Guangzhou Ve Hırsızlık Olayları – Çin

Gelişen Çin’de doğal olarak hırsızlıklar da paralel bir şekilde gelişiyor. Gün geçtikçe hırsızlık vakaları artıyor. Turistler de bu hırsızlık olaylarından nasiplerini almaktalar.

Birkaç arkadaşımın başına gelen olayı sizlerle paylaşmak istiyorum… Olay İranlılar tarafından yapılıyor…. Size yaklaşıyorlar düzgün kıyafetli iki iranlı….Türk müsünüz diye soruyorlar… Siz de evet diyorsunuz, sohbete başlıyorlar… Türk Lirası var mı sende diye soruyorlar? Görmek istiyoruz mümkünse diyorlar. Siz de çıkarıyorsunuz cüzdanınızdan parayı göstermek için…. Ardından mümkünse 100 dolar bozarmısınız diyorlar. siz de bu iki iyi insanı geri çevirmek istemediğiniz için paralarını alıyor ve bozduruyorsunuz… Verdikleri para maalesef sahte….. ve siz uyanana kadar onlar çoktan uzaklaşmış oluyorlar…

Bir diğer olayda ise, arabayla 2 pakistanlı yanaşıyor yanınıza, bir dokuman göstererek size sivil polis olduklarını söyleyip üzerinizi aramaya başlıyorlar…. Ve… cebinizdeki parayı da bir şekilde çalıyorlar el çabukluğuyla ve arabaya binip bir güzel uzaklaşıyorlar….

Yapacağınız şey size bu şekilde yanaşan herkesten direkt uzak durmanız… Sizinle konuşmak isteyen çoğu kişi bir şekilde sizden menfaat sağlama planında olacak kişilerdir, çok muhabbet tez ayrılık getirmeden yolunuza devam ederseniz beladan en kolay şekilde uzaklaşmış olacaksınız…..

2.05.2005

Çin İşkencesi Yaptılar – Çin

Sakın çine gittiğinizde para bozdururken dikkatli olun mutlaka bankadan bozdurmaya gayret gösterin bankanın paraları bile sahte çıkabiliyor.Dikkatli olunuz
ve asla bir çinliye güvenmeyiniz o masum duruşlarının altında ne ÇİNLİKLER yatıyor bilemezsiniz.Kredi kartı kullanırken dahada dikkatli olunuz.Kısacası güvenme kontrol et.Tabii bunları neden bu kadar keskin ve kesin bir dille telaffuz ettiğimi merak ettiniz .Anlatayım:Geçen ay guanzhou da bir Türk arkadaşımın yanına iş araştırması yapmak üzere gittim Arkadaşımla işlerimizi bir kaç gün içerisinde hallettik para bozdurmam gerekti.
bir bankaya gittik usd verdik karşılığında yuen aldık bir kaç gün daha geçti dönüş günüm yaklaştı elimde çok fazla yuen kalmıştı kaldığımız evin yakınında olan aynı bankadan bu kez yuen leri verdim usd aldım haliyle kontrol etme gereği duymadım herşeye rağmen cebimde 100 yuen bulunuyordu taxi vs.için dönüş günü cebimde bulunan yuen ile havaalanına gittim.elimde oversize baggaj vardı(büyük ebatlı) oversize için 15 yuen para istediler.Fakat bende hiç yuen kalmamıştı.sadece 350 usd ve kredi kartlarım vardı.
Neticede görevliye 100 usd uzattım . dolara bakarak sahte olduğunu söyledi.diğerini ve diğerini uzattım 350 usd için dolarların sahte olduğunu over size baggaj ımı alamayacaklarını söylediler çaresizlik içerisinde kredi kartımı uzattım. onunda yetersiz bakiye gösterdiğini söylediler ısrarla seyehhat etmeden kontrol ettiğimi bakiyemin yeterli olduğunu iknaya çalıştım fakat nafile ilgilenmediler . artık uçağı kaçıracaktım yada oversıze baggaj ımı orada çinli…lara teslim edecektim .son bir çırpınışla havaalanı dışına kendimi attım elimle 100 usd sallıyorum birilerinin görmesini istiyordum.oltaya bir simsar takıldı bana elimdeki 100 usd yi change edebileceğini söylüyor ben anlamaz ayaklarına yatıyorum neticede önce yueni istedim parayı cebime koydum dolarları 350 usd yi hesini simsara verdim.arkama bile bakmadan havaalanının içerisine koştum . Garibim belki fark etmiştir.honkong a varınca yuenleri usd ile değiştirdim. Siz siz olun bir çinliye asla güvenmeyin

10.02.2005

Guangzhou – Çin

Guangzhou şehri, gelişen Öin’in en hızlı büyüyen ve modern şehirlerinden birisidir. Hong Kong’a yakınlığı sayesinde eskiden beri yabancı yatırımcıların da uğrak yeri olan bu şehir, son 10 yıl içerisinde büyük bir gelişim sağlamış ve metro sistemine kadar altyapısı tamamlanmıştır.

Guangzhou, KANTON FUARI (GUANGDONG FAIR) adıyla anılan uluslararası fuarıyla ilgi çekmekte ve binlerce işadamı hersene 2 kez yapılan bu fuarı ziyaret etmektedir. Bu fuarda bütün Çin’in ürettiği ürünler sergilenmekte ve her sene fuarın etkileri artmaktadır.

Guangzhou’yu ilk kez ziyaret edecekseniz, alışveriş için klasik BEIJING Caddesi’ne gidebilirsiniz. Taksilere BEIJING LO dediğinizde direkt oraya götüreceklerdir. Burası bizim İstiklal Caddesi misali, trafiğe kapalı bir yürüyüş caddesidir.

Yemek noktasında, avrupa yemekleri isterseniz bu caddede bulmanız mümkündür.

Guangzhou kenti yabancılarla dolup taştığı için birçok ülke yemeğini bulabileceğiniz lokantalar mevcuttur. Bizim ağız tadımıza en uygun yemekleri yapan ŞİNCAN lokantaları da uğrayabileceğiniz yerler arasında.

Oteller gün geçtikce modernleşiyor ve eski otelerin yerine koskoca büyük oteller yapılıyor, internet kullanan seyahatseverlere güzel bir haber olarak, çoğu 4-5 yıldızlı otelde bedava ADSL internet olduğunu söyleyebilirim. Laptopunuzu yanınızda götürebilirsiniz.

İlk kez 1994’te ziyaret ettiğim Guangzhou’dan neredeyse eser kalmadı, bütün şehir çok hızlı bir şekilde modernleşiyor ve avrupa standartlarında bir kent haline getiriliyor. Guangzhou’ya giderken stres olmayın çünkü çok sıkıntı çekmeyeceksiniz.

Fuar ziyaretine giden işadamlarına tavsiyem, eski fuar alanının hemen yanında bulunan müslüman mezarlığını ziyaret etmeleri, burada bulunan mezarlar Çin stilinde değil ve burada bulunan bir türbenin sahibinin SAHABElerden Ebu VAKKAS’a ait olduğu söyleniyor. Çin’deki müslüman azınlığın buluştuğu noktalardan birisi olan burayı görmeniz ilginç olacaktır.

Guangzhou’dan artık direkt uçuşlarla dünyanın çeşitli noktalarına da uçabilirsiniz.

Saygılarımla

7.05.2004

Uzakdoğu Notlarından 1995 – Çin

1995 SEYEHAT NOTLARI 26 Ekim 1995 tarihinde İstanbul’dan yola çıkıyorum.İlk durak Dhahran. Dhahran, İran’daki Tahran sanılabilir ama değil. Burası Suudi Arabistan Krallığı’nın bir şehri.Adını belki hatırlarsınız, Körfez savaşında, Amerika birlikleri buradan uçaklarını kaldırıp Irak’ı bombalıyorlardı.

Zaten Singapur Hava yolları da savaştan sonra halen burada bulunan Amerikan üssündeki askerlerin, uçuş sayısının artması üzerine, İstanbul-Singapur uçağını buraya indiriyor. Ayrıca Dhahran’dan çoğunlukla Filipinli işçiler biniyorlar.Arabistan zengin bir ülke olduğu için genelde yabancı işçiler çalışıyor.Filipinli,Hintli,Pakistanlı çoğunlukta. Daha önce Dhahran’da kalıp Arabistan’ı gezmeyi düşünmüştük.Bu geçen seneki uçuşumuzdaydı.Herşeyi hazırladık.Hatta Dhahran-Cidde uçak biletlerini bile.Gidip menenjit aşısı bile olduk.Ama maalesef son anda bize vize verilmeyeceği söylendi.Meğer sadece İstanbul-Cidde arası uçarsak vize alabilirmişiz Bence bu çok saçma bir uygulama.Belki bu onların kendi ülke politikası ama eger kutsal topraklara gitmek isteniyorsa buna engel olmanın hiçbir anlamı yok! Dhahran havaalanının resmini çekmekte yasak,bunu levhalardan okuyorsunuz.Zaten çekecek fazla bir yerde yok.Heryer çöl çünkü.

Dhahran’da dikkatimi çeken şey şehir çok büyük olmadığı halde şehirler arası yollarda tamamen ışıklandırma yapılmakta Yani israf edilen bir elektrik enerjisi var.Bunun tek nedeni petrol zengini olmanın verdigi şımarıklık olmalı. Dhahran’dan Bahreyn’e bir köprü yapılmış ve iki ülkenin bağlantısı böylece sağlanmış.Upuzun bir köprü. SİNGAPUR 1995 Yolculuğumuzun ikinci durağı Singapur.Singapur bir Şehir devlet.Nüfusu 3,5 milyon civarında.Dünya’nın en önemli Limanlarından birisi olan Singapur Limanı,uzakdoğu ülkelerinin dünya ülkeleriyle arasındaki bir köprü.Ticaret çok gelişmiş durumda. Ülkenin gelişmiş olduğu her yerin düzenli ve temiz olmasından belli olmakta.Sokaklar hergün bir uçtan bir uca temizleniyor.Ağaçların altındaki düşen yapraklar hergün toplanıyor.

Yol kenarındaki çimenler haftada bir kısaltılıyor, temizlige o kadar çok önem veriliyor ki,bu Ülkede sakız çiğneme yasağı bile var. Sırf temizlik mantığı yüzünden Gerçekten şans bu ya bir keresinde bir markete gidip epeyi aramıştım sakızı.Canım sakız iştemişti de.Ama satıcı ya sorduğumda bu ülkede yasak deyince uyandım. Sigara içmek kapalı alanlarda kesinlikle yasak.Caddede de ulu orta içmek yok.Yol boyunca sigara içme cepleri var.Oturuyorsunuz ve buralarda sigaranızı içe biliyorsunuz. Unutmadan ülkemizde çokca gördüğümüz yere tükürme adetini bu ülkede yaparsanız yüklüce bir para cezasına katlanmanız gerekiyor. Singapurda halkın çoğunu çinliler oluşturuyor. Daha sonra Hindu ve ahlaylar ve sonra da araplar geliyor.Ticaret çinlilerin elinde zaten uzak doğunun hemen her ülkesinde ticaret hakimiyeti çinlilerde. Farklı kültürler bir arada olmasına rağmen hiçbir aşırılık yaşanmıyor. Genelde huzurlu bir ülke.Olay yok denecek kadar az.Çin mahallesine gidip küçük çin’i Hint mahalllesine gidip hindistanı ve Arap mahallesine gidip arap kültürünü görebilirsiniz.Bu kültür mozayiği ülkenin dahada ilginç ve çekici olmasını sağlayan bir unsur. Nüfus yoğunluğu son zamanlarda çok arttığı için yabancıların ülkeye yerleşmesi nerdeyse imkansız hale getirilmiş.15 günlük vize veriliyor ve oturma izni almak için epey gerekçeler isteniyor.Bu da kaçak işçilerin haricinde bir çok insanın burada yaşama hayelini yok ediyor.

Singapurun havaalanı olan Chengi havaalanı uzakdoğunun en büyük ve en işlek havaalanı,Singapur Havayolları da ülkenin Milli havayolu ve o da dünya çapında bir üne sahip. Singapurun genişliği 640 km2 Fakat bu kadar küçük bir yüzölçüme o kadar çok şey sığdırılmış ki insan şaşıyor. Singapur için turistler “bahçe şehir” ve “küçük asya “adını takmışlar.1965 yılında bağımsızlığını ilan etiş.Daha önceden 1819’da ingilizler tarafından ticaret için kullanılmaya başlanmış ve 1965’e kadar ingiliz sömürgesiymiş. Yiyecek konusunda da kültürlerin çok farlı olması dolayısıyla farklılık ve o kadarda çeşit gözleniyor. Meyveler de tropikal iklime uygun ve çok ilginçler.Star fruit denilen yıldız şeklinde meyve mayhoş tadıyla çok değişik mesela. Sonra rambutan,Lyche ve daha adını bile bilmediğim birçok meyve. Hepsi de birbirinden farklı ve ilginç. Singapur ‘un simgesi ne derseniz? Orkide en önde geliyor.Bu ülke orkide ülkesi olarak biliniyor,ve dünyanın her yerine orkide ihraç ediliyor.Diğer simge ise “Aslan” zaten kentin bir adı da “Lion city”yani Aslan şehri. ÇİN 1995 Singapur’dan Hong kong’a ,oradan da Taipin’e geçiyoruz.

Taipin ufak bir şehir.İlginç olan şey filmlerde gördüğümüz küçük gemi içinde yaşayan insanlara burada rastlamam oldu.Halen daha böyle sefil bir yaşam sürülüyor buralarda.su problem,elektrik problem. Geldiğiniz ülkenin Çin olduğu duvarlardan hemen belli eder kendini.Sanki hiç bakan görevli yokmuş gibi duvarlar delik deşik –boyaları yer yer dökülmüş,bakımsızlığı her halinden belli olan bir ülke girişi.Çin’de en çok dikkatimi çeken şey; iki Çin var.Biri dışarıya gösterilen mükemmel bir yüz,diğeri sadece 40 dolar aylıkla geçinmeye çalışan zavallı insanlara bakan yüz.Maalesef çoğunluğu bu ikinci kısım oluşturuyor.Çin bir tezatlar ülkesi olmuş durumda.Eskiden yani ilk komunist yıllarda halkın hepsi eşit tutulmaya çalışılıyordu .Fakat şimdi bazı insanlar fırsatlar ülkesi durumundaki Çin’de öyle zenginleşmişki anlatılamaz..En son model Arabalar bunu basit bir örneği.

İlk başta bu insanların Hong Kong’lu çinliler ya da Taiwan’lı çinliler olabileceğini düşünmüştüm Ama sorduğumda onların neredeyse hepsinin kızıl çin vatandaşı olduğunu öğrendiğimde suratımdaki ifadeyi herhalde düşünebilirsiniz.Şu anda anlamaya çalıştığım şey ise diger çok fakir insanların bu zenginlere psikolojik olarak bakış açısının nasıl olduğu.Acaba ne düşünüyorlar? Kimbilir. Her sene iki kez Guangzhou da Çin malları Fuarı yapılır.Dünyanın dört bir yanından buraya ziyaretçiler gelir.Biz de bu fuarı gezmek için geldik buraya. Fuara Çin’in dört bir yanından fabrikalar mallarını teşhir etmek için geliyorlar.Genelde devletin olan fabrikalar artık yavaş yavaş şahısların malı olmaya başlamış.Tabi bunu sonucunda kendi aralarında rekabete girişen fabrikalar ortaya çıkmış.Aynı malı üreten birçok firma bulabiliyorsunuz ve fiyatlar birbirini kırıyor .Kalite gititkçe yükselmiş.5 sene evvelki Çin kalitesiyle çok farklı.Çünkü Ticaret mantığıda çok değişmiş.Eskiden herşey devletin ve her şey Çin halkı için olduğu için ucuz kalite önemliydi.Şimdi ise artık dışa mal satıldığı için,kalite ön plana geçmiş durumda ve bunun sonucunda Amerika piyasasını ele geçirmiş bir çin ortaya çıkmış .zaten gelecek 10 yılın en büyük devletlerinden biri Çin olacaktır. Çin gelişiyor dedik ama bunu bütün Çin yüzölçümü için ele alırsak büyük bir yanılgıya düşeriz.Şu anda Çin’in en önemli limanları Şhanghai ,Dalian,Hongkong. Tabiki buralara büyük yatırımlar yapılıyor.Gelişen şehirlerin arasında Gvangzha,Shenzen,Shaghai,çok sivrilenler arasında başı çekiyorlar.

Yatırım çoğunlıkla bu tip önceden seçilmiş şehirlere yönelince insanlarda da buralara göç etme isteği belirmekte.Fakat bu neredeyse imkansız çünkü bir çinlinin doğduğu şehirden başka bir yere devlet izni olmadan gitmesi YASAK!evet yasak! Nerede bizdeki o rahatlık.Kalkacaksın canın istediği zaman,istediğin şehre gideceksin. Burada sıkar biraz.Çin’de maalesef Lisans almak gerekiyor Nasıl biz ülkeler arası vize alıyorsak onlarda başka bir yere gidince vize gibi kağıt almak zorundalar.Şimdilerde biraz yumşama görülüyor ama umarım ileride daha iyi olur. Eskiden duyduğumuz Çin’den kaçıp ailesinin bulunduğu Taiwan’a giden insanlar parmakla sayılır ve imkansızı başarırmış gibi sayılır mantığı meyer doğruymuş.İnsan olayın dışındayken inanası gelmiyor ama şu anda olayın tam içindeyim ve acı gerçekte canlı bir şekilde duruyor karşımda . Dün gece yemekten sonra restoranın kapısında küçük sevimli bir kız elinde kırmızı güllerle yanımıza gelip güllerinden satmak istedi.Bende arkadaşlarımı gösterip bozuk Çincemle “Bizim kız arkadaşımız yok, istemiyoruz” dedim.kız fakat o kadar içimi parçaladı ki dayanamadım. Daha yanımızda da Çin parası yoktu.ve bütün dolarlar 100’lük olduğu için birşey veremiyeceğimi kahretsin böyle şansızlığa derken yanımdaki arkadaş 1 dolar uzatıp çiçeği alınca kızın yüzündeki sevincin ve mutluluğun tarifini sanıyorum yapamam. Hemen koştu annesini yanına ve 1 doları gösterip bilmem neler söyledi.Onun da gözlerinin içi gülüyordu.Bende onu bu kadar sevindirdiğimize görünce mutlu oldum,rahatladım.Çünkü bir insanı hele böyle bir ülkenin insanınımutlu edebilmek o kadar güzelki.Sevimli çiçekçi kız biz arabaya bindikten sonra uzaklaşıncaya kadar hep elsalladı.Hiç unutamayacağım buruk bir anı olarak kalacaktır o anlar.

Çin çok egzotik,çok anlaşılmaz bir ülke zaten bunu anlatmaya çalışıyorum iki saatten beri.Ara sokaklarda 70’lik nineler sokak süpürüp çöpcülük yaparken,fuar salonunda 20’lik manken gibi kızlar ütülü tertemiz kıyafetleriyle temizlik yapar.Halk değişik para kullanırken dolar bozduranlara cıncık gibi (Elazığ’da öyle denir –tertemiz para)paralar verilir.Siz götürüp o cıncık paralarla halktan alış veriş yapınca halkın basitte olsa mutluluğunu görürsünüz.Çünkü onlara bu paraları kimse vermez.Şanslarına siz çıkmışsınızdır karşılarına.Tezatlar bir tane deyilki.Komünizm dedikleri şey buysa eğer bizim üniversiteye gelmiş gençlerimiz insanlığın kurtuluşu diye komünizmi okuyarsa ve bir zamanlar ülkemizde bu rejimi getirmek için büyük oyunlar oynanmışsa yazık….çok yazık diyecek bir şey yok o zaman.Keşke o komünizm tellallarını buraya getirip bir ay yaşatabilsek bu zavallı insanların içinde.Görürler ozaman hayatın ne olduğunu ve Türkiye’nin nasıl bir nur nimet olduğunu.Yazık.. Devlet her aileye tek çocuk hakkı veriyor. Sadece bir çocuk yapıla biliyor.Eğer ikinci çocuğa hamile kalınırsa hemen kürtaj yapılıyor.Eğer anne hamileliğini bekletirse bir deceza alıyor.Yani ikinci çocuğa hamile kalına bilir ama çocuk canlı doğamaz.

Çocuğun ikinci çocuk olması onun ölmesi yada idam edilmesi için geçerli bir neden. Çin halkında da genel dünya aile psikolojisinde olduğu gibi erkek çocuk isteniyor ve bu durumda ultrasonla çocukların cinsiyetine bakılıyor ve eyer kız ise kürtaj yaptırılıyor. Erkekse doğuyor.Bu durumda gelecekteki korkunç sonucunu düşünebiliyormusunuz?Erkek nüfus kadın nüfusundan fazla olacak.Bunun sıkıntılarını umarım Çin politikası çözebilir.Ama yanlışı en başta yapıyorlar. Çözümüde en başta aramaları gerekir.Çin’de kişi başına 8m2 ev veriliyor daha doğrusu baraka ya da şanslı olanlara apartman odası.Tuvalet banyo çoğu yerde müşterek.Yani Motel,pansiyon gibi.Evlenenlere 16m2 çocukluya 24m2 düşüyor. Bir de bizdeki en fakir evine bakalım!Şükretmek hem de binlerce şükretmek lazım halimize….. İnsanlar için en ideal ulaşım aracı “cışıng cı” yani bisiklet.Çoğu insan bu alete sahip. Bırakalaım da o kadar lüksleri olsun.Radyo bile halen lüks sayılabilir. Televizyon mu?1970’lerin Türkiyesindeki televizyon sayısından belki biraz fazladır. Acı bir gerçek daha halkın neredeyse %80’i koca Çin haritasını bilmezmiş.Yani Guangzhou’daki birçok insan Shanghai’ın nerde olduğunu bilmiyormuş bunu da bir çinli taksici anlattı.Nedeni de eğitimden kaynaklanıyormuş. Okulda Çin haritasını görmek diye birşey yokmuş dediğine göre.Bilmiyorum belki adam yanılabilir diye düşünüyorum ama şu da bir gerçek ki “Türkey” diye bir ülkeyi benden duymuş olanlar çoktur ve yine eminimki haritada Türkiye’yi bir anda bulabilecek Çinli parmakla sayılabilir. “Turkey”dediğinizde “tokyo”(japonya’nın başkenti )diyorlar bazen orayıda bırakalım bilsinler çünkü yüzyıllardır Japonlarla savaşıyorlar ve onların halen daha en önemli düşmanları japonlar.Bunu ne kadar belli etmeselerde filimleri bunun en güzel kanıtı.

Bir filme rasladım oteldeki tv’de. Çinliler kötü Japonlarla savaşıp bir güzel yenmişlerdi sonunda…… Çinin dilencisi de tam dilenci.Yani bizdekiler gibi zengin değiller.Gerçek fakirler bunlar.Ama hiç yardım edemiyorsunuz çünkü birine üç, beş kuruş veririseniz hepsi üşüşüyor başınıza.En iyi oradan en kısa zamanda uzaklaşmak. Din inancı oldukça azalmış.Budizm,Taaizm buranın ana dinleri olduğu halde artık insanlar tapınaklara rağbet etmiyorlar.Komünist rejim öncesi dindarlar çoğunluktayken,rejim sonrası dinsizlik ortaya çıkmış.İnsanlara sorarsanız bizim tanrılarla işimiz yok onlar kendi dünyalarında biz kendi dünyamızdayız.Önemli olan bizim için para! diyorlar.ve aslında para tanrısına tapıyorlar.Paranın bu ülkede açamayacağı kapı yok.Bunu onlar söylüyor.Bir Amerikan atasözü vardı.”para konuşur pis işler yürür “ burada da geçerli. Çinde hırsızlığın çok olduğunu duymuştum.

Fakat bizim bulunduğumuz yerlerde hırsızlığın yok denecek kadar az olduğunuda duydum.Daha sonra öğrendim ki devlet fuardan önce halka anonsla duyurup hırsızlık yapanların özellikle fuar zamanı yapanlatın aşırı cezalandırılacağını söyleyince birazcık azalmış hırsızlık. Unutmadan eğer birkaç kez hırsızlıktan yakalanırsa ölüm cezasına kadar varıyor. Daha önce söylediğim tv sayısı için yeni öğrendiğime göre kuzey bölgelerde çok azsayıda tv varmış ama güneyde özellikle şehirlerde tv sayısı artıyormuş.Güney şehirlerinin Hong kong’a yakın olanları Hong kong tv’nu seyrede biliyorlarmış.Galiba yavaş,yavaş Hong kong’un farklı olduğu halka alıltırılmaya çalışılıyor.1997’de Çin’e geçecek olan Hong kong böylece Çinlilere tanıtılmaya başlanmış oluyor. Sokak aralarına girip halkın yaşantısına girince halk çok şaşırıyor. Çünkü genelde yabancılar halkı çok yanlış tanıdığı için sanki başlarına birşey gelecekmiş korkusuyla dolaşmıyor.Yalnız işin gerçeği halkın arasında dolaşmanın verdiği zevk hiçbir yerde bulunmuyor.Çünkü gerçekleri izliye biliyorsun.Mesala bugün 16m2 bir evin kapısı açık olduğu için içini görme fırsatım oldu ve söylenenlerin ne kadar gerçek olduğunu görme fırsatım oldu. Artık halkın dini inacı o kadar azalmış ki Donguan şehrinin sokaklarını dolaştık ama neredeyse hiç tapınak göremedim.

Buradaki insanlarla özellikle halkla ilgilenirseniz önce çok şaşırıyorlar,buna bir anlam veremiyorlar çünkü çok frklı bir biçimde yetiştirilmişler. Daha sonra sizin onlara gülümserken içten gülümsediğinizi onlarda şaşkın şaşkın size gülümsüyorlar. Halkın bu düşünüş biçimi mutlaka aldıkları eğitim ve devlet devlet düzeninin bir parçası. Polisin halka turistlerin olmadığı yerde;hatta bazen nerede olduğunu unutup ezici davranışı itip –kakışı hep bu şekil insan tipi ortaya çıkarıyor. Sonra insanların sert kanunlarla sindirilmesi de unutulmamalı.Polisler ve askerler genelde silah taşımadığı halde halk karşılarında ezilip büzülüyor.Gerçi artık bazılarının kimseyi takmadığını ve polisleri küçümseyici baktıklarını da gözden kaçırmıyorum. Yolda adamın birini polisler birini yakaladı.Konunun başını bilmiyorum ama adamın yüzündeki çaresiz ifade “naneyi yediğinin “ kanıtıydı. Acıdım. Fabrikalar genelde hergün çalışıyor.Devlet fabrikaları değişik günlerde tatil yaptırıyorlar mesela kırtasiye ürünleri imalatı yapılan fabrikalar Perşembe günü kapalılar.Pazar günü çalışıyolar.Diğer fabrikalar başka günlerde tatil yapıyorlar. Böylece haftanın bir günü bütün ülkede ölü gün değil.Güzel bir çalışma mantığı özel fabrikalarda ise genelde Pazar günleri tatil fakat isteyen Pazar günüde çalışıp ekstra para kazanabiliyor.Genellikle de işçiler Pazar günleri çalışıyorlar. İnsanların eğlence yerleri ise karaoke denilen yerler.Buraların özelliğine gece kulübü diyebiliriz.Bir oda ve karaoke cihazı.

Karaoke cihazını anlatmak gerekirse bir video gibi içinde video da olabiliyor yeni şekliyle CD’lerde var. ve bu CD’ler o kadar gelişmiş ki binlerce parça ve müzik klipi birarada sıkıştırılmış ve istenilen parça katalogdan seçilip çaldırılıyor.Parçanın çalınması sırasında istenirse şarkıcının sesi yok edilip sadec müzik dışarıya verilebiliyor. Böylece ellerine mikrofon alan insanlar şarkıyı kendileri müzik eşliğinde söyleyebiliyorlar parçanın sözleri müzikle birlikte ekranda yazıyor.Böylece şarkı sözlerini bilmeyenler bile az da olsa işi becerebiliyorlar.Karaokeler uzak doğunun hemen her ülkesinde var. Gittiğim her ülkede gördüğümü söyleyebilirim.ve eyer uzak doğuda bir yerde “OK” yazısı görürseniz bu oranın bir karaoke klubü olduğunun işareti olur. HONG KONG 1995 Ve geldik Hong kong’a… Hong kong, bir ticaret kolonisi.Zaten eskiden beri burası ticaret merkezi olarak düşünülmüş ve öyle gelişmiş.Tarihine baktığımızda İngilizlerin adaya Hindistan’daki birlikleini gönderdiğini ve yapılan savaş sonrası ğalip gelip burada koloni kurduğunu görüyoruz.Çinlilerle yapılan tek tük savaştan sonra 1897 yılında Çin bu bölgeyi İngilizlere 100 sene için kiraya verir.Yani 1997 yılında Hong kong tekrar Çin’in olacak.Şu anda ilke bir ingiliz sömürgesi.Paralarda Kraliçe Victoria’nın resimleri duruyor.

Trafik sağdan.iki katlı İngiliz otobüsleri ulaşımda kullanılıyor.Kanunlar ingiliz yasası.Gelişme yönünden çok ileri bir seviyedeler. Tarihten bahsediyordum konuyu karıştırdım yine 1941 yılında hong kong’a Japonlar saldırıyor. 1940’da Guangzhou ‘yu yani Hong kong’un kuzeyindeki toprakları ele geçiriyorlar.Hong Kong’un Çin’den gelen desteği bitiyor.İngiliz askerleri’de yeterli lojistik destek alamayınca 1941’de Japonlar rahatça buraya giriyorlar ve tam 3 sene 8 ay burada yönetimde bulunuyorlar.Paraları değiştirip “Askeri yen “adlı parayı kullandırıyorlar.Elektrik,su,gaz yok denecekkadar azaltılıyor.Birçok insan Çin’e zorla göç ettiriliyor.Böylece 2 000 000 olan Hong Kong’un nüfusu bir anda 700 000’e düşüyor.peki bu zorluklar nasıl bitiyor? Hiroşima ile tabii ki Japon yayılmacılığı uzak doğuda hızla yayılırken ve onu pek durdurmak pek mümkün olamazken tek çareryi atom bombasıyla buluyor müttefikler ve Japonya çaresiz barışı kabul ediyor ve kendi ana vatanına geri dönüyor.İngilizlere ada geri veriliyor ve nedense İngiliz askerleri sanki burayı şavaşarak almışlar gibi zafer fotoğrafları çektriyorlar.İnsan bakınca anlam veremiyor ifadelerine.Bu arada ikinci dünya savaşında Uzak doğu savaşlarını okumakta fayda var sanıyorum. İngilizler adaya geri dönünce halkta memnun oluyor çünkü gerçekten Japonların ezici hükümdarlığı onlara çok ağır geliyor. Şimdi çinlilerin niçin İngilizlerden nefret etmediklerini yada en azından azıcık nefret ettiklerini anlayabiliyoruz.İngilizlerin Hong Kong’dan götürdükleri kadar buraya bıraktıklarıda az değil.Buradaki insanlarla çindekileri karşılaştırmak devede kulak bile olamaz. Çok rahat yaşıyorlar.İstedikleri kadar çocuk sahibi olabiliyorlar.Zenginlik içindeler. Herşeyleri var.Daha ne isteyebilirler ki? Hong Kong bir ada.Aslında küçük bir ada.belki bizim büyük ada’dan biraz büyüktür.Asıl büyük olan bölüm Kowloon tarafı.Burası bir yarımada.Sırtını Çin’e dayamış.Kocamn bir caddesi var.Adı Nathan Raad.

Bütün alışveriş merkezleri burada.Bizim Bağdat Caddesi,Rumeli Caddesi gibi.Nathan Raad’da Kowloon Camii var.Çok güzel bir camii.Genelde pakistan’lı müslümanlar geliyor.Ayrıca turistlerde uğrayıp ibadet ediyorlar. Hong Kong’da en önemli din Buddhizm görünüyor ama bence Hristiyanlık epey yol katetmiş.Budistlerin çocuklarını geleceğinden endişe ettiklerini görüyorum.Bir tanesi bana eğer senin çocuğun katolik olmak isterse ne yaparsın diye sorarken aslında karşı karşıya olduğu sorun için bir fikir alma niyetindeydi.Hristiyanların çocukları Ana okulundan alıp eğitime başlıyorlar ve çocuklar sonuçta hristiyanlığa çok kolay giriyorlar.Herşey eğitimden başlıyor. Heryerde “YMCA” yani Young Mans Christian Association yani “Genç Hristiyan Erkekler Derneği”bulabiliyorsunuz.Buralarda gençler gidip çok ucuza cafe ihtiyaçlarını görebiliyorlar.Hemde kitaplar okunuyor.Amaç heryerde hristiyan eğitimi. Kowloon ile Hong Kong adası arasında yer altından geçit yapılmış.Ayrıca Metro ile de gidebiliyorsunuz.Metro her iki-üç dakikada bir var ve ulaşım en kolay metroyla yapılıyor. Çin’in 1997’de Hong Kong’u alınca nasıl bir yönetim yapacağını çok merak ediyorum ama anladığım kadarıyla mutlaka bir özerk yönetim olacaktır.Çünkü bu insanlar yokluğu bilmiyorlar ve çok rahat yaşamaya alışmışlar.

Sonra ekonomiyi bunlar ellrinde tutuyorlar.Çin’in ürettiği malların neredeyse hepsi Hong Kong üzerinden gönderiliyor.Çin’in en önemli limanı gelecekte şüphesiz Hong Kong olacaktır.Çin yavaş yavaş geleceğini hissettiriyor.paraların üzerindeki kraliçe resmi yeni paralarda yok.Çiçek resmi yada Aslan resmi konulmuş. Hong Kong’lu işadamları da şu anda ne yapacaklarını tam bilemiyorlar. Çoğu Çin’de fabrika kurmuş ve böylece şimdiden ayaklarını sağlam basmaya çalışıyorlar.Onlar Çin’e yönelince Çinlilerden son model arabalarla ve lüks yaşayan insanlar görmüş oluyorlar.Acaba nasıl düşünüyorlar?Çok merak ediyorum doğrusu. Sen üç kuruşla geçin,adam Milyon dolarlık arabalarla gezsin.Bisiklet sana yeterde artar bile.Tek farkı adamın Hong Kong’da doğmuş olması.Belkide sen ondan daha zekisin ama neye yarar.Şans bu kardeşim.Kimbilir belki akrabalık bile vardır arada. Ama Çin bu,adamı eşitler.Herkes eşit.Herkes……..

Aslında Çini seviyorum ama nedense diger taraftan bunları görünce çok kızıyorum elimde değil.Kusura bakılmasın.Eşitlik diye eşitsizlik veriliyorsa ben yokum arkadaş! ister Çin olsun,ister Türkiye!

27.01.2004

Çin 1 – Çin

Çin, binlerce yillik kulturu ile cocuklugumun en ilgi ceken ulkelerinden birisi olmustur. Ilkokul yillarinda kullandigim kursun kalemlerin, kalemtraslarin, silgilerin uzerindeki o garip karakterlerin cince oldugunu ogrenmem fazla zaman almamisti.Ama nasil o kadar uzaktaki bu ulke bize o zamanlar bile bu kadar cok urun satabiliyordu diye halen dusunurum.

Cin`e ilk seyahatim 1991 yilinda Shanghai`a oldu. O zamanlar Cin demek gercekten uzakdogu adina yakisir bir uzakliktaydi. Gitmek sorun, gelmek sorun, ucak bulmak sorun, dil sorun …. Ve biz butun bunlari goze alip Shanghai havaalanina indigimiz zaman, o donemde daha gelismeye tam baslamamis ulkenin biraz eski, biraz fakir, biraz urkek yuzunu oldukca acik bir sekilde gorme imkanim olmustu. Ama isin ilginc tarafi, insanlarin guleryuzlulugu idi ki o benim Cin kulturune merak sarmama neden olan ince noktalardan biridir. En zavalli diyebileceginiz insanlara gulumsediginiz zaman asla kotu karsilik almazsiniz burada. Halk cok sevimlidir. Fakirdir ama gururludur,Cocuklar urkek ve utangactir. Soyle dikkatle incelerseniz Cin`i, binlerce yil oncesindeki o komsuluklarimizdan kalan bazi yakin noktalari farketmeniz guc olmayacaktir.

1991 yilindaki Cin`i bugun neredeyse bulmak imkansiz diyebilirim. O zamanlarda cektigim fotograflara bakiyorum, ayni yerlere tekrar gidiyorum, ama o sokaklarin yerinde koca koca alisveris merkezleri, o eski sevimli sokaklarin yerini bizdeki gibi beton yiginlari almis durumda… Hersey ama neredeyse hersey yenilenme noktasinda. Hersey cok modern artik ama galiba bazi seyleri birmuddet sonra cok arayacak cinliler. Benden soylemesi….

Sokaklarda bisikletli insanlar karsilamisti bizleri..Nereye giderseniz gidin, bisiklet cinlinin bir parcasidir, eskidende boyleydi, simdi de oyle..her ne kadar artik biraz paralaninca motorsikletlilerde artis olsa da, bisiklet sanki onlarin ATA sporu gibi onemini kaybetmeyecek gibi gorunuyor. Biskiletler icin ozel park alanlari, ozel yollar, hatta ve hatta ozel trafik gorevlileri mevcut.E o kadar kalabalik bisiklete baska turlusu de beklenemezdi zaten.

O donemde Cin`de ozgurluk bugunku gibi degildi. Biliyorsunuz Cin ABD gibi eyaletlerden olusuyor. Diyelim siz Shanghai`da dogdunuz, baska eyalete gitmek icin devlet izni almaniz gerekiyordu. Sehir girislerinde polis kontrolleri kacak insanlarin sehre girmesini engeller ve kacaklari tutuklarlardi..Hatta o donemlerde serettigim bir Hong kong filminde ( o donemde Hong kong Ingilizlerdeydi), bir cinlinin baska sehirdeki akrabalarina kavusmak icin nasil kacma planlari yaptigini anlatiyordu. Bugun artik bu tip birr sikinti tabii ki yok. Artik insanlar istedigi yere gidebiliyor, yasayabiliyor, calisabiliyor…CIN COK DEGISTI….10 senedir benim aciz gorusumle bile derim ki CIN GERCEKTEN COK DEGISTI.

Gittigimiz bircok fabrika o kadar ilginctiki o donemlerdeki..Hele beni en cok sok eden fabrika cocuklugumdaki kalmetraslarimin fabrikasi olmustu.. Ben gokdelen gibi bir fabrika beklerken karsima kucuk bir fabrika, mudurun odasinda 20 yillik bir mobilya, ki o da dokuluyordu gittigimiz o sene.Benim hayallerimin yikilisini anlayabiliyorsunuzdur umarim..Baska bircok fabrikada da ayni olaylari yasadigim icin artik normal geliyor. Hele bazi fabrikalarin afedersiniz ama tuvaletlerinde kapinin olmadigini dusunsenize….sonra bizim koy tuvaletleri vardir doguda halen goruruz, aynisi Cin`de mevcut su anda. Bizim sansimiz genellikle fabrikalari yerinde gormek olmasindan kaynaklaniyor birazda. Bence bir ulkeyi tanimak icine girmekle olur ve ben Cin`de bunu zevkle yasiyorum.

Bundan daha 3 sene oncesine kadar bize mal satabilmek icin iki saat sira bekleyen ve konusmak icin onunu ilikleyerek giren fabrika mudurleri simdi 320 Mercedes sahibi oldular ve biz onlarin karsisinda mal alabilmek icin siradayiz..Devir nasilda degisiyor..Buna benzer bir olayi da avrupada yasiyoruz..eskiden biz avrupalilardan mal alabilmek icin yalvarirdik, simdi onlar yalvariyor satabilmek icin…

Cin`deki bu hizli buyumenin sikintilari ne olabilir diye dusunenlerimiz mutlaka olmustur…Bende dusunuyorum ve elimden geldigince arastiriyorum. Bu konuda kisa ve oz olarak sunu diyebilirim, nasil ki hizli zayiflama, ya da kilo alma vucutta cok agir yaralar acmaktaysa, Cin`deki bu hizli buyume de uzun veya kisa zamanda ayni sikintilari yasatabilir.Tabii ki umarim bu korkulan olmaz cunku insanlari cok sevimli, onlarinda bizler gibi bazi sikintilari yasamasini isteyemem. Ama sunu diyebilirimki, zengin fakir ucurumu gun gectikce artmakta, sonra koyden kente buyuk gocler oluyor, insanlar tarimi birakip fabrikalarda calismayi tercih ediyor. Bugun icin bunu hicbir cinli onemsemiyor, ama ulkemizin su andaki tarim fakirligine girmesinin daha sunun surasinda 10-15 sene icerisinde oldugu dusunulurse, cin icinde acil tedbirlerin alinilmasi kacinilmaz. Yoksa onlar da bizim gibi yorgani cekerken ayaklarinin acik kalmasindan hasta olabilirler diyorum.

Cin ve trafik; bu noktaya deginmeden asla gecemem, kim bozulursa bozulsun ama Cin`de trafik tam bir curcuna..eger sehirlerarasi seyahat edecekseniz, kelle koltukta dedikleri olay tam size yakisacaktir. Aman Allahim! bu nasil duzensizlik? insanlar o kadar ilginc hatalar yapiyor ki, saymak mumkun degil, traktorun sol seritten gitmesimi? tarladan yola bakmadan cikan kamyonlarmi? arkasindakine dikkat etmeden son anda onundekini sollayanlarmi? hangisini anlatayim? her an KELIME-I SAHADET okumaktan, olume hazir olmak demekle rahmetli buyuklerimizin ne dedigini burada ogreniyorsunuz….Hayatinizin bir pamuk ipligine ve direksiyondaki sofore bagli oldugunu dusunsenize… BU arada cin`de o kadar cok trafik kazasi oluyor ki, bizim yetkilierin gonlune su serpeyim, trafik kazasi oraninda bizden cok yuksekteler, yani birinciligi onlara maalesef kaptirmisiz. cok daha fazla calismak lazim… Orada da bizim ki gibi yollar ve arabalar guvencesiz olunca baska ne beklenirki? Ama bir noktaya da degineyim hemen, orada su anda bu olayin farkina varilmis ve her gectigimiz sene yeni transit yollar yapiliyor, duzen hergun oturuyor, acaba bizde ne yapiliyor? Umarim insan hayatina biraz onem verilir….

Cin eskiden uyuyan dev adiyla adlandirilirdi, simdi de uyanan dev deniyor . Dunya ekonomisinde buyuk bir etkisi var..Her ulkede Cin mallari konusuliyor, satiliyor. ABD ise gecen senelerde bir ara cok on plana cikarilan AVRUPA BIRLIGI`ne Cin ile yaptigi ticari anlasmalarla o kadar buyuk bir darbe vurdu ki, ekonomileri bozulan Avrupa devletleri su anda sadece Cin mallarini nasil ulkelerine sokmayacaklarinin yollarini aramaya calismaktan Avrupa birligini neredeyse unutmus durumdalar su anda..

Aslinda Cinliler Amerikalilari hem cok seviyor hem de nefret ediyorlar…sevme nedenleri ticari iliskilerden dolayi, nefret etme nedenleri ise Super gucluk kavrami. Cinliler diyorki biz 1,3 milyar insaniz ve dogal super gucuz, rakibimiz kimse olamaz. Milliyetcilik te eklenince bunlara…Umarim ucuncu dunya savasi basit noktalardan dolayi cikmaz…

Cin`de cocuklarin tuvalete alistirilmasi bizden farkli bir yontemle oluyor..Cocuklarin altini baglamak yerine , ortasi acik bir pantolon giydiriliyor, cocuk cisi geldiginde bacaklarini aciyor , dogal olarak pantolon da acilinca aradan cisini yapiyor, yavas yavas bunun sistemli yapilmasi cocuga ogretiliyor, gerekirse yanlis yerde cisini saliveren cocuga buyukleri ya poposuna vurmak suretiyle yada fircaliyarak dersini anlatiyor. Cok ilginc gelmistir bu konu bana.

Gittiginiz heryerde size cin cayinin ikram edilecegini bilebilirsiniz. Cay, cinliler icin sanki hersey demek. ise giderken yanlarinda termoslarinda caylariyla giden insanlari gorurseniz normal karsilayin..bu burada cok dogal..Bankadaki calisanda bunu yapabiliyor, poliste..cikarip acar kapagi iki yudum icer ve sonra gene kapatip yanlarina koyarlar caylarini… Cay deyip gecmeyin, O kadar cok cay cesidi var ki Cinde….Ozellikle CAY SHOPlara gidin ve gercekten sok olun sizde o kadar cesitten sonra…

Belki konuyla alakali olmayacak ama gezdigimiz fabrikalarda calisan cok fakir kizcagizlar gorurum , sizi gorunce ustunu basini duzeltmeye calisir, sacini duzeltir eliyle, falan filan.. Burdan sunu cikartiyorum, KADIN HER YERDE KADIN iste…Zengin de falkir de koylu de sehirli de her yerde ayni..bazen o insanlari dusunup uzulurum mesela, bazisi o kadar guzelki, onlara makyaj yapilsa eminim bizim GUZEL MANKEN! arkadaslardan cok daha dikkat cekerler ama parasizligin gozu korolsun iste…

Cinli bebekler ve cocuklar hep ilgimi cekmistir..Belki cekik gozlu sevimliliklerindendir bilmiyorum ama onlarla biraz ilgilenin yavas yavas utangacliklari gidecek ve sizinle sevimli sevimli oynamaya bile baslayacaklardir. Sahsim olarak gittigim heryerde cocuklarla konusur onlara basit cince sorular sorar ve saskinliklarini izlerim. Onlarda ilk defa belki de gordukleri bu koca burunlu koca gozlu insana uzayli ile ilk temasa gecen insan muhabbetiyle yaklasacaklardir:))


Cin`de buyuk burun cok onemli ..Buyuk goz de…Bizim gibi koca burunlulara orasi cok komik oluyor iste..Burada benimle hep dalga gecenlere Cin donusu Burnumu Sigortalamayi dusunuyorum diyorum artik:)) Cinli arkadaslarimin hayran olduklari kadinlara bakinca bizim turkmen tipi diyebilecegimiz tipleri tarif ettiklerini goruyorum hep. Kulturler ve zevkler nasil da farkli oluyor…

Son bir notumu da yazayim ve konuyu noktalayayim… Cince dunyada en cok konusulan dil durumunda., toplam 40,000 karakterden olusuyor ama normal olarak en cok 5,000 karakter kullaniliyor.universite mezunlari 10,000 civari karakteri bilebiliyor. Temelinde resim alfabesi diyebiliriz. Halen kullanilan bazi sekiller resim tabanli. Bazilari ise iki uc karakterin birlesmesoinden olusuyor. Yazmasi oldukca zor bir dil cince, ama gramer olarak oldukca kolay. Bizdeki gibi cok zaman kullanilmadigi icin daha basit.. SOn zamanlarda cincenin onemini anlayan yurdumuzda da cin filolojisi bolumleri teker teker acilmakta.ve bence su anda belki ideal bir bolum degil ama yakin gelecekte gercekten cok dikkat cekecek bir bolum olacaktir, universite adaylarina duyurulur….Tiyo verdim ben:))

Efendim basinizi agrittiysam, nir yerlere dokundurduysam lutfen kusuruma bakmayin cunku ben sadece bir turist gozuyle yazmaya calisiyprum..kimseden aldigim maasla degil…bakin gene gonderme yaptim galiba…

Hepinize Cin`den selamlar (14.OCAK.2001-Shanghai Havaalani)

Cin`de dis doktoru hatirasi

Guangzhou`da fuar ziyaretimiz sirasinda bir gece yarisi gozumu actigimda Hasan agabeyin otel odamizda hapishanedeki mahkumlar gibi volta attigini gordugumde acaba hayal mi gercek mi bu diye gozlerimi ogusturduktan sonra , gercek oldugunu gorunce, neden uyumuyorsun? dedigimde “disim cok agriyor, yatamadim saatlerdir’ deyince isin ciddi bir sikinti oldugunu anlayip hemen resepsiyona olayi bildirip yakinda bir hastane ya da dis doktoru olup olmadigini sordum. Yakinda bir hastane oldugunu soylediler.Gece saat 3`te hazirlanip asagiya indik. Yanimiza ingilizce bilen elemanlardan biri verildi ve biz gece hayatinin ne oldugunu ogrenmek uzere basladik Cin sokaklarinda yurumeye…

Hastane denilen yere 10 dakika icinde ulasmistik fakat burasi ozel bir klinik oldugu icin gece vakti kapaliydi…Bu durumda yakinda baska bir Devlet hastanesi oldugunu soyledi arkadas…Caresiz oraya dogru yurumeye basladik..bir 10 dakika daha yurudukten sonra ayni bizim Devlet hastaneleri gibi bir hastaneye geldik. Hastane cok ilgincti, sanki Vietnam Savasindaki film setinde gibi hissettim kendimi orada… Hava sicak ve etrafta sivrisinekler cok oldugu icin hastalarin yataklarini cibinlikler ya da perdeler cevreliyordu. Inleyen hastalar, yanlarinda refakatcileri goruntu olarak hicte icacici degildi…Bircok koridorlari boyle gectikten sonra nobetci bir doktoru bulmayi basardik. Ama o da cok azingilizce bildigi icin anlasmakta epey zorlaniyorduk. Hastamizin disinin problemi oldugunu soyledigimizde bir bakayim ama ben dahiliye doktoruyum:)) deyince caresiz sen gene de bir bak dedik:)) Sorunu anladigini ama elinde disci malzemeleri olmadigi icin tedavi edemeyecegini soyleyerek bize baska bir hastaneye gitmemizi tavsiye etti.

Atladik bir taksiye…saat sabahin 6`si olmustu biz ordan oraya giderken…en sonunda bir hastaneye ulastik.. Bahcede fareler cirit atiyorlardi. hem de buyuk buyuk boylarda tarla fareleriydi bunlar… Neyse geldik kapiya, kapali! Zili caldik bekledik, 5 dakika sonra kapi acildi, uykulu gozleriyle bir bayan doktor bu saatte gelen Tanri misafirlerine bakti, iceri aldi bizi… iki doktor daha uyanarak cikti odalardan. gelip Hasan abinin dislerini bir guzel inceleyip sonra 5 dakika icinde tedavisini bitirip hadi yolunuz acik olsun dediler.

Otelimize geldigimizde artik o gun fuara gidebilecek bir gucumuz kalmamisti ve o gunu kendimize zorunlu tatil ilan edip ogle yarisina kadar uyuyarak gecirmistik.

30.07.2002

10 Yil Once – 10 Yil Sonra ( Shanghai Notlari ) – Çin

Shanghai, bizim icin Istanbul ne ise diyebilirim ki Shanghai da Cin icin onun gibi bir sehir. Baskent Pekin`den sonra en onemli ticaret ve kultur merkezi olarak uzun yillardan beri buyuk bir deger tasimakta…Batililar da bu sehire uzun yillardan beri onem vermis ve Cin ile alakali bircok islerinde bu sehiri kendilerine merkez secmislerdir.

Sehirin merkezi sayilan BUND bolgesi 100 sene oncesinden itibaren yabancilara merkez olmus ve bugun de sehirde dikkat ceken bati stilindeki yapilar hep o donemden kalmistir.

1991 yilindaki ilk Cin seyahatimde Shanghai hakkindaki izlenimlerimle 2001 yili sonu yaptigim seyahat arasinda o kadar cok degisiklikler yakaladim ki anlatamam… Isterseniz once o 1991 yili izlenimlerimi birazcik anlatayim once …sonra da 2001 yilinda nasil bir Shanghai ile karsilastigimi anlatirim….

Ilk heyecandi o gidisim…dusunsenize Turkiye`den cikiyorsunuz, ilk seyahatiniz uzakdoguya ve geliyorsunuz Cin`in Shanghai`ina.. sene 1991..daha 21 yasindayim o gunlerde …Dunya halen bir delikanlinin heyecanli ve ogrenen bakislarindan birazcik tospembemsi bir tonda gorunuyor ….

Shanghai Hongchiao Havaalanina iniyoruz..Vize islemleri ardindan bavullarimizi aliyoruz vee havaalani disina cikiyoruz..Amacimiz taksi tutup sehir merkezinde bir otele yerlesmek..Taksi sirasina giriyoruz guya..ama taksi sirasi denilen sey hikaye..curcuna..kalabalik o bicim..kimse siraya dikkat etmiyor…iten kakan bir suru insan..taksiler baska curcuna..kimsenin siraya dikkat ettigi yok..Biz zavallilar ise yarim saate yakin bekliyoruz umutsuzca..En sonunda imdadimiza kacak taksiciler yetisiyor..uc bes kurus fazla vererek otele yerlesmeyi basariyoruz…

Aksam yemek icin otelin lokantasini tercih ediyoruz…guzel bir otelin guzel lokantasi olur mantigiyla tabii ki.. menu geliyor..bakiyorum..o donemde cok iyi olmayan ingilizcemle ilginc isimlerdeki yemekleri cozmeye calisiyorum ama beceremiyorum acikcasi..en sonunda BALIK bolumunden somon baligi siparisi verebiliyorum..kac dilim istersiniz deniyor..Somon baligi…hmmm…dusunuyorum ve iki kisiyiz 5`er dilim yeriz diyorum..neyse buyuk bir heyecanla beklerkeeeen…o da ne..yemek geliyor…tabakta 5 dilim halinde pismemis somon baligi..biz pismemis yemeyiz arkadas:)) basliyoruz derdimizi anlatmaya..anlayana askolsun..anlatamiyoruz..en sonunda bunun pisirilmesi gerektigini anlatirken kolay bir yol buluyoruz.. icerden ahci geliyor yaninda tekerlekli firin ile:)) koyuyoruz baliklari tavaya birazcik yag kizartiyoruz yagda bir guzel..sonra aaafiyetle yiyoruz tabii ki:)

Odamiza basarmanin verdigi zevk ile donuyoruz. Yorgunluktan yataga kendimi atiyorum ve deriiin bir uyku cekiyorum.. Sabah erken saatte disardan gelen araba kornasi sesiyle uyaniyorum..saat sabahin 6`si henuz..arkadas birakin da biraz uyuyalim ..kim dinler..otelin onunde pazar kurulmus..millet bahcesinden getirdigi meyve sebzeyi sermis tezgahina satmaya calisiyor..saat 8:30`a kadar vakit var sonra polis izin vermiyor. sabahin 6`sinda korna sesi ne olabilir diye sorabilirsiniz anlatayim . yol zaten dar, millet tezgah acip iyice daraltmis yolu. arabanin biri sokaga girmis ve ilerliyor aheste aheste, onunde yuruyen bir amcam var. yol babasinin yoluymus gibi hic umursamadan yurumesine devam ediyor..sofor ise sadece kornaya basmakta.. calan korna sanki ona calmiyormus gibi kafasina gore yuruyor adam. yol onun sanki ya..o donemlerde Cin`de esitlik felsefesi hakimdi ve insanlar birazcikta farkli olanlara neden farkli olabilirsin sen? sorusu sorabilirlerdi.. mesela Mao`nun esi farkli bir ic camasiri giydigi icin bir donemde bunun kavgalari bile olmus parlementoda.. Esitlik olmaliysa eger iste o zaman denge kurmakta o kadar zorlasiyor iste..mesela bu yaya amcanin araba soforune aslinda tepkisi iste bu esitlik altindaki esitsizlige yapilan bir tepki … Sana yol vermem arkadas..senin benden ne farkin var? bekleyeceksin iste…mantik bu kesinlikel orada..ama olan kime oluyor..zavalli bana..sabahin 6`sinda yapilmazki arkadasim bu yani….

Neyse caresiz kalkip hazirlaniyoruz.. Gorusmemiz gereken firmalara dogru yola cikiyoruz.. Ilk duragimiz dunyaca unlu bir kalemtras fabrikasi.. ilkokulda okurken kullandigim kalemtraslardan hatirladigim bir fabrika burasi..buyuk bir saygi ile giriyorum kapisindan..bekci mudure bizim geldigimizi telefonla iletiyor..yanimizda bir gorevli ile mudur beyin odasina geliyoruz.. ben dunyaca unlu o fabrikanin mudurunun odasini cok farkli bekliyordum aslinda.. karsima bizim devlet dairesi gibi bir mudur odasi cikinca oldukca sasirdigimi rahatlikla soyleyebilirim… isin ilginc tarafi mudur bey bulundugu odadan oldukca ovunerek bahsediyor ve masasinin 20 senelik bilmem ne agacindan yapilmis oldugunu anlatiyordu bize buyuk bir zevkle ilgimi gorunce:) Sonuc olarak gorusmemiz oldukca faydali gecmisti.. bu arada kucuk bir notu unutmamaliyim. Cin`de hangi firmaya giderseniz gidin hemen onunuze sicak suya atilmis bir tutam Cin cayi onunuze getirilecektir. cayinizi yariya getirdiginizde genelde uzerine sicak su eklenecek ve siz artik yeteeer deyinceye kadar bu eklemeler devam edecektir.

Aksam islerimizi bitirince otele katalog ve numuneleri birakip disariya cikip dolasmaya basliyoruz.. buranin en onemli caddesi neresi diyoruz. Nanjing caddesi deniyor.Otelin resepsiyonunda cince yazdiriyoruz nanjing caddesini .atliyoruz taksiye..taksici elimizdeki cince yaziyi okuyup goturuyor istenilen yere. Nanjing caddesi bisikletlilerden ve arabalardan trafik birbirine girmis, kalabaliktan nefes alinmiyor..sagda solda alisveris merkezleri siralanmis..her merkezin yaninda bir numara var..mesela Shanghai besinci alisveris merkezi, Shanghai ikinci alisveris merkezi gibi.. Bunun ne anlama geldigini sordum arkadasima, birinci demek en kaliteli urunleri satiyor demekmis. ona gore siralama yapiliyormus.. Birkac tanesini geziyoruz..hersey cok ucuz bize gore.. bir bavulu dolduracak kadar hediyelik aliyorum o donemde…binalar genelde iki katli ve ayni stilde . sokaklara daliyoruz degisiklik olsun diye..her kosede bisiklet parklari mevcut. evler oldukca kucuk..bazi evlerin kapisi aralik ve dikkat ediyorum iceriye gecerken..o kadar kucuk ki icerisi.. los bir floresan isigi yaniyor genelde , televizyon acik ve belli bir iki kanal seyrediliyor genelde.. (dipnot: o donemde her eyalette farkli yayin yapan eyalet TV kanallari vardi, Shanghai`da yasayanlarla bQingdao`da yasayanlar ayni seyleri seyretmiyordu..Boylece insanlar aradaki farkliliklari goremiyordu. Shanghai standartlari her zaman diger kentlerden daha iyi idi cunku..esitlik mantigina gore ters tepki yaratabilir dusuncesiyle her eyaletin farkli Tv kanali olmasi bu nedendendi)

Ertesi sabah erkenden uyanip sehir disindaki bir fabrikaya dogru yola cikiyoruz. sehir cikisinda polis durduruyor.. herkesi durdurdugu gibi. kimlikleri kontrol ediyor.. sofor birseyler anlatiyor bizi gosteriyor..bizim sayemizde devam et deniyor. kenarda bekletilen insanlar goruyorum.. arkadasa soruyorum ogreniyorum.. eyaletler arasi goc olmamasi icin herkesin dogdugu eyalette yasamasi zorunlulugu var o donemde..insanlar baska eyalete bile gidecekse devlet izini almak zorunda. bu sekilde insanlarin gelismis sehirlere goc olayi engellenmis oluyor. Anliyorum ki polisler bu izin kagitlarini kontrol ediyor..izin kagidi olmadan gecmek demek kanuna karsi gelmek demek oldugu icin yakalananlar yandi demek.

Fabrikaya dogru yola devam ediyoruz . araba zaten dokuluyor.. suspansiyon diye birsey kalmamis yollarin kotu olmasindan… Her yerde su motoruyla calisan traktore benzeyen araclar var.. trafik kurali diye birsey taninmiyor sehirlerarasi yolda.. kamyonlar sol seritte giderken, kucuk araclar sagdan sollama yapiyorlar genelde. tarlasindan cikan bir traktor hic sagina soluna bakmadan yola daliveriyor, o anda tek akliniza gelen kelime-i sahadetten baska birsey degil.. bir an hayatiniz gozunuzun onunden film seridi gibi gecmeye basliyor. olumle kalim arasindaki o ince perdeyi Cin yollarinda cok rahat yasayabiliyorsunuz.. Eger uzun bir yolculuk yapacaksaniz asla ucaktan baska bir arac dusunmeyin derim Cin`de. Macera ariyanlar varsa veya zor yollari sevenler varsa o zaman baska tabii ki 🙂

1991 yili Shanghai`yi iste hafizamda bu sekillerle hatirlanmaktaydi. Arada birkac kez daha seyahat etme imkanim oldu bu sehire.. ama aradan gecen 10 sene zarfinda nereden nereye geldigini gormek beni oldukva etkiledi acikcasi. simdi 2001 Shanghai hakkinda yazayim isterseniz.

Havaalanindan baslayalim isterseniz. Artik Shanghai`da iki havaalani var. birisi ic hatlar digeri dis hatlar icin kullanilmakta. Benim son yaptigim ucus Hong kong uzerinden oldugu icin ic hatlar sayilarak, eski havaalani olan Hongqiao havaalanina oldu. O havaalaninin 10 sene onceki halinden yaoi olarak bir farki olmamasina ragmen , duzenindeki mukemmellik acikca belli oluyor. Taksi sirasi mi? yok artik duzenli bir sira isliyor..10 dakika icinde sira geldi ve atladik taksiye.

Yollar… yanlis hatirlamiyorsam eskiden havaalani sehir arasinda trafikle bogusarak gelirdik merkeze, ama artik bir transit yol yapilmis ve trafik sorunsuz akiyor artik.. Sehir komple elden gecmis.. her kosede gokdelenler yapilmis ve yapiliyor. her yerde bir duzen dikkat cekiyor. her yerde bir yenilik var. hareket her kosede hissediliyor.

Oteller standartlarini cok yukseltmis. 3 yildiz otel eski 5 yildiz otellerin konforuna ulasmis durumda..

Caddeler temiz, eski evler goruntuyu bozan hersey yikilip modern sekilde yapiliyor.. sehrin merkezi sayilan bolgede artik eski bina gorebilmek neredeyse imkansiz.. koskoca binalar her kosede dikkat cekiyor.. alisveris merkezleri acilmis .. Dunyanin dort kosesinden urunler Cinlilerin zevkine sunulmaya baslamis.. Gezdigim o kadar ulkede 2001 yili ekonomik sikintilarla dolu gecerken Cin tam aksine acaip bir ekonomik patlama yasiyor..insanlarin kollarinda Rolex marka saatler boy gosteriyor. Eskiden insanlarin ceketlerinin kol kisminda marka etiketi olurdu , o artik yok:)))) buyuk bir gelisme var insanlarin giyim kusaminda.. para gercekten insani degistiriyor derler dogruymus…

Sokaklarda bisikletli sayisi eskiye nazaran oldukca azalmis. Artik bisikletli yerine arac kullanan counlugu dikkat cekiyor. yollar daha duzenli..her kosede trafik isiklari koyulmus… insanlarin genelde kurallara uydugunu belirtmemde fayda var.

Nanjing caddesini soranlar olabilir.. evet..Nanjing Caddesi de buyuk degismeden nasibini almis dogal olarak..bizim Istiklal Caddesi misali trafige kapatilmis ve yuruyus ve alisveris merkezi halini almis.. Avrupa`dan ozel egitim almis Cinli mimarlar kontrolunde her kosesi ozellikle dikkat edilerek duzenlenmis. Artik o trafikten eser yok..rahat rahat dolasabiliyorsunuz.. Her kosede marka satan magazalardan tutun da Cin hediyelik esyalarina , alisveris merkezlerine kadar hersey bulabiliyorsunuz burada.

Trafikte curcunayi engellemek icin guzel bazi kurallar uygulaniyor. Ana caddelerde yolcu almak yasak ..boylece bizim taksi , minibus ,otobus kuyruklari ana caddelere tasamiyor. olacaksa da ara sokaklarda oldugu icin akisi engellemiyor.

Sehirlerarasi yollar tamamen elden gecmis. artik 3 seritli mukemmel yollar gelisi ve gidisi ayirdigi icin ve koy bolumlerinde trafik kurallari uygulanmaya basladigindan sorun azalmis sayilir. eskisi gibi sayac misali trafik kazasi olmuyor Cin`de artik..bizim de yollarimizda eger gidis gelis dseritleri ayri olabilse hatali sollama kazalarinin ne kadar aza inecegini dusunebilirsiniz…

Sehir girislerinde artik kimse kimseye kimlik sormuyor..artik Cin`de is yapacagina inanan birisi varsa istedigi sehire gidip yasayabiliyor. Cin artik bir ozgurlukler ulkesi olma yolunda. yakinda girecegi Dunya Ticaret Orgutu uyeligi sayesinde artik Cin urunleri Dunya kalitesine ulasma sansini yasayacak…

Shanghai ve Cin 10 sene icinde mukemmel bir degisim yasiyor.. Hersey modernize edilmeye calisiliyor. Insanlar bilincsizce ellerindeki eski herseyi atma derdinde..yenilik her koseye yayilmis…Peki hersey modern olunca guzel mi oluyor? Iste bu noktada biraz gercekci bakmaya calisiyorum ve bazi noktalarda hata yapildigini goruyorum..

Cin, yeniliklere o kadar adapte olmus ki su anda elinden gidenlerin farkinda degil.. Her sey cok guzel gorunuyor su anda fakat bir sey var ki unutuluyor, kultur……Cin kulturu bu degisimde eger dikkate alinmazsa kaybolmaya mahkumdur.. Umarim Cin devleti bunun farkina cabuk varir yoksa bazi seyler icin ilerde cok gec olabilir…

30.07.2002

Çin Seyahat Hatırası – Çin

Fuarda isbirligi yaptigim bir firma beni fabrikalarini ziyaret etmem icin Hangzou sehrine davet ettigi zaman, bu teklifi degerlendirip , teklifi uzerine ucaga atlayip Hangzhou`ya gectim. Amacim hem fabrikada detayli urun secimi yapmak ,hem de Hangzhou hakkinda bilgi sahibi olmakti…

Hangzhou`ya vardigimda beraber fabrikalaya dogru yola ciktik, 3 saatlik yolumuzun oldugunu soylediler, ne bileyim yolun oyle bozuk oldugunu….Gittikce bitmeyen bir yol oldu..Uzadikca uzadi…Hayatimda gordugum en bozuk yoldu diyebilirim…Neyse en sonunda fabrikaya ulastik.Fabrika ama ne fabrika! Yuzlerce insan tezgah basinda , hepsi birer makine gibi durmadan calisiyorlar…Benim iceri girdigimi gorunce isler bir anda durdu ve insanlar durup beni seyretmeye basladilar. Kendime soyle bir baktim acaiplik varmi diye ama normaldim..ama millet birbirine benim hakkimda birseyler fisildiyordu, arkadasim yardimima yetisti ve BIYIKLI oldugum icin cok ilgi cektigimi soyledi, Cinlilerde biyik fazla olmadigi icin ben onlara cok ilginc gelmistim:)) Daha once de bircok yerde ilginc geldigim olmustu ama burada ki bir baskaydi. Herhalde biyikli birini ilk defa gormuslerdi diyebilirim..Bu arada dediklerine gore Cin`de biyikli erkekler cok revactaymis, sanki dunyanin en yakisikli erkekleriymis gibi sayiliyor biyikli erkekler:))

Aksam ustune dogru yemege davet ettiler, ben de musluman oldugumu soyledim, bulundugumuz bolgede bir musluman lokantasi oldugunu soylediklerinde acaip sevindim..Genelde Cin seyahatlerimde hep yumurta ve sebzeli pilav yemekten gina gelir, hemen kabul ettim. Geldik lokantaya.Kapida musluman bir bayan karsiladi bizi…Herkes elini kosede bulunan bir kova dolusu suya sokup yikadi.. Bu benim hem cok ilgimi cekti hemde midem bulandi dogal olarak…elimde olsa hemen cikacaktim oradan ama bir kere gelmis bulunmustum…Tam 7 kisi ayni kovadaki suyla elini yikamisti, nasil yikamaksa…..Onlar icin bu normal bir durumdu..

Ben o sirada lokantanin sahibesi musluman bayanla konusmaya calistim biraz. Tek bildigi sey ALLAH kelimesiydi, din ile alakali , islamiyetle alakali hicbirsey bilmiyordu, bunun beni cok sasirttigini soyledigimde, kocasinin birazdan orada olacagini ve onun cok bilgili oldugunu soyledi , ardindan da kocasi tesrif etti.. Adamcagizin da karisindan fazla bildigi tek sey Hz. Muhammed (SAV) i bilmesi ve daima bu kelimeleri soylemesiydi…

Masaya hemen hemen lokantadaki tum yemeklerden getirdiler, misafirseverliklerine hayran kalmadim desem yalan olur. Her ne kadar yiyemesemde yemeklerin icbirinden, insanliklari cok etkilemisti beni…

Lokanta sahibi hayatinda ilk defa baska ulke muslumaniyla karsilastigini ve cok mutlu oldugunu soylediginde icim bir tuhaf oldu. Benimle dost olmak istedigini soyledi. Eger bir sikintim olursa elinden gelen herseyi yapacagini da belirtti.

Lokantadan hicbirseye dokunmadan kalkmak ayip olacakti ama ne yapabilirdim ki midemi altust etmek istemiyordum acikcasi…En sonunda cozum bulundu..ve karpuz buldum orada..buyuk bir zevkle kendi bicagimla kestim, hem onlara yedirdim hem de kendim bir guzel yedim, olayi da tatliya baglamis olduk boylece…

Otele geldigimde hemen bavulumu acip konservelerimi masaya bir guzel actim ve kendime bir guzel ziyafet cektim:))

30.07.2002

Hindistan’a Bakış – Hindistan

Hepimizin hayatının vazgeçilmez parçası olan baharatların diyarı Hindistan egzotik bir ülke olarak karşılamakta bizleri. Sanskritçe BHARAT ülkeye verilen isim. Türkçeye de baharat olarak geçen baharatın kelime anlamı Hindistan demektir.

Dünyanın en eski kültürlerinden biridir Hint kültürü..Hinduizm en eski dinlerdendir. Bir kültür dağarcığıdır Hindistan. Dünya üzerinde sizi dünya dışında hissettirmeyi başaracak belki de tek ülkedir.

Yıllar önce okuduğum seyahat kitaplarında gördüğüm o mükemmel çekici ülkeye 1999 yılında gidebilmek nasip oldu. Havaalanında bizi karşılayan o boğucu sıcak hava akımını unutmam mümkün değil.. Daha ülkeye ayak basar basmaz Neredeyim ben ? diye soruyor insan kendi kendine.. Gerçekten her şey değişik geliyor burada insana..

Sokaklara dalınca insan kendini belgesel bir filmde hissediyor. Yabancı olan onlar mı yoksa sizmisiniz diye düşünüyorsunuz. Bazı yerlerde yabancıları merak eden insanlar çevrenizi sarıyorlar. Sizinle fotoğraf çektirmek için bazen sıraya bile giriyorlar. Taj Mahal’de bu zevki epey yaşadık…

Ülke çok fakir insanlar her yerde..yol kenarlarında bizim çatılarda kullanılan saclardan yapılmış odacıklarda yaşayan insanlar dolu. Su yok, tuvalet yok, elektrik yok bu barakalarda.. Her yer dilenci dolu..Ama ilginç olan dilencilerde şaşırmış nasıl size yaklaşacaklarını…Önce yabancı olduğumuz için

“Jesus! Jesus!” diyerek hristiyansak ordan etkilemek istiyorlar..sonra ses yok bizde bu sefer “Alla! Allah ekber!” diyerek ordan vuruyorlar ve eğer acıyıpta birine üç beş kuruş verirseniz işte o zaman ALLAH deyip nasıl kurtulacağınızı siz düşünün diğer dilencilerin saldırısından.

Sokaklarda her türlü yiyecek ve içeceğin hatta suyun bile açıktaysa içilmememsi önemli bir uyarı..Bu ülkede salgın görülen Malarya hastalığını kapmak istemiyorsanız kesinlikle dikkat etmelisiniz bu noktaya.

İnsanların temizlik anlayışı yok denecek kadar az. Eğer eşim Nil Hanım gibi titiz bir insansanız yatağa oturup sinirden ağlamanız çok normal olacaktır. Kaldığımız bir otelde işte bu titizlik ve ordaki pislikelr yüzünden bin tövbe edip bir daha asla gelmeyeceğim buraya diyen eşim nasıl olduysa Hindistan’dan dönerken bir daha ki sefere daha dikkatli seçim yapalım demesiyle Hindistan için belki de söylenecek en güzel şeyleri söylüyordu.. Ne senle ne de sensiz yaşanmaz… Evet Hindistan işte bu kadar ilginç bir ülke ki, her şey aslında olumsuzlujklar üzerinde kurulmuşken insanı halen cezbedebilen bir atmosferi var. İnanın şu anda nereye gitmek istersin dünya da deyin Hindistan derim…

Agra ve Taj Mahal

Hindistan’ın simgesi olan Agra şehrindeki TAJ MAHAL’i görmeden Hindistan’ gördüm demek yanlış olacaktır. Taj Mahal’in aslında Türkler için bilinmeyen bir önemi olmalı. Çünkü eşi Mümtaz Mahal’e olan aşkını o ölünce türbesini inanılmaz güzellikte inşa ettiren ŞAH CİHAN Türk MOGUL Sultanıdır. Yani bir Türktür aslında.. Tarih kitaplarında genellikle MOGUL yada Moghul adıyla yazılan bu sultanlığı çoğumuz, Cengiz Han’ın Moğollarıyla karıştırdığımız için aslında bizim için de önemi çok büyük olan bu binaya dikkat etmeyiz. Iste artık ögrendiginiz bu kisa bilgiden sonra Taj Mahal’de gögsünüzü gere gere dolaşın 🙂

Agra’ya Delhi’den trenle tam bir macera ile gideceğinizden emin olabilirsiniz…Istasyonda yerlerde yatan insanların arasından hoplaya zıplaya geçeceğiniz için ve bir o kadar dilencinin size sürtünmesinin verdiği rahatsızlıktan sonra kendinizi kompartmanınıza atabilirseniz biraz rahatlayacaksınız. Ama hemen sevinmeyin çünkü bazen iki kişiye aynı bilet satılabildiğinden yerinizde amcanın tekini size gülümserkende görebilirtsiniz..asıl komik olan kompartman görevlisinin pişkin sırıtması:)) Asıl insana koyan da o ya:))

Agra’ya 2 saatlik seyahat sonrası vardığınızda da asil sorunu yaşayacaksiniz. Bütün taksi şoförleri ve RiKSHAcilar (motorsiklet araba arası bir taşıma aracı) etrafınızı sarıp Taj Mahal’e götürmek için kavga bile edeceklerdir. Bu insanlar size acaip yapışacakları için fiyatlarına pazarlık edip biriyle anlaşmanız en kısa yoldan çözüm bence. Biz ne mi yaptık…Epey kaçmağa çalıştıktan sonra baktık bizi bırakmaya niyetleri yok çünkü çok SEVDİLER:)) 2 dolar karşılığında akşama kadar bir Rikşa kiralayıp birazda krallığın keyfini yada sir olmanın keyfini yaşadık o gün boyunca. Rikşamız bizi her yerde bekledi. Biz gezdik dolaştık ve döndüğümüzde şoförümüz bekliyordu bıraktığımız yerde. Kesinlikle tavsiye ederim Rikşa kiralamanızı..Hem küçük olduğu için trafikte kaçabiliyor, hem Hindistan’ın bir parçası, hem de maceralı olduğu için….

Hindistan’da dini inanç sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Her yerde değişik bir tapınak görmeniz mümkün..Ama asıl güzel olan şey tam bir demokrasi yaşanıyor olması. Kimse kimsenin inancına karışmıyor..Tam bir din dağarcığı. Bunu seyrederken insan gıpta ediyor. Her tapınağa girip fotoğraf çekebilirsiniz diyebilirim..Ama tavsiyem genede içeri girerken sessiz olun, hafif gülümseyin, saygılı olun o ortama, eğer fotoğraf çekmek istiyorsanız insanlara danışmadan çekmeyin. Bu arada çoğu tapınağa ayakkabı çıkararak girildiğini unutmayın.

Hindistan’daki Mc Donalds’ı fazla tavsiye etmem çünkü inek eti yemek Hindu’larda yasak olduğu için hamburgerler koyun veya keçi etinden yapıldığı için hayal kırıklığına uğrayacaksınız.. Bilin de…..

Jemaa Mesjit (Yeni Delhi) ve Hadji Ali Türbesi (Bombay)

Delhi’de Jemaa Mesjit’e gitmenizi tavsiye ederim..Oldukça büyük bir cami burası. Ama bazı ilginç noktalara değinmeden geçemeyeceğim. Buraya kadar gelmişken bir de iki rekat namaz kılayım bari deyip Cuma mescite geldim.Abdest almak için yer sordum , caminin avlusundaki havuzu gösterdiler. iyi ama musluk yok dedim. maalesef bizdeki gibi bir sistem yok orada. Ülke çok sıcak ve su az bulunduğundan insanlar o havuzdaki sudan abdest alıyorlar. Hepsi aynı havuzdan. Sanıyorum Turan Dursun’da buna benzer bir manzaradan yola çıkıp KÜLLETEYN adlı kitabını yazmıştı.

Hindistan’da kültürel islam yaşanıyor. Aynı zamanda ne kadar inkar etmek istesekte Hinduizmden bazı alıntılar girmiş müslümanların hayatına. Mesela Hacı Ali türbesine gittik , denizin üzerinde inşa edilmiş bir türbe bu. İnsanlar türbeyi öpüyor, adaklar koyuyor, ellerini sürüyor türbeye…. Bunu yapanlar müslümanlar. Fakat yaptıkları bizim türbelere çaput bağlayanlardan pek farklı değil. Yani bilinçli bir islamiyet çok göremedim diyebilirim Hindistan’da.

Bahai Tapınağı (Yeni Delhi)

Bahailik kendini dünya dinlerinin birleşimi ve kardeşlik düsturuyla tanıtan bir dini inanış… Biz de Delhi’deki lotus çüçeği şeklinde inşa edilmiş bu tapınaklarına gelmişken uğrayalım deyip gittik. Tapınak bahçesi epey büyük..Bakımlı ve temiz bir ortam burası. 9 Tane kapısı var tapınağın ve kilise havası ağır basmakta. Oturmak için koltuklar ve konuşmacı için ortaya bir kürsü koyulmuş.

Biz olabildiğince kısık sesle içeriyi incelerken görevlinin biri gelip oldukça kaba bir şekilde azarlayıp konuşmasanıza demezmi? İşte o ana kadar içimde beslediğim bütün güzel düşünceleri silip aheste aheste dışarı çıktım. O kadar güzel yapılmış tapınağa yakışmayan görevlileri bu sayfadan tekrar kınıyorum.

Herşeyden önce biz yabancıyız, sonra turistiz, sonra bağırarak asla konuşacak kadar saygısız da değiliz. Ama yaklaşımları hiçte öyle olmadığı için kendi adlarına üzüldüm.. Ama genede o görevlinin sadece bir istisna olduğunu düşünüyor ve sizi Delhi’ye giderseniz bu tapınağa bir gitmenizi tavsiye ediyorum…Ama siz siz olun sakkın haa ağzınızı açmayın..:)

Ölülerin yakilmasi

Hep merak eder dururdum, ölü yakılmasının nasıl olduğunu. Sağolsun oradan bir arkadaşım ricamı kırmadı ve beni ölüleri yaktıkları alana götürdü. O alana girer girmez insanın burnunu yakan yanık et kokusunu ömür boyu unutmayacağınıza eminim.

Ölülerin yakılması Hinduizm dininden kaynaklanıyor. Ölülerin ruhunun başka bedene geçmesine yani reenkarnasyona inanan Hindular, ölen kişinin bedeninden bir an önce kurtulması için yakılmasını uygun görüyorlar. Ölü yakma iş bir törenle yapılıyor. Aynı bizdeki gibi ölü yakınları toplanıyor. Ölünün üzerine odunlar diziliyor. Odunların çabuk alev alabilmesi için yağ dökülüyor üzerine. Daha sonra ateşe veriliyor.

Ölü yakma sırasında ilgimi çeken birşey oldu. Ölünün bedeninin büyük bir kısmı yanarken kafatası en son yanan yer oluyormuş ve kafatasının kırılması gerekiyor. ve bu görev en büyük evlada veriliyor. ve o elinde büyük bir sopa ile kafatasını kırarak kolay yanabilmesini sağlıyor.

Tören bitinceye kadar kaldım orada sonra da gidip ölü yakınlarına başsağlığı dileyip ayrıldım oradan. İmkanınız olursa görmenizi tavsiye ederim böyle bir töreni.

Sinema Endüstrisi

Hindistan deyince sinemasından bahsetmeden geçmek bence büyük bir hata olacaktır.Ülkemizde bile senelerce sinemalarda ve televizyon kanallarında oynayan muhteşem AVARE filmi ile akıllarımızda izlerini taşıyan Hint sineması daha uzun yıller popülerliğini koruyacak gibi görünüyor..Neden mi? Öyleyse dinleyin… Her şeyden önce Hindistan fakir çoğunluğun oluşturduğu bir ülke olduğu için zaten halen televizyonun girmediği ev ve baraka sayısı kesinlikle milyonlarcadır. İnsanların elektriği bile zor bulduğu bazı kesimlerde televizyonun hayalini kurmak için de erken zaten. Televizyonun olmadığı yerde de doğal olarak insanlar eğlence aracı olarak bizim 20 sene önce büyüklerimizin yaptığı gibi sinemaları doldurmaktan başka bir çare bulamıyorlar. Bunun yanında sinema ücretlerinin çok cazip olduğunu da eklerseniz, sinema seyircisinin Hindistan için ne kadar büyük bir kesimi oluşturduğunu düşünebilir ve burdan da sinema endüstrisinin neden gelişmiş olduğunu hemen anlarsınız. Sokaklarda duvarlarda her an filmlerin afişleriyle karşılaşmanız mümkün, en yakın sinemada oynayan filmlerin reklamları rengarenk bir görüntü oluşturuyor sokaklarda.. Gelelim filmlerin konularına…Aslında bu konuyu derinlemesine incelemeye fazla gerek yok. Ezilmiş insanların acı dolu hayatları genellikle konuyu oluşturuyor.Bunun yanına bir de sevenlerin düşmanı KÖTÜ, rahmetli Erol Taş’a bin rahmet okutacak kadar KÖTÜ, hatta şeytanımsı kötü bir toprak sahibi ya da patron olmazsa olmazlardan… Televizyonda izlemeye doyamadığım birkaç filmdeki bu kötü ötesi adamcağızın neden işinin gücünün sadece şu garipleri ezmek olduğunu da bir türlü anlayabilmiş değilim halen…Döneli aylar oldu ama halen çözebilmiş te değilim….. Başka konu hiç yok mu peki filmlerde? Tabii ki var …Mesela dinler dağarcığı olan bu ülkede doğal olarak dinlerarası ilişkiler, sevenlerin sıkıntıları, zengin müslüman fakir hintli aşkları vs vs…..Amaç hep aynı..insanlara yaşadıkları ortamdan örnekler sunabilmek …. Hintli arkadaşlarımdan biri birgün oturup müthiş bir zevkle seyrettiği son filmi anlattı..konusu nasılmıydı? dinleyin o zaman; Fakir bir genç, fakir babasını terkedip şehire çalışmaya gider.Baba razı değildir.. Çocuk senelerce kötü insanlarla savaşır, didinir, ve sonuçta çok zengin bir insan olur…Kocaman binasından şirketini yönetirken zavallı babası aklına gelir, köyden getirtmek ister ihtiyarı …ama babası reddeder gelmeyi..ve en sonunda o gider mersedes arabasıyla…babası ona şöyle der…sen büyük adam oldun ama adam olamadın…… eh kızmayın ama maalesef onlarda bizim gibi fakir kesimle dolu olduğu için bırakında film konularımızda benzer olsun değil mi :)) Ben vakit bulup sinemaya gidemedim ama her hintli kesinlikle gitmemi tavsiye etti..Ben de sizlere bu zevki yaşamanızı tavsiye ediyorum..ama ağlamak yok ona göre….Çünkü o KÖTÜ adamın sevenlere yaptığı normalötesi işkencelere dayanabilirmisiniz bilemiyorum..Benden söylemesi…..

HINDU ARKADASIMIN DININE BAGLILIGI:
Hindistan`da insanlar dinlerine cok baglilardir. Zaten gittigim butun tapinaklarin dolulugundan bunu hemen anlayivermistim, ama insanlarla birebir konusup ogrendikten sonra bizim aslinda onlara gore hic ibadet etmedigimiz sonucuna da varmanin uzuntusunu yasadim demek zorundayim.

Hindularda herkesin cok onem verdigi Tanri digerininkinden farkli olabiliyor.Benim arkadaslardan birisi bu kendisine onemli sectigi Tanrisi icin tam 3 MILYON kere o tantinin ismini TESBIH cekerek, bitirdikten sonra bunu bagli oldugu tapinaga giderek Tanrisina sundugunu anlatti…Bir digeri de 5 milyon adet cekecegine soz verdigini soyledi. Bir diger hindu arkadas ise eger bir istegi olursa 3 ay boyunca en cok sevdigi sey olan pirinc pilavini yemeyecegini soz verdigi icin istanbul`a geldiginde buna gercekten de riayet etti ve sadece ekmek ve vejetaryen yemekle gecistirdi o aksami da.

HINDU TANRILARI:
Hindistan milleti gercekten cok ilginc gelmistir bana. Simdi nereden cikti bu diyebilirsiniz…Ornek vereyim o zaman. Dusunun ki bir hristiyan YARADANA ALLAH adini vermeyecektir, biz de JESUS demeyiz, yahudilerde boyledir, yani her dini inanc kendi icinde tanrisini sekillendirir ve ona tapar.. Ama hindularda bu bizdeki gibi degildir. Bir Jainist, Hindu tanrisina da ayni saygiyi gosterir. Bir Hindu gidip Sai Baba`ya tapinir, Mihir Baba`ya gidip etegini oper, dua eder onlara Avatar (yasayan Tanri sayilir hindularda) olarak tapinir rahatlikla.

Mesela Istanbul`a gelen Jain bir arkadasim daha is gorusmesine oturur oturmaz not kagidinin ust kosesine bir sey yazmisti . nedir bu diye sordugumda ise GANESHA yazdigini soyledi. Ganesha Hindularda Fil kafali Cocuk tiplemesi olan bir tanridir. Inanislarina gore Tanrica PARVATI, tanrica oldugu icin sadece olmasini istedigi icin bir erkek cocuk yaratir. ve cocuga kapida bekcilik yapmasini cunku banyo yapacagini soyler. O sirada kocasi Tanri SHIVA gelir kapiyi calar. Ganesha acmaz annesinin sozu uzerine. Shiva`da kapiyi kirip iceri girer ve oracikta cocugun kafasini kesiverir…Parvati banyodan cikip cocugun oracikta cansiz bedenini gorunce fenalik gecirir, sonra Shiva`ya onu kendinin yarattigini ve cok uzuldugunu soyleyince olanlardan, Shiva ona soyle bir soz verir, kapiyi acip bakacaklar ve ilk gelenin kafasini cocuga koyup yeniden canlandiracaklardir. Nitekim kapiyi actiklarinda bir Fil durmaktadir orada, bunun uzerine filin kafasini kesip Ganeshaya verirler ve Ganesha canlanir.. Ganesha resimlerde ve heykellerde hep tombul gobekli, fil kafali bir cocuk olarak resmedilir. Hindularda her baslangic her yeni bir sey GANESHA adiyla baslar. iste bu nedenden dolayi Jain arkadasta bizimle ticaret konusmaya baslarken iste Ganesha ismini yazmisti not defterine. Bizdeki BESMELE gibi birsey bu onlar icin.

27.01.2004 

Mumbai – 2002 – Hindistan

Türkiye`deki soguk gecen kis aylarindan sonra ucagin kapisindan gelen 31 derece sicakligin carpmasi ile kendimden gectim. Soguk havalara alismanin ardindan gelen bu sicak esinti acikcasi beni sok etmisti.
Mumbai yani eski adiyla Bombay Hindistan`in Istanbul`u gibi bir sehiri. Baskent Delhi olmakla beraber ticaret merkezi Mumbai kenti. Mumbai ismi orjinal sanskritce isim, Ingilizler yonetimi ele gecirdikleri donemde Mumbai diyemedikleri icin Bombay adiyla anmaya baslamislar Mumbai kentini. Daha gecen sene Mumbai ismine geri donuldu. Iyi de etmisler. Ozlerini kaybetmemeleri guzel bir sey.
Mumbai havaalaninda sigara icmek henuz yasaklanmamis. Havaalani zaten cok eski, bizim eski havaalanimiz gibi, yenilenmek icin bekliyor, sanirim yakinda baslayacaklar yeni havaalanina cunku acikcasi koskoca Hindistan`a hic yakismiyor bu eski bina.
Havaalanindan cikista kucuk bir sok yasadim. Normalde gezdigim bircok ulkede ne kadar fakirlik olursa olsun en azindan havaalani civari cok havali olurdu, oysa Hindistan`da cok basit bir cikis vardi. Daha sonra anladim ki zaten havaalaninin hemen 20 metre disinda sokakta yatan insanlari gizlemek te mumkun olamayacakti. Ne isek o olalim diye dusunmus olabilirler.
Hindistan ile alakali ilk tavsiyem su olacak. TAKSICILERLE PAZARLIK YAPIN. soyledikleri fiyatin yarisini teklif edin ve kararliliginizi gosterin. Hatta verdikleri fiyata hayretler icinde bakarak dalga mi geciyorsun sen bile diyebilirsiniz. Eger sizin kulyutmaz oldugunuza inanirlarsa yari fiyatina gitmeniz cok kolay olacakltir.
Oteller konusunda tavsiyem, eger temizlik hastasiysaniz asla 3 yildiz alti bir oteli dusunmeyin.Ben 4 yildizli bir otelde bile biraz rahatsizlik cekmistim, bu seyahatimde 5 yildizi secince epey rahat ettim.
Havaalanindan otelinize dogru yolalirken buyuk soklar gecireceksiniz, simdiden hazirlikli olun, yolun saginda solunda eski eski baraka evler, yari ciplak cocuklar, dilenciler, seyyar saticilar vs vs .. Bulundugunuz sehirin Mumbai oldugunu dusunuyorsunuz, bu sehir boyleyse diger yerler nasil olabilir diye kafaniz allak bullak oluyor.Arabalar trafik isiklarinda durdugu anda pencerelere yapisan dilenciler insanin icini parcaliyor ama birine yardim ederseniz digerleri de uzerinize atliyorlar, secim sizin…
Hindistan dinlerine, bu ulkeye gitmeden once cok merakliydim, ama yaptigim seyahatler sonrasi acikcasi cok sasirdim. Turkiye`de tanidigim Meditasyoncu arkadaslarim olsun, okudugum kitaplar olsun, seyrettigim filmler olsun bana hep farkli bir dunya vaadediyorlardi, ama maalesef Hindistan`da gozlerimle gordugum ortam hic te icacici olmadi. Gezdigim tapinaklar filmlerdeki gibi mukemmel ve mistik degillerdi. O kutsal insanlar yuzyuze karsilasinca nedense biraz kirli kiyafetleriyle ilgimi cekmeyi becerebilmislerdi sadece. Bize anlatilanlar yoksa birer yalanmiydilar diyemiyecegim ama galiba birazcik sisirmeydiler. Hayal kirikligi yasadigimi belirtmemde fayda var. Gezdigim bircok tapinakta insanlar tembel tembel yatiyordu, inanc insani hayattan uzaklastirmamali bence, enerjiyi kaybettiren hersey bir eroin gibidir, insani alikoyar yasamaktan.
Hindistan cok fakir bir ulke bunu kabul etmemiz gerekiyor. Zenginleri fazla piyasada gorunmuyorlar , onlar genelde kale gibi korunan binalarda yasiyorlar, kapilarinda korumalari her zaman duruyor. O insanlar yuksek sinifa mensup sayiliyor ve bu yuzden halkin arasina girmeyi sevmiyorlar.
Hindistan`da kast sistemi eskidendi diyenlere maalesef halen de bu sistemin izlerini gordugumu belirtmemde fayda var. Mesela konustugum bir arkadasim , diger bir arkadasimdan bahsederken , o benden alt sinifa ait. ben Brahmin sinifindan geliyorum gibi laflar etti. Bu laflarin altinda yatan gercegi saniyorum sizler de anliyorsunuzdur.
Halkin arasina daldiginiz zaman sizin de ust sinifa mensup oldugunuza inanan alt tabaka insanlar genelde size dokunmaya calisiyorlar, ben buna halen bir anlam verebilmis degilim, neden bir insana dokunmaya calisilir ki? Saniyorum bu ust tabakadan olduguna inandiklari bir insana dokunabilmenin verecegi mutluluk olsa gerek.
Sokaklarda karsima cikan dilencilere nezaketle bozuk paramin olmadigini elle, kolla,beden diliyle anlatmaya calissamda neredeyse yuz metre boyunca benimle yurumeye devam etmelerinin verdigi cildirma noktasindaki caresizlik ve siniri en sonunda bir Hintli arkadasim nasil asabilecegimi ogretti, ne mi yapti? Cok basit, elini kaldirdi, vuracak gibi yapti dilenciye, kendi dilinde saniyorum kufur etti ve dilenci o zaman beni birakti. Ben kendime tabii ki boyle bir yaklasimi uygun bulmuyorum ama saniyorum biraz daha kalsaydim kendimi kaybetmeye baslayabilirdim.
Hindistan`da sokakta hicbirseyi yememeniz tavsiye ediliyor. Normal sulardan bile icmemeniz gerekiyor. Her yerde sise su almaniz gerekli, ama bir noktaya dikkat etmelisiniz, sise sularin ici bosalinca bazi uyaniklar sehir suyu doldurup satiyorlarmis, o nedenle sise suyu alirken bile kapagini iyi kontrol etmenizde fayda var. Fakirlik dizboyu olunca insanlar basit hesaplara basvuruyor dogal olarak.
Mumbai trafigi ile unlu bir sehir. Gecenin gec saatlerinde bile trafik sizi bekliyor. Bu trafikle bogusurken yapacaginiz en guzel sey sakin olmak ve cevrenizi seyretmek. Bu noktada hem ucuz olan , hem de hava almaniza yarayacak olan RIKSHA`lari tavsiye edebilirim. Fakat okudugum bir bilgiye gore Mumbai`nin havasi oldukca kirli olduguna gore riksha ile seyahat ederken keyif alabileceginizi pek sanmiyorum:)
Taksiler konusunda dikkat etmeniz gereken bir diger nokta su; eger taksi klimali ise fiyati daha yuksek olacaktir, bunu unutmayin ve gereksiz stres olmayin. Yuksek fiyat ceken bir klimali araca dogal olarak eyvallah demeniz gerekecek. Dusunsenize Istanbul`da sicaklik 10 derece iken 32 derece bir sehirde geziyorsaniz, klima ihtiyaciniz olacaktir.
Mumbai`de ortalama isci maasi 60-100 dolar arasinda degisiyor, bu ne demek? Yani 100 dolar ile 30 gun gecinmek mumkun demek. Hayat cok ucuz ama nerede neyi alabilecegini bilenlere, diger turlu yiyeceginiz kaziklar uzun muddet aklinizdan cikmayacaktir.
Hindistan`in bu kadar fakir olmasinin nedeni ne olabilir diye bircok kisiye sordum, genelde aldigim cevaplar ayniydi, hepsi de Ingiliz yonetimi sirasinda ulkenin butun servetinin kurutuldugu ve Ingilizlerin alacaklari fazla birsey kalmadigini anlayinca kendi keyifleriyle bu ulkeyi terkettikleri anlatiliyordu. Su Ingilizler gercekten de akilli millet denebilir mi bilemiyorum, ama arkalarinda cok AAH aldiklarina eminim.
Su sokaklarda yatan Hintlileri gorunce ve tarihin bir doneminde zenginligiyle unlu olan Hindistan`i gorunce galiba Ingiltere`nin servetinin nereden geldigini anlamak cok zor olmayacaktir.
Mumbai`nin kisa donemde altyapisinin cozulebilecegini sanmiyorum cunku Istanbul gibi buyuk bir sehir ve altyapisi da yok denebilir. Hatta bircok yonden Istanbul oradan kat be kat daha iyi seviyede diyebilirim.
Hindistan Parlementosu 550 kisiden olusuyor.Hintli birkac arkadasimin anlattigi; ulkede rusvetin dizboyu oldugu ve yuksek kademelerdeki memurlarin ceplerini doldurmaktan vakit bulamamalari sebebiyle halkin biraz zor rahata erebilecegi gercegi beynimde, cok iyi bildigim biryerleri animsatmisti.
Hindistan ozkulturunu kaybetmeyen nadir ulkelerden birisi olmasi asabiyle turistlerin daima ilgisini ceken bir ulke. Dusunsenize Avrupalilar bizim bu kadar alin bizi diye yalvarmamiza ragmen ha bire birseyler onumuze sunmaya devam ederken, bizden standartlari cok iyi olmayan Hindistan`i turizm olarak bizden neden daha cok seciyor olabilirler? Dusunun bakalim.
Saygilar.

30.07.2002

Singapur Ve Sigara Sorunu – Singapur

Singapur’da sigara fiyatları havaalanındaki tax free kısmında çok ucuzdur. Ülkede ise fiyatlar oldukça pahalıdır. Bu nedenle seyahatimiz sırasında yanımda sigaralarım ve purolarımı eksiksiz olarak hazırlamıştım.

Havalaanına indikten ve vize işlemlerini itirdikten sonra bavullarımızı alıp son polis kontrol noktasına geldik. Bavulları tek tek kontrol ettiler ve benim bavulda sigara olduğundan açmam istendi. Açtım bavulu ve 9 paket sigaramı tek tek çıkardı polis ve gümrük işlemleri yaptırmam gerektiğini söyledi.

Aldım sigaralarımı ve gümrük kısmına gittim, burada her bir sigara paketi için 4 singapur doları yani 3 dolar gibi ilginç bir vergi ödememi istediler, sinirlendim ve alın sigaralar sizin olsun ben bu vergiyi ödemem dedim. O zaman isterseniz sigaralarınızı emanete koyalım ve çıkışta alın dediler ve Singapur dönüşünde bu sigaraları gümrükten nasıl alacağımı da anlattılar.

Singapur’dan dönerken dedikleri noktadan gidip sigaralarımı teslim aldım.

Singapur’da özgürlükler bazı noktalarda geçerli değil, insanın sigara içme özgürlüğüne bile karışılıyor. Siz siz olun ve Singapur’a giderken sigara kanununa göre yanınızda paket taşıyın.

17.10.2004