Imf’ye Kökten Çözüm

 Tayland turu sırasında rehberimiz bir olay anlattı…yıllar önce Tayland Krallığı, IMF’den borç alıyor ve tabii ki kısa zaman sonra faizleri önlerine getiriliyor aldıkları paraların… Kral bakıyor durum ekonomiye zarar veriyor, halka çıkıp sesleniyor ve bu borcu ödemek için herkesten özveri istiyor, halk ta krala güvendiği için elinden gelen maddi yardımı yapıyorlar…IMF borcu ödeniyor tek seferde ve kapı dışarı ediliyor IMF….

Keşke biz de devletimize güvenebilsek ve şu başımızın belası IMF’ten tek çırpıda kurtulabilsek.

2.10.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Tesadüfün Böylesi

Singapur Havayolları ile uçtuğumuz bir seyahatte, Singapur’da kalırsanız bir gece 5 yıldızlı otel sadece 50 USD gibi bir fiyata kampanya yapılmıştı…

Bir gece hem kalalım,dinlenelim hem de gezelim diyerek kabul ettik ve Hilton Otelini seçtik…

Akşam otelden çıkıp yürüyüş yapalım dedik ve karşımda otel kapısında uzun zamandır göremediğim bir arkadaşı görmez miyim?

Türkiye’de görüşmemizin kolay olmadığı bu insanı, taa Singapur’da görmek nasıl bir tesadüf oluyorsa :)))))

6.06.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Seçimler Ve Tesbitlerim……

 Şu seçimleri ne çok severim…Çocukluğumdan beri değişmeyen bir düzeni vardır seçimler öncesi ve sonrasının…

1- Seçim öncesi sağcısı, solcusu, ateisti, kafiri İMANA GELİR…Cami cami dolaşır… Geçtiği her köy ve kasabada camiye uğrar ve namaza durur adaylar….

2- Gazetelerde Parti liderlerinin kaç seneden beri GİZLİ GİZLİ 5 vakit namaz kıldıkları yazılır…Ama 5 vakit namaz kıldığı haber yapılan liderler niyeyse hiç normal dönemlerdde camilere uğramazlar…Cuma ve Bayram Namazları dahil buna…Evdir onlrın MABEDİ çünkü :=))))

3- Başörtüsü sorununu sağcısı solcusu hep çözecez diye konuşur ama senelerdir bir adım çözüm üretilemez… Beklenen nedir acaba çözmek için?

4- Yollar asfaltlanır

5- Göstermelik hizmetlere hız verilir.. Senelerce beklenmiştir oysa o hizmetlerin yapılması için.Seçim öncesi iyi bir zamandır….

6- Halkın içine dalınır…Oysa senelerce halk iğrenç varlıklar, cüzzamlı hastalar gibi kaçınılan ortamlardır…

7- Beyaz gömlek giyinilir.. Beyaz halkın TEMİZ BAŞKAN düşüncesini pekiştirir çünkü….

8- Kendine has bir selamlama şekli bulunmaya çalışılır.. Ama yüzlerce yıldır politikacılar bunu yapmak istediği için fazla seçenek te kalmamıştır.. En son denenmesi gereken orta parmak işaretidir. Sakın ha bu hareketi seçmeyin siz politikacı olmayı düşünüyorsanız. O hareketin gerçeğini seçildikten sonra zaten halka yapacaksınız….

Tüccar nasıl bir ürünü alıp sattıktan sonra kar etmeyi hesaplıyorsa, politikacılar da seçim öncesi yatırımlar yapar ve seçildikten sonra kaymağını yemek isterler..Onlar da bir çeşit tüccardırlar aslında…. Hizmet beklemek çok komik bir hatadır…Malını satmak ve kar etmekle uğraşan bir tüccardan hizmet beklemek ne kadar doğruysa, seçilmek için o kadar çabalamış politikacının da para kazanma ve cukka doldurma döneminde hizmet üretmesini beklemek o kadar yanlış olacaktır…

Uyan EY HALKIMMMMMM!

25.06.2007

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Tarihten Alınan Ders

Kore’de bindiğimiz takside şoför nereli olduğumuzu sordu. Türküz dedik. Başladı sorular sormaya..
– Sizin araba sanayiniz var mı?
– Ekonominiz bizden düşük değil mi?
– Sizde bu var mı? Şu var mı? Kore’de hepsi var, biz sizden daha moderniz, daha ileriyiz …
Olay gittikçe fanatik milliyetçiliğe doğru giderken, Kore Savaşında onlar için en çok asker gönderen ülkelerden birinin Türkiye olduğunu hatırlıyor musun? diye sorunca, o anda kendine gelen şoför:
– Haklısınız ya! Siz olmasaydınız biz bugünlere gelemezdik..Siz, çok büyük bir milletsiniz, şöyle ulusunuz, böyle delikanlısınız diye methiyeler dökmeye başladı…

2.11.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin’de İsim Yozlaştırma Sistemi

Senelerdir Çin’e giderim.. Senede bazen 5-6 kez gittiğim olur. Genelde her seyahatte bir ya da birkaç şehir ve kasabayı dolaşırım.

1991’den beri gittiğim bu ülkedeki değişimi de yakından izlemeye çalışıyorum. Koskoca Çin devleti gelişirken, neleri kaybediyor noktasında özellikle araştırma yapıyorum….

Dünyaya ekonomik anlamda kafa tutan Çin’de iyi gitmeyen bazı noktalar var… KÜLTÜR YOZLAŞMASI… Emperyalist güçler, savaşla yıkamayacaklarını düşündükleri çinlileri, içten yıkma planları yapıyor, hemde planlı olarak, uzun zamandan beri….

İlk yapılan hareket, çince isimlerin zor olduğunu iddia ederek, her çinliye bir İNGİLİZ ismi vermek olmuş. Bugün denebilir ki, her çinlinin, bir çince ismi, bir de ingilizce ismi var… Mesela “Wu Wen Ying” adındaki bayanın ingilizce ismi “Lucy Wu”, “Chi Shi Quan” adındaki erkeğin ingilizce ismi de, “Simon Chi”….

İsimlerin ingilizcesi bulunurken özel bir sistem yok, herkes ingilizce isim katalogundan kendine isim beğeniyor ve bunu kullanmaya başlıyor. Bu isim değiştirme olayının arkasında kim var diye düşünmenize gerek yok, İNGİLİZCE KURSLARINDAKİ YABANCI ÖĞRETMENLER…… Hem ingilizce öğretiyorlar, hem de çinlilerin ismini değiştirerek, onları ingiliz kültürüne kısa yoldan sokmuş oluyorlar. İnanılmaz gibi gelebilir ama ingilizce ismini seçen çinlilerin çoğu, aldıkları ismi taşıyan tarihteki ünlü ingilizleri okuyarak, biraz daha ingiliz hayranı olup , çin özlerini kaybetmeye doğru adım adım gidiyorlar…

İsim değiştirmek bu kadar da tehlikeli değil denebilir… İyi ama bir insanın ismini değiştirmek gibi mantıksız bir hareket kime ne fayda sağlar? Adamın adı Chi olsun, bu ismi telafuz etmeyi öğrenme nezaketi gösteremezmiyiz? Niçin Chi Beyin ismini değiştirmesini istiyoruz? Bu kadar kaba olmamız gerekmiyor.. Chi Abi, senin ismini telafuz etmek çok zor ya! Gel sana bundan sonra Abdurrahman diyelim!…..Kim ister bu mantıksız isim değiştirme olayını? Tabii ki İngilizler…. Onlar uğraşamazlar Sheng, Wong vs isimlerle, rahatsız olurlar…Değiştirin kardeşim! derler…..

İnsanın ismi ne olursa olsun, onu olduğu gibi kabullenmek şarttır. Adamın adını telafuz edememek sizin sorununuzdur, ailesi ona bir ismi verirken kusura bakmayın ama sizin telafuz edemeyeceğinizi hesap etmek zorunda değildir.

Çinliler bir an evvel bu yozlaşmadan kendilerini kurtarmalıdırlar… Yoksa gün be gün emperyalist güçlerin hayallerinin gerçekleşmesine hizmet edeceklerdir.

Bir ülkeyi savaşla yıkamıyorsan, içten yıkacaksın – EMPERYALİST ATASÖZÜ

İçten yıkılmaya çalışan ülke acaba sadece ÇİN mi? ACABA?

22.05.2003

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uzak İki Ülkenin Hikayesi – 2

ALFA halkı , liderlerinin kendilerini kandırmasından hiç memnun değildir. Her seçim öncesi müthiş vaatlerde bulunan ve sonra ortalarda görğnmeyen liderlere artık güvenleri de kalmamıştır.

Yöneticilerin hata zinciri yavaş yavaş halk seviyesine kadar inmiştir. Herkes, kendi alanında umursamazlık içinde hareket etmeye başlamıştır. Amaç, günü kurtarmaktır. Amaç yarına bir kaç kuruş atabilmektir, çünkü ALFA ülkesinde halkın hastane ve gelecek garantisi yoktur. Parası olmayan hasta kapıda bekletilmektedir, acil hastaya 3 ay sonraya gün verilmektedir, doğal olarak herkes kenarda YASTIKALTI parası tutmaktadır. İşin ilginç tarafı, bu yastıkaltı paraların miktarı birçok devletin tüm değerinden fazladır. Halk bu paraların yarısını piyasaya sürse zaten piyasada kriz diye birşey kalmayacaktır, ama nerede o yöneticilere güven?

ALFA ülkesinin bir özelliği daha vardır… Tarih boyunca birçok uygarlıklara evsahipliği yapmıştır, bunun nedeni de toprağın verimliliği, 4 mevsimin birarada yaşanabilirliği, halkın çalışkanlığıdır… Gelgelelim bilinçsiz yönetim sayesinde bereketli topraklar bile verimsiz olmaya başlamaktadır.

Komşu ülkelerde taşı vurduklarında petrol çıkarken nedense ALFA ülkesinde petrol olmadığı iddia edilir senelerdir. Hatta açılan petrol kuyularını birileri özellikle kapattırmaya çalışır nedense…Kimse anlam veremez ama soru da soramazlar.

Birçok devletin gözü aslında bu bereketli topraklardadır. Bu nedenle dostu neredeyse yok denecek kadar azdır, üstelik gerçek dostlarını da Vatansever Yöneticilerin, Batı sevdası yüzünden kaybetmişlerdir. Yalnız kalmışlardır. Tek dostları vardır.. Batı’lı devletler.. O da Kurtlar Sofrasından başka birşey değildir aslında.

Birgün, çok güzel bir gelişme olur. ALFA ülkesinde halk sokaklara dökülür sevinçten. Batı’lılar bu kadar sene kapılarından ayrılmayan, eşikte yatan Alfa liderlerinin isteklerine kulak verirler ve GÜMRÜK BİRLİĞİ adını verdikleri, apartmandaki kapıcılık görevi denebilecek bir göreve getirirler Alfa’lıları.

ALFA halkına büyük bir müjde verilmiştir, Batı’lı olmamışlardır ama artık Batı apartmanında kapıcı olmayı başarmışlardır. Bu ne büyük bir başarıdır !

Batı’lılar ise olaya farklı yaklaşmaktadırlar aslında. ALFA ülkesindeki yukarda bahsettiğimiz o hammaddeleri, madenleri, hormonsuz ürünleri Gümrük Birliği sayesinde çok ucuza Batı halkının hizmetine sunmuş olacaklardır. Kendi ürünleri dünyaya pahalı geldiği için, ALFA ülkesinden gümrüksüz aldıkları malları, BATI damgasıyla iki, üç katına satabileceklerdir.

Batı, aslında kendini beğenmiş bir yapıya sahiptir. Tarihi boyunca hep kendini üstün, diğer tüm kültürlere barbar diyebilecek kadar aslında basit bir düşünceden kendini kurtaramamıştır. Batı uygarlığı gittiği her ülke kültürünü değersiz saydığı için, bırakın kültürü değiştirmeyi, neredeyse halkın rengini bile değiştirebilmek için elinden geleni arkasına koymamıştır. Dünyada kaybolmuş uygarlıkların bir kısmı övünerek Batı tarafından yokedilmiştir. Sırada ALFA ülkesi vardır. İşin komik tarafı, ALFA’lılar, elleriyle kültürlerinin yokedilmesine çalışmaktadırlar. Hatta 70 sene önce yapılan , Dünya Kültürel Kıyafetler Sergisi’ne ALFA devleti Smokinli erkek kıyafetiyle, mini etekli bir bayan kıyafeti gönderecek kadar komik işler de yapmayı başarabilmiştir.

Devamı ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE…..

21.06.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin’de Sansür

  Uzun zamandır Çin’e gidip geliyorum… Orada ofis açtım ve ofisin altyapısını bitirene kadar da burada yaşadım çinlilerle birlikte…Onları daha iyi tanıma şansım oldu bu sayede…

Bu yazımda sizlere Çin’deki devlet sansürü hakkında birşeyler yazmak istiyorum….Çin’de devlet çok ciddi bir sansür sistemi kurmuş durumda… Haber özgürlüğü diye birşey geçerli değil burada… Sadece yabancıların olduğu ortamlarda sansür yok görüntüsü veriliyor…

Uydu satellite sistemleri bir kere yasak. İzinsiz asla receiver kullanamıyorsunuz. Anında polis sizi yakalıyor. Kaçak uydu yayını kullananların hapse atıldığı maalesef doğru bir haber. Kendi yaşadığım eve uydu yayını almak istedim ve yüzlerce dolar para ödemem istendi avrupa kanallarını açtırmak istersem. Ücretsiz yayın paketini seçtim çaresiz…Orada da Hint, Pakistan kanalları sadece çıkıyor 🙂

Haberleri izlerken bile uydudan özgür değilsiniz. Diyelim Çin ile alakalı bir olumsuz haber yayınlanıyor…anında yayın kesiliyor ve o haber geçinceye kadar birşey göremiyorsunuz sonra düzeliyor yayın… Burada Çin aleyhine hiçbir haberi öğrenmeniz mümkün değil… Sansürlenen haberlerden bir tanesine örnek vereyim. Guangzhou eyaletinde yağıilardan seller olmuş ve 48 kişi ölmüş…Bu haberi de internetten öğrendim sonra..Haberin içeriği sadece bu….

Bizim Türkiye’yi bir de düşünelim şimdi… Haber özgürlüğünün sınırsızlığını hatırlayalım.. Adam yol kenarında kaza yapmış kanlar içinde kameramanlarımız zoom yaparak çekerler adamı… Bir olay olur bütün dünyaya en ince detayıyla ulaştırırız.. Kendimizi deşifre etmekte üstümüze yoktur bizim. Herşeyi ama her şeyi göstermek gibi bir fantazimiz vardır. Bazı şeylerin toplum sağlığını bozabileceğini asla düşünmeyiz biz…

Bir tarafta Çin sansürü, diğer tarafta Türk Haber özgürlüğü… Acaba hangisi normal olan? Yoksa en mantıklısı ortası mı dersiniz?

8.08.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Papa…senin Derdin Nedir?

 Dünyada savaşsız geçmiş bir 10 yıl yok tarih boyunca…İnsanlar ayrı düşüncelerinde inat etmiş ve anlaşma yerine savaşmayı tercih etmişler… Milyonlarca insan ölmüş bu savaşlar yüzünden….

Tarihteki savaşların bazısı ise yüzyıllarca sene devam etmiş…Din çatışmaları adı altında sayılan bu savaşlardan biri de İslam-Hristiyan çatışması…. İslamın kuruluşuyla birlikte başlayan fikir çatışması maalesef dalga dalga devam etmiş ve günümüzde de devam ediyor.

– Hristiyanlara göre biz müslümanlar kafiriz çünkü yeni bir din çıkarmışız….
– Müslümanlara göre hristiyanlar kafirdir çünkü ALLAH’a eş koşmaktadır hristiyanlar. (İSA TANRI’NIN OĞLU dedikleri için)
– Yüzyıllar boyu biz cihat etmişiz, onlar Haçlı seferleri yapmışlar…
– Halen hristiyanlık ta yokedilememiş, islam da gelişimine devam ediyor.

Son yıllarda pasif bir savaş var dinler arasında… Danimarka’dan bir karikatür oyunu çıkartıldı, yoklandı müslümanların tepkisi….Şimdi Papa kalkıp islam dini ve Peygamberimiz (SAV) hakkında çok fütursuzca açıklamalarda bulundu. Koskoca papa öyle bilinçsiz konuşma yapma yetkisine sahip değil unutmayın…
Söyleyeceği her cümle 6 ay önceden hesaplanır onun…. Kullandığı her cümle aslında istenilen bir SONUCUN ilk adımını oluşturacak adımlardýr…. Papa bu saldırısıyla islam ülkelerinin dini bağlılıklarını yoklamaktadır. Verilecek tepkiler bir sonraki demeçlerin altyapısını oluşturacaktır.

Hazır olun yakında dinler arası bir savaşı başlattığı için tarih sayfalarında bu papanın adı kanlı harflerle geçecektir. İnsanlar barış içinde zor yaşarken, bu ne idüğü belirsiz demeçlerle ortalığı karıştırmayı başaran BÜYÜK BİR ZAT maalesef özür dilemeyi bile kabul etmemektedir.

Peki bir çok ülkede bu demeçlerden sonra ateşe verilen kiliselerin, öldürülen rahiplerin günahı kime aittir??

Papa! Haddini bil…..Bildirirler vallahi…. Benden söylemesi…Aç tarih kitaplarına bir bak istersen…..

Haa..bir de…tarih kitapları bir KADIN PAPA hikayesinden bahsediyor…O konuda neden hiç konuşmuyorsun Papa? Bize saldırmadan önce o konuyu bir aydınlatsan diyorum…

NOT:
Efsanevi kadın papa:
PAPALAR listesine bakacak olursanız, Papa IV. Leo’nun 855’te ölmesinden sonra yerine III. Benedict’in geçtiğini görürsünüz. Ancak bazı ortaçağ yazarlarına göre bu liste eksiktir. 11. yüzyılda yazan bir keşiş şöyle diyor: ‘‘Papa Leo 1 Ağustos’ta öldü. Onun yerine geçen ve bir kadın olan John iki yıl beş ay ve dört gün papalık yaptı.’’

Papa Joan, ya da VIII. John efsanesi Katolik Kilisesi’ni yüzyıllardır rahatsız etmektedir. 9. yüzyılda bir kadın papanın varlığını kanıtlayacak herhangi bir şey olmamasına rağmen daha sonraki yüzyıllarda bu hikáye öyle yaygınlaşmıştır ki, 1601’de Papa VIII. Clement olayın uydurma olduğunu ilan etmek zorunluluğu hissetmiştir. Ve hatta 1886’da Papa Joan hakkında bir roman yazan Yunanlı Emmanuel Roydis aforoz edilmiştir. http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/01/03/10/yasam/05yas.htm

18.09.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Üyelerimize Küçük Hatırlatmalar

Sayın Üyelerimiz,
Sitemize göstermiş olduğunuz ilgi ve alakaya içten teşekkürlerimizi sunuyorum.
Seyyahamca sitesine neden üye olayım ki diyen bazı arkadaşlarımız var, aslında bu soruyu sormaları çok doğal. Müsaade ederseniz kısaca amaçlarımızı anlatayım, bu sayede üyelik sistemimizi daha iyi anlamış olacaksınız.
1- Sitemizin ana tema’sı, gezilen yerler ile alakalı tavsiyeler, düşünceler, şikayetler,başımızdan geçen ilginç olayları, siteyi ziyaret edenlerin bilgisine sunabilmek.
2- Yazdığınız yazılarda öncelikle birkaç cümle ile anlatmamanızı rica ediyoruz. Şuraya gidin çok güzel demenin siz de kabul edersiniz ki hiçbir faydası yok. Bu nedenle yazılarınızın biraz detaylı olmasına dikkat etmenizi rica ediyoruz.
3- Gittiğiniz bölge hakkında eğer beğendiğiniz ve beğenmediğiniz özellikleri,objektif açıdan verebilirseniz sanıyorum gerçekten mükemmel bir bakış açısı yakalayabileceğiz.
4- Yazılarınızı sitemize göndermeden önce TEXT olarak bir kenarda yazarsanız, kolayca sitemize upload etme şansınız olacaktır. Bu sayede sizde de bir nushası yedek olarak kalacak, herhangi bir internet bağlantı sorununda bu yedek çok işinize yarayacaktır.
5- Yazılarınızdaki cümle düşüklüklerini elimizden geldiğince düzeltmeye çalışacağız fakat ricamız daha dikkatli yazabilmeniz.Bu konuda yardımınız için şimdiden teşekkür ediyoruz.
6- Sitemize birçok arkadaşımız birkaç değişik kullanıcı adıyla üye olmaya çalıştılar, Bu noktada ricamız her üyemizin bir kullanıcı açmaları olacaktır. İlerde gereksiz kullanılmayan üyeleri silmek zorunda kalacağımızı üzülerek belirtmemizde yarar var.
7- Seyyahamca sitesi amatör bir site olarak kalma amacındadır, bu nedenle üye sayımızı şişirmek gibi bir hevesimiz olmayacağı gibi,siteye yazı yazmayan binlerce üye yerine, yazılarıyla bizlere katılacak çok az sayıda üyemizin olması tercihimizdir.
8- Üye kaydı yaptıran arkadaşlarımızın bazıları ya yanlış mail adresi ya da çalışmayan mailler yazmışlar. Doğal olarak sitemize üyelik müracatı yapan arkadaşlarımıza otomatik mail gönderildiği için bu mailler eğer şifreyi ulaştıramazlarsa o üyenin kaydı onaylanamamaktadır.
9- Üyelerimizin bizlere kayıt olurken yazdıkları detaylardan sadece mail adresleri sitemize yazdıkları yazılarının altında yayınlanacaktır. ICQ,MSN,YAHOO gibi detayları yayınlamayacaktır. Üyelerimizin bize güvenini sarsmamak amacımızdır.

Sitemize sizin de yazacağınız yazıların bizim için değeri çok büyük, çünkü biz biliyoruz ki, her insanın bakışı farklıdır. Szin bakışınızla çok daha ince noktaları görebilme imkanımız olacak.

Lütfen seyahatleriniz hakkındaki iyi ya da kötü düşüncelerinizi bizimle paylaşın. TÜM DÜNYA’YA YAYINLAYALIM 🙂

saygılarımla

21.06.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Moskova – Rusya

Moskova, Rusya`nin baskenti ve Avrupa`nin en büyük kentlerinden biridir. 850 yil önce, Prens Yuri Vladimirovich Dolgoruky tarafindan kuruldugu kabul edilir. Moskva Nehri kenarina kurulan bu ahsap kasaba, gittikce gelismeye baslar, kasaba etrafina set çekilerek dusmanlara karsi korunma saglanir.

Daha sonralari ticaret yolu uzerinde olmasi sayesinde ufak kasaba, gelismesini devam ettirir, Mogol saldirisi sirasinda ele geçen kent, Dmitry Donskoy 13.cü yüzyılda Moğollara karşı ilk başarıyı elde eder ve daha sonra 3.cü İVAN, kenti taş duvarlarla sağlamlaştırır. Diğer yakın kabileleri de kendi etrafında birleştirir. Bugün Kremlin Meydanı’nın olduğu bölge 15.ci yüzyılda şekillenmeye başlar. Şehir gelişmesini sürdürürken, duvarlar da genişletilmeye devam eder. Tatar saldırılarına karşı özellikle güvenliğe önem verilir.
Çar adı verilen yöneticiler tarafından yönetilen Rusya, komşusu Osmanlı ile de uzun bir dönem savaşlar yapmış ve doğu cephesinde özellikle birçok şehit vermemize neden olmuştur.

1917 yılında yönetimi ele geçiren Bolşevikler ihtilal yaparak Komunizmi getirmiş ve Çarlık sistemine son vermişlerdir. Ruslar bu ihtilale Yahudi İhtilali adını verirler çünkü bu ihtilali yapan 20.000 kişinin çoğu Yahudi azınlıktan oluşmaktaydı….

Moskova’ya Ekim 2002’de ilk seyahatimi yapma şansım oldu. İstanbul’dan kalkan charter uçak iki buçuk saat sonra Moskova’ya ulaştı. Demodedova Havaalanı’na inen uçaktan inerken, 2 derecelik hava sıcaklığı insanın kemiklerine işliyordu.

Moskova’da 6 havaalanı var, bu yüzden varış havaalanınızı iyi öğrenmenizde fayda var. Havaalanında vize işlemleri sırasında Türk vatandaşları özellikle kenara alınıp, pasaportları alınıp 10-15 dakika bekletiliyorlar..

İşlemler bitip taksiye bindiğimizde, dışarda lapa lapa kar yağıyordu ve taksicinin söylediğine göre, bu mevsim için çok normal olmayan bir durumdu bu. Gazetelerde yazanlara göre de Moskova’da soğuktan 20’ye yakın kişi donarak ölmüştü bu hafta içerisinde…..

Taksi ile bir saate yakın süren seyahat sonrası, Moskova Otel’e geldik. Burası Moskova’nın eski otellerinden birisi ve Kremlin Sarayı’nın hemen yanıbaşında. Fiyatları 3 yıldız bir otele göre oldukça pahalı sayılır çünkü gecesi 100 dolar civarı…Tek iyi tarafı, şehir merkezinde oluşu ve temizliği….

Moskova, benim için Kremlin demekti bugüne kadar, fotoğraf karelerinden aklımda kalan o 1001 Gece Masalları stilindeki binayı görmeden Moskova’dan gitsem, gözüm açık kalırdı doğal olarak ve boşluk yakaladığım ilk anda bu tarigi binaya koştum…Koştum koşmasına ama gözümde canlandırdığım o dev bina yerine küçük bir bina çıkınca hayallerimim yıkıldı…

Kremlin Sarayı ile alakalı bazı noktaları yeniden gözden geçirmemiz lazım, öncelikle o fotoğraflardaki güzel ve sevimli bina bir KİLİSE. “Saint Basil” adındaki bu Ortodoks Katedral, Korkunç İvan tarafından, Kazan ve Astrahan zaferleri hatırasına yaptırılmış ve İSLAM’A KARŞI BAŞARININ SEMBOLU olarak 1553 yılında inşasına başlanmış ve 1560 yılında bitirilmiştir. Binanın dizaynını Barma ve Posnik adlarında iki Rus mimar yapmış ve bir İtalyan mimar bu projeyi tamamlamıştır. Anlatılanlara göre, Çar , katedral inşaatı sonrasında Italyan Mimara, bu binadan daha mükemmelini yapabilir misin? Diye sormuş, aldığı cevap “evet” olunca da, bir daha böyle mükemmel bir bina yapamasın diye gözlerini oydurarak kör etmiştir…..

St. Basil kimdir? Diye sorulabilir… 15.ci yüzyılda, Rusya’da, derviş diyebileceğimiz insanlar çok değer görmekteydi. St. Basil sokaklarda peşmurde dolaşan ve kendini “İsa Aşkıyla delirmiş biri” olarak tanıtan bir zattı. Öldüğü zaman, bu katedrale onun adının verilmesine karar verilmiştir.

Katedral, 8 kuleden oluşmakta.Rus Ortodoks inancında, kilisede oturmak yasak sayıldığı için, dua edenler bölüm bölüm dolaşarak ayakta dualarını ediyorlar. Kilisede en çok ilgimi çeken bu nokta oldu, çünkü ben kocaman bir alan bekliyordum.

St Basil Katedrali, diyebiliriz ki Moskova’nın en sevimli ve ilginç binasıdır. Kremlin Sarayının ucunda inşa edilmiştir. Kremlin sarayı yüksek duvarlarla kaplı ve ağırlık olarak kırmızı rengin kullanıldığı bir bina…

Lenin 1924 yılında öldüğünde, cesedi mumyalanarak, Kremlin Sarayında özel bir bölüme konularak , halkın onu görmesi sağlanmış ve bugün hemen Kızıl Meydan’da, LENIN yazan bölümde müzesi mevcut, dileyenler uğrayabilir, ben gidemedim çünkü hergün açık değil dediler.

Kremlin Meydanı’nda , Lenin Müzesi karşısında kocaman bir bina dikkatinizi çekecektir hemen. Bu bina içerisinde çok modern dükkanların olduğu, kozmopolitan bir yer. İşin ilginç tarafı, binayı geçen yüzyılda, Türk ve İtalyan işadamları ortaklaşa yapıp, Ruslara kiralamışlar.

Kızıl Meydan’ı bir kenara bırakıp dolaşırken sokaklarda, PUŞKİN Heykeline geliverdim. Puşkin Rusy için çok önemli bir insan ve hikayesi de oldukça ilginç. Etyopya Kralı tarafından geçen yüzyılda, Rus Çarına hediye olarak gönderilen bir zenci çocuktur Puşkin. Değişik sevimliliği ve zekası sayesinde, Çarın dikkatini çeken bu çocuğa, Beyefendilik ünvanı verilir ve bu sayede Puşkin, Sarayda yerini sağlamlaştırır. Daha sonra bugünkü Rus alfabesini ve dilini şekillendiren çalışmalarıyla, modern Rusçanın temellerini atmış olur. Bugün, yaşadığı konak halen bir müze olarak kullanılıyor, ama sponsor bulunamadığı için henüz açık değilmiş…. Sponsor bulunursa, müze açılacak dediler.

Moskova trafiği, İstanbul trafiğini hiç aratmadığı için, hiç zorluk çekmedim orada. Bizden farkı olmayan bir karmaşa orada da mevcut.

Moskova’da, taksi sistemi farklı, normal taksiler haricinde cadde ve sokaklarda binlerce kaçak taksi mevcut ve halk genelde bunları tercih ediyor. Şahsen biz bunlara fazla binmedik ama söylenen şu ki, ucuz yolculuk istiyorsanız ki Rusya çok pahalı biliyorsunuz, bu taksilere binmenizde fayda var. Caddede baktığım zaman, birçok kişinin sadece el işaretiyle bu tip taksileri durdurup bindiğine şahit oldum. Bu arada, kaçak taksinize binmeden önce kesinlikle gideceğiniz yere kaç rubleye gideceklerini sorup, pazarlık yapmayı unutmayın.

Moskova’da çok Türk firması var. Mesela MİGROS RAMSTORE birkaç yerde dikkatimi çekti. Heryerde Türk inşaat firmaları ve yaptıkları çalışmaları görülmekte. Yol inşatlarını da biz yapıyoruz. Birçok Türk vatandaşımız da bu yüzden Rusya’da yaşamaktalar.

Kahvaltıda, bizim su böreği ile aynı olan ve adına AÇMA denilen börekten yemenizi tavsiye ederim. Beyaz peynir yerine, kaşar peynir konularak yapılan bu börek, Gürcistan stili imiş, bunu da sorup öğrenmiş oldum.

Yemeklerde fazla zorluk çekeceğinizi sanmıyorum, lokantalarda domuz eti olmayan yemeklerin birçoğu, bildiğimiz yemeklerden çünkü.

Rusya, Perestroyka sonrasında, kendini bulmaya çalışan bir ülke havasında geldi bana. Konuştuğum birkaç Rus, KGB’nin çok cidi bir şekilde yeniden canlanmaya başladığından bahsettiler. Düşüncelerine göre, komünizm tekrar canlandırılmaya çalışılıyor saman altından. Bunun faydası mı olur zararı mı , bilemiyorum tabii ki, bu sadece duyduklarım…

Dönüş yolculuğu için havalanına geldiğimizde, vize işlemleri sırasında polis ne kadar dolar var dedi? Cüzdanımda ne kadar olduğunu söyledim ve bakayım dedi..Tüm cüzdanı sağolsun inceledi ve tatmin olmadığı belli ki, bir bölüme alıp orada da tüm elbise ceplerimi aradı. Sorunu neydi bilemiyorum ama çıkışlarda ben değil sadece, birçok kişiye bu işkence yapılıyor. Benden önce sırada olan ihtiyar Rus yolcu, benden daha fazla arandı… Size tavsiyem, Rusya’ya grişte doldurduğunuz ve üzerinizdeki döviz miktarını yazan dokumanı dikkatli doldurmanız, çünkü çıkarken para kontrolu yapılırken bu dokuman baz alınıyor. Diyelim 500 dolar yazdınız ve çıkarken cüzdanınızda 600 dolar var, bu yüzden sorguya alınabiliyorsunuz… Burası Rusya!!! Acaba biz de Rus turistlere bu şekilde mi davranmalıyız? Ne dersiniz aslında mantıklı değil mi? Onlar bize sorabiliyorsa bu parayı nasıl kazandın diye? Biz niye sormuyoruz?

Arada olan bazı olumsuzluklara rağmen, Rusya ilginç bir ülke ve bugüne kadar neden daha önce gitmedim diye kızdım kendi kendime…Giderseniz, Kremlin Meydanı’na selamlar!!!!!

17.10.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin