Innsbruck – Avusturya

Avusturya`ya 1997 yilinin ocak ayinda Tayvan isadami grubuyla gitmistim. Italya fuarindan cikip Almanya fuarina giden bu 25 kisilik isadami grubunun icinde tek Turk olma zevkini yasamak nasip olmustu bana. Grup olarak Italya fuari bittiginde ertesi gun otelin lobisinde bulusup, otobuse binip yola koyulmustuk.

Tayvanli grup derken bir notu araya sikistirmadan gecemiyecegim; Tayvan cok kucuk bir ulke olmakla beraber isadamlarini her konuda destekliyor. Yurtdisi fuarlarina gruplar halinde gonderiyor ve bu isadamlarinin en ucuza konaklamasini , gezmesini eglenmesini sagliyor. Birlikten kuvvet dogar sozu bu ulke icin gecerli. Mesela Italya Almanya arasindaki bu iki gunluk programda 250 dolar karsiliginda tum yol masrafi, yol uzerinde gidilecek tarihi ve turistik yerler, yemekler, oteller dahildi. Hayatta bu fiyata bu kadar islemi gerceklestiremezsiniz tek basiniza… Aklin yolu birdir derler…Bu adamlar akilli hareket etmeyi ogrenmisler …. Yol boyunca her durdugumuz sehirde yada kasabada Cin Lokantalarina goturduler…Adamlar baska yemek asla yiyemiyorlar. Ben de onlarin arasinda yemeklerden yiyebileceklerimi ve yiyemiyeceklerimi bastan anlatarak, yardimlarini istedigimi soyleyince grup halinde sunu yiyebilirsin, su yasak deyip sagolsunlar yardimci oldular… Ama tam iki gun boyunca sadece Cin yemeklerini yemekten inanin gina gelmisti bana…

Neyse gelelim seyahatimize…. Italya`dan otobusumuz Avusturya sinirina geldiginde ALP daglari bizi coktan karsilamisti bile…O karlarla kapli daglari seyretmenin zevki bir baska oluyor ..Her tarafta kayaklarla dolasan insanlar gormek mumkun, yolun saginda solunda eski satolar ihtisamlariyla karsinizda duruyorlar…

Yolumuz uzerinde dunyaca unlu Svarovsky kristal fabrikasinda mola veriyoruz ve fabrikayi geziyoruz. Burada kristal urunlerini satin almaniz mumkun. Oldukca guzel urunler var tabiiki fiyatlari da bir o kadar guzel….

Aksamustu Innsbruck`e variyoruz.. Innsbruck Kis Olimpiyatlarinin yapildigi bir sehir. Arkasini yuksek Alp daglarina dayamis bu sehrin kendine has bir sevimliligi var. Hava serin fakat insani rahatsiz etmiyor. Otele yerlesiyoruz. Holiday Inn oteli kesinlikle iyi bir secim. Geceyi deliksiz bir uyku ile gecirdikten sonra sabah kahvalti sonrasinda Almanya`ya dogru yolumuza devam ediyoruz.

Avusturya`da Almanya`da oldugu gibi Turk vatandaslarimiz epey mevcut. Zor bir durumda kalirsaniz yardiminiza kosacak bir Turk vatandas bulmaniz zor degil.

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Çin Borsası

 2007 yılı boyunca Çin’de borsa olayında yaşanan bir patlama her yerde kendini gösteriyor. Tanıdığım arkadaşlarımın neredeyse hepsi borsaya bir şekilde bulaşmış durumdalar. Bulaşmakta da haklılar aslında. Bir sene içinde %400 civarı kazananlar olunca herkes ben de şansımı deneyeyim diyerek borsaya başlamış.

Ev hanımları, işi yoğun olmayanlar ve işsizler için borsa bir çeşit umut kapısı şimdilerde. Cep telefonlarından bile borsayı canlı takip etme şansı var. Her yerde stok market hakkındaki bilgileri görebileceğiniz bilgisayarlar mevcut. Borsa kanalları açılmış televizyon kanalları arasına…

Borsanın bir müddet daha kazandıracağına şüphem yok fakat pek kısa zamanda tüm parasını borsadan kaybeden şimdinin zenginleri, ilerinin fakirlerini pek yakında görebileceğimden adım gibi eminim.

Borsada tiyo almadığınız sürece kazanma şansınız çok olmayacaktır ve başkasının sizin paranıza değer kazandırmasını ümit etmek kadar boş bir hayal tanımıyorum şahsım adına. Varsa paranız canlı yatırımlara girin derim.

Çinli arkadaşlarıma, Türkiye’de senelerdir borsadan kaybedenleri anlatmaya çalışıyorum ama %400 kazandırmış bir borsanın yırtıcı dişlerini nasıl gösterebilirsiniz ki şimdi bu arkadaşlara? Ancak kaybettiklerinde dediklerimin anlamına ulaşacaklar ama çok geç olacak.

Kasım başında %5 bir düşüş yaşayan borsa Çin’de binlerce insanın zarar etmesini sağladı.

Düşünsenize birbuçuk milyar insanın borsa oynadığını..Ortada dönen rakamlar aklın sınırlarını zorlayacak rakamlar cidden… Bakalım yakında neler görecek ve duyacağız ÇİN BORSASI ile alakalı…

9.12.2007

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Seyyahamca 13. Yıl

 Değerli Seyahat Dostlarımız
2000 yılında amatör bir zevk ile başladığımız SEYYAHAMCA sitesi tam 13 yıldan beri zevkinize sunuluyor. Hiçbir ticari amaç ve beklentisi olmadan, sadece seyahat bilgi alışverişi yapılabilen dünyadaki birkaç siteden biri olma özelliği taşıyoruz.
Yazılarınız sitemizde onaylandıktan sonra yayınlanmakta ve diğer seyahatseverlerin faydalanmasını sağlamaktadır.

17.01.2013

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Elazığ Havaalanı

 Bingöl ve Tunceli’de yaşayan ve askerlik yapanlar bilirler, bu şehirlere giderken en hızlı ulaşımı Elazığ üzerinden uçakla gerçekleştirebilirsiniz.

Elazığ Havalimanı senelerden beri kendi haline terkedilmiş ve geliştirilmemektedir. Pistin uzunluğu büyük uçakların inmesine uygun olmadığı için küçük uçaklar hizmet vermektedirler.

Pistin uzatılması mümkün olmasına rağmen işlemler özellikle uzun tutulmakta ve ova üzerine kurulmuş olmasına rağmen havaalanının bir türlü uzatılarak,büyük uçakların inmesine imkan verilmemektedir. Bahane olarak havaalanının devamında bulunan tarla sahiplerinin arsalarını vermek istemediklerinden bahsediliyor, oysa biliyoruz ki istense herşeye çözüm bulunduğu gibi buna da kolaylıkla çözüm bulunabilecektir.

Yolcular, Malatya’daki havaalanına gönderilmekte ve 130 km uzaklıktaki bu havaalanına gitmek en az 2 saati bulmaktadır. Malatya Havaalanından Ankara ve İstanbul’a uçan yolcuların büyük bir kısmı Elazığ yolcularıdır. Hergün Elazığ’dan servislerle yolcular Malatya’daki havaalanına taşınmaktadır.

Elazığ Havaalanı, stratejik anlamda bu kadar önemli olmasına rağmen politik nedenlerden gelişmesi engellenmektedir. Yıllardan beri politikacılar verdikleri sözleri tutmamakta ve havaalanına bir çivi bile çakılmamaktadır.

Ülkemizin gelişmesi adına bu havaalanımıza gereken önemin verileceğini ümit ediyorum…..Bakalım o günleri görmeye ömrümüz yetecek mi?

15.08.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Guangzhou Ve Hırsızlık Olayları – Çin

Gelişen Çin’de doğal olarak hırsızlıklar da paralel bir şekilde gelişiyor. Gün geçtikçe hırsızlık vakaları artıyor. Turistler de bu hırsızlık olaylarından nasiplerini almaktalar.

Birkaç arkadaşımın başına gelen olayı sizlerle paylaşmak istiyorum… Olay İranlılar tarafından yapılıyor…. Size yaklaşıyorlar düzgün kıyafetli iki iranlı….Türk müsünüz diye soruyorlar… Siz de evet diyorsunuz, sohbete başlıyorlar… Türk Lirası var mı sende diye soruyorlar? Görmek istiyoruz mümkünse diyorlar. Siz de çıkarıyorsunuz cüzdanınızdan parayı göstermek için…. Ardından mümkünse 100 dolar bozarmısınız diyorlar. siz de bu iki iyi insanı geri çevirmek istemediğiniz için paralarını alıyor ve bozduruyorsunuz… Verdikleri para maalesef sahte….. ve siz uyanana kadar onlar çoktan uzaklaşmış oluyorlar…

Bir diğer olayda ise, arabayla 2 pakistanlı yanaşıyor yanınıza, bir dokuman göstererek size sivil polis olduklarını söyleyip üzerinizi aramaya başlıyorlar…. Ve… cebinizdeki parayı da bir şekilde çalıyorlar el çabukluğuyla ve arabaya binip bir güzel uzaklaşıyorlar….

Yapacağınız şey size bu şekilde yanaşan herkesten direkt uzak durmanız… Sizinle konuşmak isteyen çoğu kişi bir şekilde sizden menfaat sağlama planında olacak kişilerdir, çok muhabbet tez ayrılık getirmeden yolunuza devam ederseniz beladan en kolay şekilde uzaklaşmış olacaksınız…..

2.05.2005

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Turizm Bakanlığı’na Önemli Hatırlatma

Son yıllarda turizmin ülkemizi için ne kadar önemli oldupunu EN SONUNDA kavrayan Turizm Bakanlığı, reklam kampanyalarına girerek, ülkemizin yurtdışında tanınabilmesi için elinden geleni yapmaya çalışıyor.

Reklam kampanyalarına diyecek bir sözüm yok ve hatta övünerek izledim yurtdışında bile ülkemi tanıtan jenerikleri.Bu tanıtım reklamlarını :
http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/turizm_tr.asp?belgeno=44719
adresinden indirebilir ve seyredebilirisiniz.

Benim dikkatimi çeken şu TURKEY logosu oldu. Mükemmel bir logo bu. Değişik alfabelerde yazılmış versiyonları da çok ilgi çekici olmuş. Japondacan Rusça’ya kadar birçok dilde TÜRKİYE yazısı logoya uygun bir şekilde eklenmiş. Sorum şu; NEDEN ARAPÇA YOK?

Dünyada en çok konuşulan dillerden biri olan Arapçayı neden unuttu birileri? yoksa politik mi? amaç nedir?

Bu hatanın acil düzelmesi gerekiyor çünkü TÜRKİYE yazısı en ucubik dillerde bile yazılmışken bir Arapça versiyonunun olmaması ayıptır bence..

Yetkililere saygıyla duyurulur.

18.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Almanya İzlenimleri – 2004

Şubat 2004’te Frankfurt kentine yaptığım ticari seyahat sırasında avrupadaki son durumu inceleme fırsatım oldu. Karşılaştığım herkesle mümkün olduğu kadar son gelismeleri sormaya çalıştım.

Frankfurt Messe Fuarı her sene yapılan ve dünyanın dört yanından işadamlarının biraraya geldiği çok önemli bir fuardır. Hediyelik eşya ve kırtasiye ağırlıklı ürünler sergilenir bu fuarda.

İlk kez 1991 yılında gezdiğim bu fuarı, 12 senedir ziyaret etmekteyim. 1991 yılından bugüne çok şeyler değişti. Bundan 3 sene öncesine kadar parmakla sayılan Türk firma sayısı, son fuarda 50’ye ulaşmış durumda, bu da bizleri oldukça gururlandıran bir nokta tabii ki. Bu fuardaki katılımcılarımızın sayısının artması, ülkemizdeki ticaretin geliştiğinin kanıtı aynı zamanda.

Bizde katılımcı sayısı arttıkça, özellikle italyan firmalardaki katılım oranı büyük bir düşüş yaşıyor. Fuarın müdavimi olan bazı firmalar bu sene katılmadılar mesela. Bahaneleri oldukça açık, bu fuarda bize uygun müşteri yok… Gerçek sebebi ben söyleyeyim, ekonomik krizdeler ve bu fuarda satabilecekleri ürün yok artık, fiyatları oldukça yüksek ve o malları alabilecek müşteri sayısı oldukça az artık dünyada.

Türkiye gelişiyor, avrupa gerilerken! Bunu lütfen özellikle kaydedin bir kenara. Türkiye’de mükemmel bir enerji var, bütün dünyaya açılıyoruz, hem de sağlam adımlarla! İmalathaneler yeniden hayata geçiyor, firmalar yeni pazarlara kolaylıkla girer oldu, eskiden kapılarında önümüzü iliklediğimiz avrupalılar, inanmayacaksınız belki ama, kapımızda cirit atıyorlar. Kendimizi küçük görmeyi bırakmanın zamanı geldi ve çoktan geçiyor bile. Bu avrupa krizle boğuşurken bizim Avrupa Birliği kapısını aşındırmamızın hiçbir açıklaması olamaz.

Türkiye coştu bir kere! Kendinize güvenin artık ve bırakın bu avrupa hayranlığını… İnanın avrupalılar şu anda sizden daha mutlu değiller…

Gelişen Türkiye, avrupa için bir kurtuluş umudu ama 18.ci yüzyıl Osmanlı imparatorluğunun sıkıntılarını yaşayan bugünün avrupası bize kurtuluş nasıl olabilir acaba???????

Saygılarımla

6.02.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uyuşturucu Satıcılarına Ölüm Cezası

Nasılsa bir insanı öldürmek çok ağır bir suçsa, bir insana uyuşturucu satarak, hayatını mahvetmek te aynı suçu teşkil etmektedir.

Birini öldürürsünüz, ölür ve biter, ama uyuşturucuya alıştırırsanız, yaşadığı her an bir ölüm haline gelir, bu tamamen işkenceyle öldürmek demektir.

Devletimizin uyuşturucu ile ilgili kanunları elden geçirilmeli ve idam cezası işte bu satıcılar için yeniden konulmalıdır. Zavallı insanları yavaş yavaş öldürerek ölüden para kazanan bu kertenkelelerin insanlar arasında yaşaması bile tehlikelidir.

11.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Uyuşturucuya Hayır!!

Son günlerde, uyuşturucu bağımlısı gençlerle alakalı haberler baş köşeleri süslüyor. Birbiri ardına kaybedilen gencecik bedenler içimizi sızlatıyor.

Yaşadığımız yüzyıl, insanların sadece bedenlerinin değil, beyinlerinin de uyuşturulduğu bir asır olarak tarihe geçecektir. Bir dönem Hasan Sabbah adındaki sapık tarikatın, uyuşturucu verdiği insanları nasıl istediği yerlerde kullandığını tarih kitaplarımız yazıyorsa, bir müddet sonra da yaşadığımız bu yüzyıl için yazılacaklar fazla bir farklılık göstermeyecek gibi.

Gençlik adı üstünde delikanlılık çağıdır. DELİ KANLI! Yani kanı delice akan insan.. Bunu nereye sürüklerseniz oraya gelebilecektir. Saldır derseniz saldırır, öldür derseniz öldürür. Üniversiteye gidenlerimiz bilir, okula ilk gittiğiniz gün karşınıza birçok örgüt masa kurmuş beklemektedirler. Bunların çoğunun amacı sizleri iyi birer insan olarak yetiştirmekten çok nasıl sizi kullanacaklarıdır.

Uyşturucu denilen illet de maalesef delikanlı gençlerimize sunulan en tehlikeli zehirdir. Hayatının baharındaki bu gençler, kişiliklerini oluşturmanın yüküyle ezilirken, küçük sorunlar onlar için dağlar gibi gelirken, verilen ufak bir uyuşturucu ile birkaç saatlik uçma zevkini, tüm hayatlarını kaybederek ödeyebilmektedirler.

İslam dininde ilginç bir emir vardır, ÇOĞU HARAM OLAN ŞEYİN AZI DA HARAMDIR. Diğer bir emir de HARAMLARA YAKLAŞMAYIN! der… Uyuşturucu neden haram diye sormaya gerek yok, faydalı olduğunu söyleyenin aklına şaşmak gerek zaten. Hastalar için kullanılan narkozlar hariç tabii ki.

Gençler! Arkadaşlarınızın veya size dost görünenlerin uzattığı uyuşturucuyu lütfen almayınç onurlu birer insan olmayı seçin, hayır demek bu noktada en büyük güçtür. Hayatımın değişik dönemlerinde bana da teklif edilen bu uyuşturucu tuzağını hiç denemek gibi bir saflığa düşmedim, binlerce insanın öldüğü, hayatlarını zehir ettiği, ideallerinin bittiği bir yolda bir kez daha denemenin alemi yok derim. Orada bir uçurum var ve denemiş olanlar ya ölüyor, ya da sakat kalıyor yaşasa bile, halen benim o uçurumdan sağlam çıkarım belki dememin anlamsızlığı ortadadır.

UYUŞTURUCUYA HAYIR! Gelin kendinize güzel bir hayat bağışlayın…..

11.01.2004

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

0 Derece Sıcaklık – Çin

Mart ayı biliyorsunuz serin geçer kuzey yarımküresinde.. Çin’in Jiangsu eyaleti de hava sıcaklığı noktasında ülkemiz sıcaklığına paralel bir sıcaklık seyrindedir.

Ülkemizde mart ayında sobalar yakılır genellikle. Sıcaklık 6-7 derece olsa bile sobalar kısık alevle yakılmaya devam edilir.

Jiangsu eyaletine böyle bir dönemde seyahat ettik biz de. Sıcaklık düştükçe de düşüyor ve gündüz 3 dereceye, gece de 0 dereceye iniyordu. İçimize kışlık yün kıyafetlerimizi giymemize rağmen titreten soğukta rahat hareket edemiyorduk.

Bir akşamüstü bir fabrikaya ziyarete gitmemiz gerekiyordu. Dışarısı iyice soğumaya başlamış ve arabada açtırdığımız klima ile ısınmaya çalışıyorduk. Sonunda fabrikanın bulunduğu bölgeye ulaştık. Arabadan çıktığımız anda buz gibi bir rüzgar karşıladı bizi. Fabrikada soba ya da klima olduğunu ümit ederek girdik içeriye. Ama maalesef soba da yoktu, klima da. Dışarısı 0 dereceydi ve sobasız çalışıyordu elemanlar içerde. Alışmışlar soğuğa. Sobayı hiç kullanmıyorlarmış…..

Şaşkındım. Kıyafetlerim beni ısıtmıyorken, şapka kulaklarımı örterken, ellerim cebimde konuşmaya çalışıyordum…Bir taraftan da bu insanların rahat oluşuna anlam veremiyordum. Demek ki insan vücudu her sıcaklığa zamanla adapte olabiliyor..Ufak tefek o çinlilerin sobasız 0 derecede mutlu mutlu oturmalarının başka bi açıklaması da olamaz sanırım 🙂

10.04.2006

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin