merkezinde bulunan Ulu Camii’yi gezdik, insan kendini böylesi heybetli camilerde çok tuhaf ve sorulayıcı hissediyor. Daha sonra oraya kadar gitmişken ve Ulu Cami’ye yürüyerek 15 dakika mesafede bulunan Emir Sultan Hazretlerinin türbesine ve oradan da Yıldırım Beyazid’in oğlu Mehmet Çelebi’nin kabrini ziyaret ettik.. Ziyaretlerde hem dua etme fırsatı hem de yürüme yollarımızda Bursa’nın yokuşlarda kalmış yüzyıllık mahallelerini görme fırsatı bulduk.. Hatta bir mahalle belkide 150 merdivenlik bir sokakta kurulmuştu ve merdivenleri çıkan amca tam 70 yıldır bu merdivenleri inip çıkarım deyince genç kalmasının sırrını anlamış olduk..
Yine Ulu Camii’nin tam arkasına düşen bizim kapalı çarşımızı andıran Kapalı Çarşıları var. Alışverişi sevenler için harika bir yer.
Tabi Bursa deyince Kestane Şekerinden bahsetmeden geçemiyeceğim. Ulu camii’nin karşı sırasında Kafkas Şekercisini bulabilirsiniz.. Tüm Bursa’lılar Kafkası önerdi bence başka yerden almayın derim çünkü harika çeşitleri ve lezzetleri var!!!
Bursa’ya kadar gelmişken Uludağı görmeden gitmek olmaz diyorsanız Uludağ’a dolmuşlarına binmeniz yeterli. Yapmanız gereken bir taksiye binip Uludağ dolmuş durağına gitmek istediğinizi söylemek..Merak etmeyin Bursa o kadar da büyük değil nereden binerseniz binin 2,5 milyondan fazla vermiyorsunuz. Dolmuşla 45 dakika kadar sürüyor, teleferikle ise 15 dakkaymış.. Ama benim gibi yükseklik korkunuz varsa dolmuş en iyisi.. Dağ ise kaymayı bilenler ve çocuklar içi çok eğlenceli.. Heleki hava güneşli ise! hiç birşey yapamazsanız oturur manzara seyredersiniz. Ama şunu belirtmeden geçemiyeceğim, cebinizdeki para kısıtlıysa Uludağ’a gitmeyin derim.. Bir Nescafe’nin üçbuçuk milyon olduğunu söylemem yeterli olacaktır sanırım..
Bir de Bursa’nın sosyetik ve şifalı sularıyla ünlü semti Çekirge var.. Buradaki otellerde hem biraz daha ucuza kalabilir hem de şifalı sularından faydalanabilirsiniz..
İşte benim gördüğüm Bursa böyle.. Herkese tavsiye ederim gidin görün, emin olun hiç sıkılmayacaksınız…

30.07.2002

Cennet Misali Zigana!

 Trabzon’a ilk gidişim bundan altı yıl evveldi fakat o kadar güzel bir tabiatı vardı ki 3 yıl aradan sonra tekrar gitmeden edemedik.
Her iki gidişimizde de şehirde kalmak yerine Zigana tatil köyü denilen şehirden 2-3 km yukarıda bulunan dağların üstüne kurulu bir beldede kalmayı yeğledik. Burası ciğerlerinize temiz havayı sonuna kadar çekebileceğiniz, yeşilin her tonunu sınırsızca görebileceğiniz, tabiatın mükemmelliğini yeniden keşfedebileceğiniz harika bir yer..
Buranın işletmecileri doğayla bir bütün oluşturmaya özen göstermişler. Kalacağınız yerler acaip şirin olan Bungalov tipi tahta evler. Evlerin içi oldukça rahat, Hele balkonlarında oturup kuş seslerini dinlemek harika bir şey..Birde sabahın ilk ışıklarıyla kalkıp üzerinize çöken sisin yavaş yavaş dağılışını seyretmek ve hülyalara dalmak..Akşam orada yetiştirilen alabalıklardan yapılmış harika bir ziyafet yemek…Ben hepsini denedim ve Karadenize gitmek isteyen tüm arkadaşlara tavsiye ederim..
Sakın Zigana’ya uğramadan Trabzon gezintinizi bitirmeyin……..

30.07.2002