Rusya – Rusya

Bütün gezi meraklılarına selamlar !
Bir Pazar sabahı Rusya’nın sağlı-sollu ağaçlık olan uzun otobanlarından birini hatırladım tüm sessizliği ve güzel doğasıyla. Hemen başlıyorum. Rusya’dan dönmeye hazırlanıyorduk eşimle birlikte. Arabamızı tıka-basa doldurduk – büyük parçalar hariç-. O kadar ki stepne gerektiğinde çıkarmak mümkün olmaz gibi görünüyordu. Hatırlayabildiğim bütün ayrıntıları yazacağım. O yüzden yazı uzun olabilir. Arabanın sağ ön tekerleği biraz korkutuyordu bizi ama Allah’a sükür o tekere birşey olmadı. Önümüzde tam 2300 kilometrelik bilmediğimiz bir yol ve ertesi gün yetişmemiz gereken Sochi-Trabzon gemisi vardı. Aslında Rostov’dan da gemi gidiyordu fakat Sochi şehrindeki kadar sık olmadığından tercih etmedim. Yola çıkmadan önce Sergey adında bir tanıdığımdan yolla ilgili gerekli bilgileri aldım. Çok önemli şeyler söyledi : Haritada kısa görünen bir yol vardı mesela ( 150 km daha kisa ) , o yolun tamir altında olduğunu ve 600 km boyunca ortalama en fazla 60 km hızla gidebileceğimi söyledi. Devamında bana M7 ( Moskova 7 anlamında ) ve Moskova’nin etrafındaki 3. çember yoldan kavis yapıp M4’e geçmemi tavsiye etti.
Yola çıktık. İlk basta 90’dan yukarı çıkmıyordum araba dolu diye. 1545 kilo arabanın kendi ğırlığı, e bir de eşyalar olunca kalkması ve durması uzayarak oluyordu. Sonradan yolların düz olduğunu gördükçe bu rakam 150 km/s lerde seyretmeye basladı. M7 üzerinde ilerlemeye basladık. Nijniy Novgorod ( yani Gorki ) sehrini geçtikten sonra yolda bakım-onarım çalışmalarıyla karşılastık ve bu çalısmalar 100 km kadar devam etti. Gece 2 filandı. Moskova’ya yaklastıkça heyecanımız artıyordu, çünkü 3. çember yol eski bir yoldu ve farketmezsek çok uzun yollar gitmemiz gerekebilirdi. Unutmadan, gece yarısı tamiratın bittiği yerde polis durdurdu ve Rusya’da hiç rastlamadığım türden gerçek bir centilmen polisle karşılaştım. Bizim durduğumuzu görünce Rusça ‘ Aman tanrım, devam edin, devam edin’ dedi. Durdurduğuna pisman olmuş bir hali vardı aileyiz diye. Tabii ki mutluluk verici bir andı. Biraz ileride direksiyona esim geçti, amacimiz hiç durmadan varacağimiz noktaya varmaktı. Rusya yollarında durmanın sonucunun ne olacağı belli olmaz. Moskova’ya kadar 300 km’den fazla virajsız bir otobanda gittik. Eşim bana hizlı gittiğimi söylüyordu az evvel, fakat ben hiç 190’a çıkmamıştım. Sportif C serisi bir Mercedes solumuzdan geçtikten 2 sn. sonra sadece ufukta arka lambalarını görebildik. Çok sıkı polis kontrolü olduğundan millet 90’ı geçmiyordu. Bu Mercedesli iri yari adamı ileride polislerin yanında gördük sonradan. O hızla geçtik tabi. Camına bir sprey sıktığını farkettim. Tahmin edebileceğiniz gibi bize yeniden yetişti ve geçti. Gece 3 gibiydi. 3. çember yol olması ihtimali olan bir yerde durup polise yolu sormak istedik. Sehirlerarasi yola kırmızı ışık koymuşlar ve ışığı geçip sağda durmuşuz. Polis tutturdu eşinin ehliyetini alıcam diye. Çok zor ikna ettim. Merak edenlere nasıl ikna ettiğimi anlatabilirim. Hemen oradan sola ayrıldık. Bu yol çok insiz. Ormanın içinden gidiyor. Zaman zaman sis var. Amerikanların korkutma filmlerindeki gibi. Still I know what you did last summer’in sahnelerine benziyor. İşin ilginci benzinimiz de en fazla 100 kmlik var. Bu orman yolun sonuna doğru hala sasırdığımız, sislerin arasından beliren bildiğimiz türden modern BP benzin istasyonuyla karşılastık ve 2300 km boyunca arabamızın ihtiyacı olan kurşunsuz süper benzini bulabildiğimiz tek nokta burası oldu. Kalanında hep 95 oktanlı normal benzin aldık. Gün ışımaya baslamıştı. İşte geldik kesisme noktasına.( M7 x M 4 ) .Polisler belgelerimizi yeniden kontrol ettiler. Artık 1800 km. yolumuz kalmıştı. Yolun bu kısmında 34 plakalı tırlarla, Türk tırları için dinlenme alanlarıyla karşılastık. Türk tırlarını görünce tabii ki çok sevindik ve asıldık kornaya, onlardan da karşılık geldi. İlerledikçe Rusya’nın ünlü soğuk ikliminden uzaklaşıyorduk. Lada Samara’nın biriyle uzun süre birbirimizi geçip durduk, yol eğlencesi oldu. Yol boyunca başımıza gelen kötü olaylardan birincisine dogru yaklaşıyorduk. Evet tamiratta olan bir yol ve hiz sınırı 50 km/s. Kurallara uyuyoruz ama karşıdan gelen bir Jiguli kurallara uymuyor. Sonuç : yanımızdan hızla geçtiği için yoldaki taslar ön camda kursun etkisi yapıyor. Ön camda bir yuvarlak. Gürültü eşimi uyandırıyor. Dönüp adamın peşine düşmektense yola devam ediyoruz. Zaten paraları yoktur bu heriflerin, uğraşmak sadece vakit kaybı. M4 gerçekten güzel bir yol. Türkiye’de anladığımız ölçülere yakın bir otoban. Karadeniz sahillerine kadar aynı otobanda 1500 km yol gittik. Ağaçların insan psikolojisi üzerinde çok etkili, çok rahatlatıcı olduğunu bir kere daha anlamış olduk. Yolun kenarı sıra sıra ağaçlarla doluydu. Yolda kiraz satanlardan kiraz aldık. Yolun en zor kısmı 1500 km nin bitiminde başlayacaktı Sergey’in anlattığına göre. Arabayi eşime vermememi, benim kullanmamı önermişti. Vardığımızda sebebini anladık : Arada bir karadenizin kıyısına insek de yol sürekli virajlıydı. Türkiye’de Trabzon’a yakın bir mevkide 26 km’lik virajlı yol vardır. Gidenler bilir. Aynı yolun 300 km’lik olanını düşünün. Neyse ki asfaltı kaliteli yapmışlar ve yolu geniş tutmuşlardı Ruslar, ki yine hayrete düştük. Ekolojik dengeyi korumak için ellerinden geleni yapmışlar Ruslar. Artık yol sık bir ormanın içinden gidiyordu. Hava tertemiz, heryer pırıl pırıl. Tatil şehirlerinin içine girip çıkıyorduk. Akula Parklar vs.ler. Gece olduğu için çok fazla arabayla kaşılaşmadık. 100. kilometreden sonra gözlerim ağırlaştı, arabayı eşime devretmek zorunda kaldım. Ben uyurken yine içi serseri dolu bizim Türkiye’deki “ doganli gençler “ e benzer sehir magandaları esimi korkutmaya kalkmışlar. Arabanın önüne geçmeler filan. Gözlerine dikilmiş uzun ışıklar ve korna seslerinden sonra kaçıp gitmişler. Ve ben onca gürültüye rağmen uyuyorum. Virajlar bitmek bilmiyor. Sabrımız tükenmek üzereyken Sochi’ye varıyoruz.Gece 3.00. Arabayı uygun biryere park ettik ve sabaha kadar uyuduk. Gündüz biletlerimizi ayarladıktan sonra şehri gezmeye çalışırken arka teker ISKI’nin açığı kuyulardan birine ( ! ) girip çıktı. Lastik patladı. Sehir içi olduğu için stepneyi çıkarmak yerine arabayı krikoyla yükselttim ve bir taksiyle tekeri tamirciye götürüp yaptırdım. Japonların çabuk kaynayan iyi bir yamasıydı. Bu sorunumuzu da hallettikten sonra depoyu son bir kez Rusya fiyatlarıyla fulledik ( Türkiye’deki benzin fiyatinin 1/4 ü). Bineceğimiz gemi de meğer şu kaçırılan AVRASYA feribotuymuş. Kaptanımız genç ve kibar bir beyefendiydi. Nereli olduğumuzu anlamamışolacak ki “Türk müsünüz ? “ diye sordu. Sevinçle “ evet “ dedik. Sonrasında oldukça iyi bir ilgiyle karşılaştık ve geminin en iyi kamaralardından birine bizi yerleştik. Ertesi sabah ver elini Türkiye. . .
Esen kalın.

30.07.2002

Sosyal Medyada Paylaş
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir